Risk almasam başarılı olamazdım

Ömer Can… Kamuoyunda bir çok isim onu Şahinbey Belediye Başkanlığı yaptığı dönemden tanıyor ama o 37 yıllık tecrübeye sahip bir inşaat mühendisi.

Risk almasam başarılı olamazdım
Hüseyin Küpeli
30 Eylül 2017 / 09:40

Müteahhitliğin yanı sıra da Gaziantep’te yıllardır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görev yapmış bir isim. Aktif siyasete nokta koyduğunu açıklayan Ömer Can, partisiyle olan bağlarını hiçbir zaman koparmadığını, partisinin bir neferi olarak çalıştığını söyledi. Can, risk almanın önemine dikkat çekerek “Eğer biz Şahinbey’de risk almasaydık, bir çok şeyi göğüsleyemez ve başarılı olamazdık” dedi.

Gaziantep’te herkes sizi özellikle belediye başkanlığı yaptığınız dönemden dolayı yakından tanıyor ama biz “Ömer Can kimdir” diye sorsak, siz kendinizi nasıl tarif edersiniz?

İlk okuldan sonra 18 yaşına kadar terzilik mesleğini yaptım, iyi bir terzi kalfası iken, orta okula, yaşımı küçülterek yeniden devam ettim. 1974’te liseyi M.Rüştü Uzel Endüstri Meslek Lisesi Elektrik bölümünü bitirdim. Sonra Yıldız İ.D.M.M.A ‘si İnşaat Fakültesi’nden 1980 yılında mezun oldum. Bir Gaziantep sevdalısı olarak şehrimin ve insanlarımın dertlerini her alanda hisseden ve “şehrim için ne yapabilirim” arayışı içinde çeşitli S.T.K.’larda ve vakıflarda görev aldım. Şehitler diyarı Gaziantep’in sokaklarına çöp atmak, tükürmek hatta sigara izmariti dahi atmanın caiz olmayacağı kadar, bu şehrin manevi kutsallığına inanmış biri olarak, insanlarımızı nasıl daha güzel ortamlarda yaşatır ve mutlu yarınlara taşırız arayışı içinde olan bir vatan sevdalısıyımdır.

Çalışma hayatına ne zaman başladınız?

Askerlikten sonra 1983-1984 (13 ay) Gaziantep belediyesinde çalıştım. 1984 yılında istifa ederek serbest çalışmaya başladım. Şehir pasajında 17 m2’lik bir büro açtım. O zaman Özel Yapı Ortaklığı diye bir sistem vardı, 2 bina yaptım. Ama sıkıntılı ve şaibeli bir iş olduğunu görünce bir daha yapmadım. Mimar ve mühendis arkadaşlar o dönemde mesleki açıdan çok sıkıntı çektiler. Meslek hayatımın dönüm noktasındaki isim değerli dostum M.Sait Kasapbaşıdır. Belediyeden ayrılmamda Allahın izniyle vesile olmuş, cesaret vermiş, destek olmuştur. Benim yap-sat müteahitliğe başlamamda ağabeylik etmiştir. 1986’da birlikte benim yetişmem için bir bina yapıp satmaya başladık derken altı bina ortak yaptık ve çok şey öğrendim, her zaman abi diye hitap eder saygı duyarım. 1990-2004 yılları arasında Müteahhitlik işlerime devam ettim. 1981’de meslek hayatıma askerlik öncesi Önder İnşaat firmasında başladım ( 3 ay ) Sayın Vahit Sıttıkoğlu beyin çok iyiliğini gördüm, her zaman saygı ile yad ederim. Sonra rahmetli Mimar Muharrem Özbadem, M.Sait Kasapbaşı, Necati Kanalıcı gibi birçok değerli arkadaşlarla yakın dostluklarım olmuştur.

Geçmiş yıllarda meslektaşlar arasındaki ilişkiler nasıldı?

Meslektaşlarımla aramızda hiçbir zaman bir rekabet ortamı görmedim. Hep arkadaş, meslektaş ilişkisi ön planda oldu. Bir sıkıntımız olduğunda birlikte istişare etmekten sormaktan imtina etmezdik, bilgi ve tecrübe paylaşımı ön planda oldu. Fkirleri paylaştıkça ufkumuz daha çok açılır, hata azalır ve daha güzel proje, imalat ve sonuç elde ederdik. Bilhassa proje aşamasında olgunlaşıncaya kadar çok emek ve zaman ayırırdık. Çünkü projeye göre üretim yapacağımız için kilit projede başlardı. ‘’Ben olsam nasıl kullanırım, nasıl olmalı’’ sorusu hep cevap bulması gereken sorumuz olmuştur.

O günün koşullarında çalışma hayatının zorlukları nelerdi?

Her sektörün her zaman kendine göre zorlukları olmuştur. Bizim zamanımızda bilgisayar ve programlar yok denecek kadardı. Mimari ve statik projeleri elle çizer hesapları elle yapardık günler sürerdi. Bu gün teknoloji sayesinde meslektaşlar çok şanslı… Sonra finans ayrı bir olaydı, öz kaynaklarınıza göre çalışırdınız. Şimdiki gibi banka – konut kredisi yoktu, faizler çok yüksekti. Müşteriye 20-24 ay vade yapar senet olarak satıp yapardık.

İnşaatın, imalat aşamasında daima çok iyi takip edilmesi gerekir. Sabah şantiyeleri gezer yapılan bütün imalatı tek tek kontrol ederdik. Öyleki inşaattan çıktımızda paçalarımız çimento, harç ve tozdan batardı. Takip sonucu işin kalitesi gerektiği gibi olur, takip etmeseniz ustaların yaptığı gibi olur, dönüşü telafisi olmaz iş ne sizin yüzünüze güler nede müşterinin, ustada bir daha görünmez. Bütün eleştiri ve memnuniyetsizlik size kalır. Onun için biz öğleye kadar büroya gitmezdik.

“AKTİF SİYASETİN İÇERİSİNDE DEĞİLİM”

Siyasetle aranız nasıl, şu an geldiğimiz noktada siyasetin neresindesiniz?

Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki biz makam, unvan vs. için değil millete hizmet siyaseti yapmak için talip olduk ve sadece hizmetle meşgul olup milletin gönlüne girdik. Ben, belediye başkanlığı görevini 2009’da teslim ettiğim gün itibariyle, aktif siyasete nokta koydum. Aktif siyasetin içerisinde değilim. Ama partimin bir üyesiyim. Her zaman devletimin, milletimin hizmetinde olmayı ideal edinmiş birisi olarak çalışmalarımı kendi çapımda, kendi çevremde yürütüyorum. Siyasette olmak demek, illa her yerde görünmek demek değil. Siyasetten uzak değilim . Geçmişte görev yapmış aynı zamanda eserleri ortada birisi olarak, bana düşen bir görev olursa da her türlü katkıyı sunmaya hazırım. Bunu da ben mevcut belediye başkanlarıma, hayırlı olsun ziyaretlerimde deklare etmişimdir. Olursa ihtiyaçları buradayız. Göreve gelen şahıslar nasıl birinden devir alıyorsa, bir günde kendisi başkasına devir edecektir. Bunu içine sindirenler talip olmalıdır. Asıl olan görev sonrası sokaklarda gezebilecek hizmet ve itibar la görevden ayrılabilmektir.

“RİSK ALMASAK, BİR ÇOK ŞEYİ GÖĞÜSLEYEMEZDİK”

Peki şu anda Gaziantep’in en önemli sorunları nelerdir size göre?

Bu şehirde görev yapan arkadaşlarımızın risk almalarını istiyorum. Eğer biz Şahinbey’de risk almasaydık, bir çok şeyi göğüslemeseydik, biz Şahinbey’i bu hale getirmekte başarılı olamazdık. Bizim 5 yıllık süre içerisinde aldığımız riskler, yaptığımız doğru tespitler, tabiri caizse şarampole yuvarlanmış bir aracın tekrar vinçle kurtarılıp, asfalt yola konulup, aracın bakımı ve revizyonu yapılıp, 5.vitesle giden bir noktaya getirilmiştir. Risk almadığınız zaman günlük şeylerle meşgul olursunuz. O mevkiye geliyorsanız risk alacaksınız, alamıyorsanız zaten o noktaya gelmeyin. Boşu boşuna milletin 5 yılını heba hakkınız yok. Ben kendimde o hakkı görmüyorum. Bu yüzden günlük çalışma sürem, 16 saatin altına düşmezdi. Mesaiden sonra ekibimle gece tespitlerine çıkardım. Şurada şu projeyi düşünüyoruz, burada bunu yapalım diye. Tespitleri iyi yapıp altyapıya girmek lazım.

Bu şehrin en önemli problemlerinden bir tanesi, şehirleşme ve yapılaşmanın dışında trafik sorunudur. Trafiği çözmenin en önemli yollarından bir tanesi yer altı otoparkları yapmaktır. Her gün araç çıkıyor piyasaya ama caddeler sabit. Yer altında en az 3 katlı otoparklar olmalı. Bunun örneğini biz o imkansızlıklarımız içerisinde Şıhcan bölgesinde 400 araçlık yeraltı otoparkı yaparak gerçekleştirmiştik. Ben 1 tane yaptım, o günden beri kaç tane yapıldı bilmiyorum. İkincisi, tek yönlü yollara dönüşmek gerek. Gaziantep’in sokakları dar olduğu için karşılıklı gidiş dönüşler kalkmalı. Zaten yolun iki tarafı otopark olunca, daha da kötü oluyor. Bu çalışmaları ben kendi dönemimde başlattım, o zaman çok eleştirildim ama bugün geldiğimiz noktada daha çok ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkıyor. Mesela ben bir Kent Konseyi Toplantısı’nda, Fevzi Çakmak Bulvarı’nı örnek vererek, ortadaki çim refüjün kaldırılarak, trafikte acil durumlarda, ambulans v.s araçlar için geçiş üstünlüğünde kullanılmasını önerdim. Orta refüjleri ağaçlarla işgal etmek, 30 yıl önceki Gaziantep için çok güzeldi ama artık lüks. Bir ambulans dakikalarca yollarda vakit kaybediyor. En azından bir bölgede pilot uygulama yapın ve sonuçları görün. Böyle bir durumda bir kişinin hayatının kurtarılması, orada sağlı-sollu park yapan araçlardan çok daha önemli değil mi? Bu arada, yeni yerleşim bölgelerinde geniş yollar yapılmalı. Yeni yapılan binaların altına en az 3 katlı otopark olmak zorunda. Siz vatandaşın arabası varsa ‘sokağa koyma’ diyemezsiniz. Bizim zamanımızdaki gibi küçük binalar yapılmıyor, şu anda yapılan binalar çok daireli. Bunların otoparkı, sığınağı yapılmış mı, şartları koyacaksınız ve denetleyeceksiniz.

Peki siz mühendis kökenli bir belediye başkanı olarak, Şahinbey’de modern kentleşme adına neleri değiştirdiniz?

Gaziantep deyince Şahinbey ilçemiz anlaşılır. Gaziantep deyince tarih, kültür istiklal ve hürriyet için verilmiş mücadele ‘’ Antep harbi ve dünyanın tek gazi şehri Gaziantep akla gelir. Ancak bu vatan evlatlarına bu unvan içi boşaltılmış her 25 Aralıkta yapmacık Çete - Fransız askeri karşılaşma ve çatışma şovu olarak anlatılır ve geçilirdi.’’ Oysa, 6317 şehit verdiğimiz ve övüp durduğumuz şehitlerin mezarları bile bilinmiyordu. Soruyordum kendi kendime çocuklarımıza bunu nasıl anlatacağız diye… Şehreküstü’ deki şehitler kütüphanesi , şehitler hamamı, şehitler parkı şehitler caddesi ile bilinen bölge meğer bir kısım şehitlerimizin defnedildiği alanmış.

Bunu tarihi kaynaklardan belgelerle tespit edilince harekete geçtik ve bu alanı şehitlik haline getirmekle bir nebze olsun vefa borcumuzu ödemeye çalıştık. 1935 yılında devlet töreni ile şehitlerin kemikleri Çınarlı Parkı’nda yapılan Şehitlik Anıtı’nın altındaki bir odaya nakledilmiştir. Sayın Adil DAİ beyle ‘’SAVAŞ MÜZESİNİ’’ kurduk ve vatandaşlarımızın güven duyarak verdikleri alet ve silah vs. burada sergileyip, tarihi olayları, kahramanları ve yaşanan Antep harbi acılarını, yokluğunu ve iman dolu yüreklerin destanını anlattık. Bu vesileyle canlı tarih sayın Adil DAİ beye şehrim ve milletim adına şükranlar sunuyorum. Bununlada yetinmedik, Antep harbinin üniversiteler önderliğinde bilimsel , belgeler ve hatıralar ışığında Fransa ve İngiltere’den binlerce belge arşivlerinden getirilerek araştırılmasına vesile olduğumuz gibi STK’lar tarafından da her 25 Aralıkta kutlama ve bilimsel konferanslar düzenlenmesine vesile olduk. 2004 öncesi bu konuda yapılan kapsamlı bir çalışma ve eser varsa ben bilmiyorum.

Tarihçi merhum Turgut Özakman bir gün Ticaret Odası’nda bir konuşmasında ‘’ Antepliler gene bir ilki başardınız. Yıllardır bu vatanın her şehri kasabası, köyü kurtuluş savaşı yaşadı ve acı çekti. Bunu gelecek nesillere aktarmak için savaş müzelerini kurup, bu vatanın nasıl kurtarıldığını hangi bedeli ödeyerek bize miras bırakıldığını anlatmalıyız’’ demişti. Şehitlik ve Savaş Müzesini yapmakla kalmayıp bunları kitap ve bülten haline getirerek TBMM, Bakanlıklar, Valilikler, Kaymakamlıklar, Milli Eğitim Müdürlükleri başta olmak üzere Türkiye çapında dağılım yaptık. Bugün gururla izliyorumki birçok il’de bu proje hayata geçiriliyor. Bu proje en büyük eserim olmuştur. Şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Şahinbey’in çarpık yapılaşması herkesin malumuydu. Bilhassa protokol yolundaki gecekonduların görüntüsü içler acısıydı. Havaalanı yolunu kullanan işadamlarımız, sık sık bizlere ve bakanlarımıza “Şehre bir misafir getirmeye utanıyoruz” diye dert yanardı. Gaziantep’in adı moderndi ama daha uçaktan inip, şehre ilk girişte gecekonduları görüyordunuz. Biz, kentsel dönüşümü, Türkiye genelinde ilçe belediyeleri bazında ilk uygulayan belediyelerden birisiyiz. Serinevler’de tam 450 dönüm 1. Etap 150 dönümlük alanda bin küsür konut yaptık. Bu alanda tek başarılı belediye olduk ve Türkiye çapında birincilik ödülüm var. Orada 800 binayı yıkarken belediyemizin kasasından yaklaşık 35 milyon tl para ödedik nerden nereye, Vatandaşı mağdur etmeden, ahını almadan, hak ettiğini vererek, bu projeyi yerine getirdik. Havaalanı yolunu güzelleştirdik. Düztepe’ye çıkarken Çamlıca bölgesini kentsel dönüşüm alanı ilan etmiştik, imar tadilatlarını yaptık. Bizden sonra arkadaşlar devam ettiler. Biz 3 nokta belirlemiştik, diğeri Türktepe- Yazıcık bölgeleriydi. Bizden sonra arkadaşlar oraya da devam etti.

Bunlar doğru projeler. Önemli bir şey daha, Şahinbey’de kırmızı bir çizgi çekerek gecekonduyu durdurduk. O kırmızı çizginin dışına çıkana asla müsaade etmedik. Buradaki kararlılıkla çarpık yapılaşmayı önleme şansını yakaladık. Tehdit edenler oldu ama bundan asla geri adım atmadık. Çünkü şahsi bir şey değil, şehrin geleceğiyle ilgili karar veriyorsunuz. O makama, o yetkiye bunlar için gelmişiz. Şahinbey’de modern şehirciliğin ilk temelleri tamamıyla bizim zamanımızda atılmıştır ve sonrasında da devam ettirilmiştir.

Şu andaki Yeşilvadi bizim projemizidir. Bugün Karataş’ta herkesin imrenerek baktığı Şahinler Vadisi dediğimiz park, afedersiniz keçi yürümeyen bir bölgeydi. 300 dönümlük vadi oluştu. Şehrin değil, bölgenin en büyük parkı. Süreç içerisinde, imkanlar ölçüsünde, sosyal donatılarıyla halkın ihtiyaç duyacağı her şeye cevap vermeye çalıştık. Görevi aldığımızda kasamızda 42 bin lira para, 20 milyon TL’de borcumuz vardı, bunu da hatırlatmalıyım. Karataşta nüve konut projesini iptal edip parasını geri ödedik ve akkenti oluşturup yeni bir gece kondu bölgesini önledik. Karataşta dönemimizde 650 dönüm toplam park yaptık.

“BİRBİRİMİZİ RENCİDE ETMEYECEK ŞEKİLDE YAŞAMALIYIZ”

Siz hem müteahhitlik, hem belediye başkanlığı yaptınız. Vatandaşın daha düşük rakamlarla konut sahibi olabilmesi için, yerel yöneticilere ve müteahhitlere hangi görevler düşüyor. Masanın her iki tarafında da oturmuş bir isim olarak, bunu açıklar mısınız?

Belediyeler imar yapmakla yükümlü, bilhassa tarıma elverişli alanların dışında imar yapmak lazım. Tarım alanlarını bitiriyoruz. Bunların hemen yanında kırsal alanlar var. İkincisi, haddinden fazla alanı imara açmamak lazım. Ben kendi dönemimde, Yaşar beyden kalan imar planlarını imara açmadım. Niye? Şehrin her tarafında o kadar boş arazi ve arsalar var ki, herkes “arsam kıymetlensin, değeri 1 lira iken 100 lira olsun” diye rezerv olarak tutarken, siz kalkın şehirden 5-10 kilometre ötede imara yer açın. Tamam açalım, parselasyonu da yapalım. Vatandaş gelip tapusuyla beraber “ben buraya inşaat yapmak istiyorum” dedi. Buranın altyapısı, kanalı, elektriği, suyu, doğalgazı nasıl gidecek? Ben dedim ki, öncelikle şehrin içerisindeki boş yerler doldurulsun. Kaldı ki 5 yıl içerisinde oralar bile doldurulamadı. Bir defa bununla ilgili yasal bir düzenleme gelmeli. Arsasını elinde 5 yıldan fazla tutana müeyyide uygulanmalı. Yani ekonomiye katılmalı. Dağdaki yere altyapı götürmek kolay mı, bu milletin parasına yazık değil mi?

Müteahhitlerimiz elbette ticari bir çalışma yapıyor. Bir emek harcıyor, bunun da karşılığını almak istiyor, bu gayet doğal. Eğer siz arsa üretimlerini, arsa verimliliklerini iyi planlarsanız müteahhit arkadaşlar da mutlu olacaktır. Makul olacak ölçüde yaptığı işin karşılığını alabilecek bir kar oranı eline geçiyorsa, müteahhit bununla yetinebilmeli. Bir önemlisi de, aile yapımız artık çekirdek aileye dönüştüğü için aşırı büyük 4+1, 5+1 konutlardan artık vazgeçmeliyiz. Ben 7 kardeş ile anne-baba dahil 9 kişi ile 2-3 odalı evde büyüdüm. Elbette şimdi böyle yaşamayalım ama bugün bir evde sadece 1 veya 2 çocuk var. Bizim zamanımızda yatılı misafir olurdu, şimdi bu da kalmadı. İnsanlar misafirlerini lokantada ağırlıyor, otelde de konaklatıyor.

Bu insanların evlerine bakıyorsunuz 200-300 metrekare. Neyin standardı bu? Ekonomik yaşamayı öğrenmeliyiz. Yüzde 60’ını kullanmadığımız ev, benim için ölü yatırımdır. Bu toplumun bir çok sosyal ihtiyaçları var. Bunları göz önünde bulundurmalı, birbirimizi rencide etmeyecek şekilde, ortak değerler içerisinde yaşamayı bilmeliyiz. Dikey binalar yerine, yatay binaya geçmeli topraklarla teması kesmemeliyiz. Tabiri caizse modern insan kümeslerinden kurtulmalıyız. Ben hep söylerim, uzağa bakmasını öğrenmeliyiz. 5 yıl, 10 yıl değil, baktığında en kısa süre olarak 50 yıl sonrasını görebileceksiniz. 50 yıl sonrasına da bak bakabildiğin kadar ki, ufkunun ne kadar olduğunu göreyim. Şehirler ancak bu şekilde kalıcı ve sağlıklı olur. Aksi halde şehirler yap-boz olur.

İyi yetişmiş,konulara ve olaylara vakıf yaşayan vizyon sahipleri yetiştirmeliyiz. Unvan etiket derdi değil hizmet derdi olana ihtiyaç var. ‘’Kişi ola ki yerinde bıraka bir eser, eser bırakmayanın yerinde yeller eser.’’ 


Etiketler

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz