Hedef dünya markası olmak

Hedeflerinin sağlık alanında bir dünya markası yaratmak ve yaşatmak olduğunu söyleyen Polymetal CFO’su Buket Tan, işletmenin son iki yılda yaşadığı dönüşümü anlattı.

Hedef dünya markası olmak
BOSS Dergisi
1 Ocak 2018 / 08:01

Son iki yılda kabuk değiştirmeye başlayan işletme, fason üretimden nihai ürüne doğru yol almakta. Hedeflerinin sağlık alanında bir dünya markası yaratmak ve yaşatmak olduğunu söyleyen Polymetal CFO’su Buket Tan, işletmenin son iki yılda yaşadığı dönüşümü anlattı.

“2015 Eylül ayında dâhil olduğum Polymetal Ailesi, ardında bıraktığı on yıllarda ciddi bir know-how biriktirmişti.

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde seri imalat enjeksiyon kalıpları söz konusu olduğunda akla gelen ilk isimlerden biri olan Polymetal, bölgesel talep doğrultusunda ağırlıklı olarak tekstil makinaları yedek parçalarının imalatını yapmaktaydı. İlk üç ayda yaptığımız ciddi bir fizibilite ve gerçekçi bir SWOT analizi sonucunda kabuk değiştirme mevsimimiz başlamış oldu.”

Kabuk Değiştirme Mevsimini biraz açar mısınız?

Biz yüzde 90 ağırlıklı olarak fasona kalıp yapan ve yine fason olarak parça imalatı yapan bir firmaydık. Sektörel hacmimizin yüzde 70’ini ise tekstil makinaları yedek parçaları oluşturuyordu ve yurtiçine çalışıyorduk. İlk yaptığımız iş derhal bir ihracat ekibi kurmak oldu. Önce hâlihazırda yaptığımız tekstil parçalarının ihracatına yoğunlaştık ve ilk ihracatımızı Almanya’ya gerçekleştirdik. Ardından “on shelf” dediğimiz, rafa koyup herkese satabileceğimiz, tasarımı ve kalıbı bize ait olan ürünler geliştirmeye başladık. Bu noktada medikal ve ağır iş makinaları parçalarına yönlendik. İlk yıl Almanya, İtalya, Brezilya, Hindistan, Singapur, Güney Afrika ve Kamboçya olmak üzere 7 ülkede fuar katılımları gerçekleştirdik. Pazarın durumunu iyi analiz edip, yatırımlarımızı buna göre yönlendirdik.

İlk yılda bu kadar fuar katılımı size geri dönüş sağladı mı?

Bakın bu da anlaşılmayan noktalardan biri. Maalesef pek çok işletme fuar katılımlarını ya fuzuli masraf olarak ya da yurtdışı gezisi olarak görüyor. İhracat yapmak istiyorsanız sektörel fuarlar her şeydir. Masa başında oturarak, mail ve telefonla ulaşabileceğiniz müşteri potansiyelinin en az 6 katına fuarlarda ulaşırsınız, tabii doğru fuara katılmak şartıyla.

Dış ticaret deneyim, öngörü, iyi analiz, sıkı takip ve sabır gerektirir. Biz ilk yılın sonunda 23 ülkeye ihracat yapar duruma geldik. Bu yıl Kasım ayında ihracat birimimiz 2. yaşını kutlayacak ve şimdiden 34 ülkeye ulaşmış durumdayız.

Ağırlıklı olarak hangi ülkelere ve ne satıyorsunuz?

Biz işletme olarak ilk yılın sonunda, tekstil sektörünü tamamen bırakma kararı aldık. Takdir edersiniz ki 25 yılı aşkın süredir tekstil makinaları yedek parçalarına yatırım yapan ve bu alanda 3000’den fazla kalıp sahibi olan bir işletmede, bu kararı almak kolay olmadı. Hatta çevreden “batarsınız, dikkatli olun, yapmayın” vb. gibi tepkiler de aldık. Ancak dediğim gibi doğru fizibilite ve ciddi analiz insanı kolay kolay yanıltmaz.

Biz kararlılıkla medikal parçaların yapımına devam ettik ve ihracatta da bu ürünlere ağırlık verdik. İlk yılı yüzde 63’lük bir büyüme oranıyla kapattık. Ağırlıklı olarak Brezilya, Arjantin, Polonya, Fransa, Litvanya, İtalya, Tayvan gibi sanayileşmiş üretimin olduğu ülkelere çalışıyoruz. Zira ürünlerimiz; yatak, sedye, bebek kuvözleri vb. gibi hastane ekipmanlarının plastik ve alüminyum parçaları olduğu için hedef kitlemizde haliyle üreticiler oluyor. Bu Eylül itibariyle de kabuk değiştirmenin 3. etabına geçiyoruz.

Üçüncü etap planları ve hedefleri neler?

Aslına bakarsanız biz kolları sıvamadan önce ciddi bir stratejik plan hazırladık. Kısa, orta ve uzun vade hedeflerimizi çok iyi belirledik. 3. Etap; uzun vade hedeflerimizi gerçekleştirecek amaçlar, bunlara ulaşma yöntemleri, zaman ve kaynak planlarından oluşuyor. Ana hedefimiz; sağlık sektöründe, son kullanıcıya ulaşacak yenilikçi ve işlevsel nihai ürünler üreterek, hem yurtiçi hem de yurt dışı pazarda sürdürülebilir ve güçlü bir marka bilinirliğine ulaşmak.

Bu hedefe ulaşmak kolay olmasa gerek. Çalışma temposuna nasıl yetişiyorsunuz?

3.etap 5 yıllık bir planlama. Uzun vadeli hedeflere ulaşmak tabii ki zaman alır. Önemli olan ne istediğinizi, nasıl istediğinizi bilmek değil; istediğiniz hedefe ulaşmak için neleri nasıl yapmanız gerektiğini bilmektir.

Hedef uzak olunca, ister istemez adımlar hızlanıp sıklaşıyor. Çalışma temposu bazen insanı zorluyor. Evli ve bir kız annesi iseniz, durum biraz daha çetrefilli bir hal alıyor tabii.

Sanırım anahtar, iyi planlama yapmak, yüksek lisans bana bu beceriyi kazandırdı. Ben lisansımı 9 Eylül Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesinde tamamladım. İngilizce ve Fransızca olmak üzere çift ana dal yapınca, hayat beni ister istemez bir noktada dış ticaretle buluşturdu. Yüksek Lisansı ise Hacettepe Üniversitesi Ekonomi ve Yönetim’de yaptım. Tez konum Kurumsal Stratejik Planlama ve Kurumsal İmaj idi. 4 yıl boyunca yüksek lisansın bana kazandırdıkları paha biçilemez oldu. Kaliteli bir üniversitede, alanında yetkin ve oldukça zorlayıcı hocalarım oldu. Bugün bizi çok zorladıkları için, onlara o kadar müteşekkirim ki anlatamam.

İyi bir eğitim almış olmak sanırım işleri kolaylaştırıyor?

Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, eğitimden kasıt diploma ise pek de bir işe yaramıyor, çünkü diploma öğrendiğiniz konuları belgeleyen bir kağıt. Eğitim ise öğrenimden çok farklı ve öyle size diploma falan vermeyen bir kurum olan aileden başlıyor.

Ben annemle babamı ellerinde kitapla hatırlarım hep, okurlardı ve Allah uzun, sağlıklı ömür versin 70’indeler ve hala da okuyorlar. Ben hep kütüphanesi olan bir evde yaşadım, evlendiğimde eşimden de ilk istediğim salon mobilyası değil kütüphanenin kurulması oldu.

Öğrenmek önemli değil demiyorum, tabii ki önemli ancak öğrenebilmeyi öğrenmek konusunda eğitilmek daha önemli. Zira öğretiler zaman içinde değişebiliyor. Eğer yeni bilgileri öğrenebilecek ve onları mevcut durumda işleyebilecek eğitiminiz yoksa, hızla değişen toplum ve dünya düzenine yabancılaşıyor ve ayak uyduramıyorsunuz.

Bu durum bireyler için olduğu kadar işletmeler için de geçerli. Günümüzde hemen hemen her yıl pazarlama stratejileri baştan yazılır hale geldi. Sosyal medya gerçeği her geçen gün ivme kazanıyor. Artık eskisi gibi 5 yıllık kesinleşmiş pazarlama stratejileri hazırlayabilmek mümkün değil.

Siz pazarlama konusuna oldukça fazla önem veriyorsunuz. Sosyal medya ve e-ticaretle ilgili düşünceleriniz neler?

Pazarlama bir işletmenin can damarıdır. Bütün birimleri o besler. Pazarlama düzgün çalışmazsa satış birimi hedef tutturamaz. Ar-ge müşteriden feedback alamadığı için, doğru ürünü geliştiremez. Üretim, pazar analizi düzgün yapılmadığı için satılamayacak ürünler üretmeye başlar, stok saçma sapan şişer ve işletme bunun maliyetine katlanamaz hale gelir. Kurum müşterisine kendini ve ürünlerini düzgün anlatamadığı için, itibar kazanamaz ve marka değeri yaratamaz. Sonucunda çok düşük karlılıklarla ve hatta bazen karlılık olmaksızın çalışmaya başlar. Tüm bunlar ve burada sayfalarca yazsanız yetmeyecek gerekçelerle, kurumda çöküş başlar. Özetle pazarlama candır.

İşletmeler ne yazık ki hep üretim veri kayıtlarıyla uğraşırlar. Hâlbuki en sağlam verinin tutulması gereken birim pazarlamadır. Pazara niye girememişiz, güçlü bir rakip mi var, satış fiyatı ve iskonto oranları neymiş, kültürel bir çatışma mı var, şirket ya da ürün algımızda mı bir sıkıntı var, fiyat politikamız mı yanlış gibi, pek çok hayati sorunun cevabı pazarlama birimindedir.

Pazarlama ne ürün satışıdır, ne de reklam vermektir. Pazarlama yol alan bir aracın içindeki sürücüdür. Direksiyonu ne zaman nereye kıracağını, nerde frene nerede gaza basılması gerektiğini belirleyen temel akıldır.

Tüm bu sebeplerle sosyal medyayı ve e-ticareti de içine alarak, çok düzgün bir pazarlama politikası kurmak ve canlı tutmak zorundayız. Hedef sağlık alanında bir dünya markası yaratmak ve yaşatmak olunca, ayağı yere sağlam basan ve sürdürülebilir politikalar belirlemek gerekiyor.

Size çıktığınız yolda başarılar diliyoruz. Merak ediyorum kişisel hayatınızda da bu kadar planlı mısınız?

Güzel ve beni yakinen tanıyan hemen herkesi oldukça güldürecek bir soru. Sanırım iş yaşamında sürekli planlama yapmak ve bunlara uymak zorunda olmanın üzerimde oluşturduğu baskıyla, özel hayatımda genellikle oldukça plansızımdır. Haftaya Çarşamba yemeğe çıkalım dediğim bir arkadaşımı, Pazartesi günü arayıp, benim canım bugün görmek istiyor seni müsait misin diye sorabilirim. Ya da bayram tatilini Ege’de geçirelim diye konuşup, soluğu Karadeniz’de alabilirim. Bu noktada konuşurken tek dikkat ettiğim kişi kızım sanırım, çünkü eğer bir şey söyleyip de değiştirirsem inanılmaz kızıyor ve çok uzun bir süre sürekli hatırlatıp kızmaya devam ediyor.

Çocuklara verilen sözlerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kızıma bir konu hakkında söz verirken iki değil, beş kez düşünüyorum çünkü bana olan güvenini sarsmak ya da hayata olan bakış açısını etkilemek gibi sonuçları var tutulmayan sözlerin.

Hayatta en çok kızdığınız şey nedir?

Beni kızdıran sonrasında da umutsuzluk ve karamsarlığa sürükleyen şey, bir hatanın aynı kişi tarafından tekrar tekrar yapılmasıdır. Yanlış anlaşılmak istemem, ben hata yapılmasına kızmam, hatta bazen faydalı olduğunu düşünürüm, çünkü hiç hatası olmayan insan bana göre yaşamıyor ve yeni şeyler denemiyor demektir. Elbette hatalar ders çıkarılabiliyorsa, insanı olgunlaştırır. Ancak aynı hatanın aynı kişi tarafından tüm uyarılara rağmen tekrar yapılması, beni kızgınlığın ötesinde o kişiyle ilgili umutsuzluğa sürüklüyor.

İşletmeler için de durum farklı değil, bu sebeple Polymetal olarak da, geçen sene yaptığımız hataları bu yıl yapmamak için çaba sarf ediyoruz. Tabii ki kişiler gibi işletmelerinde hataları ve problemleri var. Bu problemleri tespit edip kaynağında çözmekle mükellefiz. Temel amaç, bu yıl geçen yılki problemlerle değil de yeni problemlerle uğraşmak.

Peki en çok neyden keyif alırsınız?

Sanırım herkes gibi benim de en değerli ve kıymetli parçam ailem. Çok şanslıyım ki mükemmel bir eşim, dünya tatlısı bir kızım ve her ihtiyacım olduğunda yanımda olan bir ailem var. En keyif aldığım şey, hep beraber bir şeyler yapmak ve ne olursa; bir yemek ya da beraber bir yerlere gitmek veyahut birlikte puzzle yapmak, hiç fark etmez.

Hayattaki en büyük idealiniz nedir?

Geçen gün bir araştırma yazısı okudum. Dünyanın çok farklı ülkelerinden ölüme yaklaşmış on binlerce insana aynı soruyu sormuşlar; “Hayatınızı tekrar yaşama şansınız olsaydı, neleri değiştirmek isterdiniz?” diye. Verilen cevaplara istinaden de 20 maddelik bir pişmanlıklar listesi çıkmış ortaya. Herkesin ortak 20 pişmanlığı; keşke çocuklarım büyürken daha çok sevseydim ve zaman ayırsaydım, keşke arabayı yenileyeceğim diye o kadar çok çalışıp eşimi ihmal etmeseydim gibi liste uzayıp gidiyor.

Hayattaki en büyük idealim, ölmeden önce o listede yer alan pişmanlıklardan herhangi birine sahip olmamak.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz