GAÜN’de geçmişten bu güne Kerkük konuşuldu

Yeni yüzyıl savaşı son coğrafyamızın bugünün savaşı da dahil olmak üzere Suriye’nin bir kısmı ve Irak’ta devam ediyor, büyük kıyamet yine Musul ve civarında.

GAÜN’de geçmişten bu güne Kerkük konuşuldu
Telgraf Haber Merkezi
6 Aralık 2017 / 10:32

GAÜN Fen Edebiyat Fakültesi Ömer Asım Aksoy Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen, “Kerkük Türkmenlerinin Gözü ile Geçmişten Bu Güne Kerkük Meselesi" konulu panelin açılışında konuşan GAÜN Rektörü Prof. Dr. Ali Gür, üniversite gençliğine seslenerek, “Musul’u bir yaban eli olarak görmeyelim. Orası bin yıldır beraber yaşadığımız yerler” dedi. 

Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Yurtdışındaki Türkler ve Akraba Toplulukları Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü ile Atatürkçü Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen panelin moderatörlüğünü GAÜN Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yunus Emre Tansu yaparken, Irak Türkmen Cephesi Liderlerinden Kerkük Şehir Meclisi Eski Başkanı Cevdet Zülal, Kerkük Gazetesi Türkiye Temsilcisi Dr. Şemseddin Küzeci ve Irak Türkmen Aktivist Avni Lütfioğlu panelist olarak katıldılar.

Musul’u, Kerkük’ü yaban eli olarak görmeyin

Rektör Prof. Dr. Gür, Musul’un özellikle dünya coğrafyasında Birinci Dünya Savaşı’nın ana, temel sebeplerinden birisi olduğunu belirterek, “Ortadoğu coğrafyasında en fazla petrol yani o zamanın deyimiyle neft yataklarının olduğu yerdir. Bugün bile hala Irak petrollerinin yarıya yakınını Musul vilayet ve çevresinden elde ediyor.

Yeni yüzyıl savaşı son coğrafyamızın bugünün savaşı da dahil olmak üzere Suriye’nin bir kısmı ve Irak’ta devam ediyor, büyük kıyamet yine Musul ve civarında. Musul Misak-ı Milli sınırlarımız içerisindedir. Lozan’da biz orayı devretmedik sadece belli şartlara bağlı olarak belli süreliğine garantörlüğe bıraktık ama zaman içerisinde yeterli gücümüz olmadığı için bıraktığımız yeri tekrar geri alma sorunu yaşıyoruz. Son zamanlarda büyük coğrafyamızda kıyametin kopması da her geçen gün güçlenen Türkiye’nin yeniden o coğrafyada söz sahibi olup eski haklarını talep etmesinden kaynaklanıyor. Gençler sizden ricam; orayı bir yaban eli olarak görmeyelim.

Orası bin yıldır beraber yaşadığımız yerler. Ben Elazığlıyım, Harput ağzı, Kerkük ağzıyla aynı. Kerkük, Harput Erzincan ve Erzurum’a doğru giden ve oradan da Azerbaycan’a geçen bir hat var, aynı ağızdır. Kerkük türkülerini biz şu anda gece-gündüz dinlemekten zevk alıyoruz. Dolayısıyla kültürel olarak da hala biz ruhumuzda yaşıyoruz” ifadelerinde bulundu.

Musul’a da Kerkük’e de biz güç vereceğiz

Öğrencilere tarihi iyi okumaları tavsiyesinde bulunarak, dünya coğrafyasındaki savaşların aslına bakıldığında din, dil birlikteliklerini ayıramayacağını öyle veya böyle bir şekilde bir araya geleceğimizi de bilmelerini isteyen Rektör Prof. Dr. Gür, “Birliğimizi ve dirliğimizi koruduğumuz sürece sadece Türkiye güçlenmeyecek aynı zamanda bize büyük bir özlemle, hasretle bekleyen yanımızda olmak için çaba sarf eden Musul’a da Kerkük’e de Türkmen Dağı’na biz güç vereceğiz.

Onlar biz burada güçlü olduğumuz için direnebiliyorlar. O direnişi kırmamak adına, ne düşünürseniz düşünün farklı fikirlerde olmanız hiç önemli değil ama vatan, millet, dirlik ve birlik adına beraber davranmak ve güçlü bir şekilde hareket etmek zorundayız” şeklinde konuştu.
140. madde doğduğu gibi öldü

Kerkük Meselesinin tarihsel gelişimi hakkında bilgi veren Kerkük Gazetesi Türkiye Temsilcisi Dr. Şemseddin Küzeci, Irak Anayasasının 2005 yılında referandum ile kabul edildikten sonra 58. Maddenin yerine geçici 140. madde getirildiğini ve anayasaya tartışmalı bölgelerle ilgili olarak konulduğunu söyledi.

Kerkük’ün Saddam döneminde bölgenin demografik yapısının değiştirildiğini, 140. Maddenin normalleştirme, sayım ve referandum gibi üç aşamadan oluştuğunu söyleyen Dr. Küzeci, “Referandumunun özü, Kerkük ve tartışmalı bölgeler bağımsız mı olacak, özel statü mü verilecek ya da iki vilayetle birlikte federal bir bölge olarak mı ilan edilecek şeklindeydi.

Kerkük’ün demografik yapısının değiştirildiği için Araplaştırma politikasına maruz kaldı. Kürtlerde Erbil ve Süleymaniye’yi birleştirip, Federal Kürt Bölgesi, Bağımsız Kürt Devleti kurma niyetleri vardı ancak Irak Anayasası Kerkük’ü içine katması için müsaade etmedi çünkü anayasa maddesi ‘kurulmuş bir federe bölgesine bir il katılamaz’ diyor. 140. Maddeye göre normalleştirme sürecinde haksızlığa uğrayanlarla ilgili olarak bir komisyon kuruldu. 41 Bin dava açıldı, bu davalardan 6 bini çözüldü, 35 bin dava ise sonuçsuz kaldı ancak 31 Martta normalleştirme süresi doldu. Normalleştirme gerçekleşmeyince sayım da referandum da olmadı ve 140. Madde doğduğu gibi öldü” ifadelerine yer verdi.

14 Mart 2017 tarihinde Kerkük’te bayrak krizi yaşandığını söyleyen Dr. Küzeci, “Bu tarihte Kerkük Vilayet meclisinde çoğunluk onlardaydı ve bayrak asılması kararını çıkarttılar. Merkezi hükümet anayasaya aykırı buldu, ‘vilayet meclisinin böyle bir hakkı yok’ diye. Kürt bayrağının, Irak Bayrağının yanında devlet dairelerinde asılmasın istediler. Kriz patlak verdi ve Barzani’nin açıklamaları geldi, ‘25 Eylül’de referandum yapacağız’ diye. Referandum, Irak Anayasasının 101. Maddesi’nde ‘Irak Demokratik Federatif Birleşik Bir Devlettir’ diyor. Bağımsızlık bu maddeye aykırı. Yine 119. Madde ve 143. Madde gibi bu üç maddeye aykırı olduğu için referandum yapamazsınız hele bağımsızlık hiç ilan edemezsiniz. Bunların özü önce bir Kürt devleti kurulacak, Kerkük’ü içine alacaklar, tartışmalı bölgeleri içine alacaklar ve bunların sonunda büyük İsrail Devletinin kurulmasını sağlayacaklar. Hem Irak devleti hem de komşu ülkeler İran, Türkiye, Rusya bu tehlikeyi gördü ve karşı çıktılar. 5 Haziran 1926 Ankara Anlaşması gereği Türkiye Kerkük ve Musul’u bir bütün olarak Irak’a bıraktı. Irak resmi bir şekilde bölünürse, Türkiye’nin Musul ve Kerkük üzerinde tekrar hakkı doğacaktır” sözcüklerini kullandı.

Kerkük Türk dünyasının kalesidir

“Kerkük, Musul, Misak-ı Milli sınırı içinde olan bir parçadır” diyen Irak Türkmen Cephesi Liderlerinden Kerkük Şehir Meclisi Eski Başkanı Cevdet Zülal, maalesef bugün yeni sınırlar meydana geldikten sonra Kerkük’ün Türk sınırının dışında kaldığını, Musul’un da Irak toprakları içinde kalan bir şehir olduğunu söyledi. Kerkük’ün bir Türkmen şehri olduğunu, Türkmen kimliğini taşıdığını vurgulayan Zülal, “Kerkük Türk dünyasının bir kalesidir.

Kerkük çoğunluk Türkmen nüfusuna sahiptir. 1957 seçimlerinde Kerkük merkez sayımlarında yüzde 65 Türkmen nüfusuna sahipti. Araplar yüzde 16,17’ye, Kürtler yüzde 16’ya sahipti. O zaman Hıristiyan, Yahudiler de vardı. Ama maalesef Kerkük’ün üzerine Arap politikası, Saddam rejimi döneminde uygulandı. 200 binin üzerinde nüfusu Kerkük’e taşıdılar. Kerkük’ün nüfusu 2003’te 839 bin 875 insan yaşıyordu. Maalesef bugün bir Kürtleştirme politikası 14 yıl içinde uygulandı. Bugün 1 buçuk milyonun üzerinde Kerkük’te nüfus var” sözlerini kullandı.

Kerkük Osmanlı dönemi’nden önce de Türk’tü

Irak Türkmen Aktivist Avni Lütfioğlu, son dönemlerde Türk kamuoyuna yansıyan Kerkük sorununun genel olarak Musul sorunu ve Musul’daki Musul Türklüğü olduğunu belirterek, Kerkük Türklüğün merkezi olduğu için oraya odaklandıklarını ifade etti.

Lütfioğlu, “Kerkük Osmanlı Dönemi’nden önce de Türk’tür, Türk kimliğini taşıyor” vurgusunu yapan Lütfioğlu, sadece Kerkük’ün şehir merkezi olarak tarih boyunca yüzde 90’ının Türk olduğu ifadesinde bulunarak şöyle devam etti: “Kerkük’ün özel bir konumu olarak diğer şehirlerden de bir farkı var. Kerkük kendisi şehir olarak Türk olduğu gibi etrafındaki köyler, kasabalar o bölge Türk bölgesidir. Tarih boyunca böyle gelmiştir.

Bilhassa 1918’den sonra Osmanlı çekildikten sonra Kerkük özel olarak Araplaştırma ve Kürtleştirme politikalarına maruz kaldı. Kerkük ve Kerkük’ün etrafı nüfus yapısı itibariyle zedelemelere uğradı. Zaten bu referandum olayı nerdeyse Kerkük’ün Kürdistan’a katılacak mı katılmayacak mı noktasına odaklandı. Kerkük kimlik itibariyle Türk’tür, Türkmen kimliğini taşıyor” söyledi.

Türkiye’nin yarası Kerkük ve Musul

Panelin moderatörlüğünü yapan GAÜN Fen- Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yunus Emre Tansü konuşmasında, Kuzey Irak’taki referandum aynı dönemde Katalonya’daki referandum, mikromilliyetçilik hareketleri, Irak’ın ve buna paralel olarak İspanya’nın milli birliğinin bozulması girişimleri esnasında çok eski bir sorunun, Misak-ı Milli sınırları içinde bulunan Musul ve Kerkük’ün durumunun da gündeme geldiğini ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Tansü, “Lozan Antlaşmasıyla çözülemeyen Musul Kerkük meselesi daha sonraya bırakılmıştı. Bu konuda yapılan antlaşmalarla bugünkü statüsüne kavuşmuştu. Bu statü ancak İngiliz sömürgesi idaresi altında Irak içindi.

Daha sonra Irak’ta devrim oldu, cumhuriyet kuruldu. Irak ve Musul’un durumu belirsizliğini korumaya devam etti. Hala Misak-ı Milli sınırlarımız içinde olan ancak bugün ciddi anlamda Kürt ve Arap nüfusun yerleştirilerek Kürtleştirilmeye ya da Araplaştırılmaya çalışılan Kerkük ve Musul meselesi hala Türkiye'nin mahşeri vicdanını sızlatan bir yara olarak durmaya devam ediyor. Biz istedik ki Kerküklülerin, Kerkük Türklerinin gözüyle bir de Kerkük meselesini anlayalım, görelim. Biz hep anlaşmalardan, Musul Kerkük Misak-ı Milli sınırları içinde diyoruz. Orada Türkmenler, Türkler yaşıyor, bunların sayısı 1 buçuk milyon diyoruz. Ancak oradakilerin dünyaya, Türkiye’ye bakış açısını hiç ele almadık. Bu vesileyle onu ele almak istiyoruz” diye konuştu.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz