Psk. Y. Emre Yılmaz

Psk. Y. Emre Yılmaz

Anlamsızlık

Hayatında bir anlam bulamayıp intihar eden bir kimsenin intihar notundan alınmış bir bölümle başlamak istiyorum yazıya. “Bir işle meşgul olan mutlu bir moron grubunu düşünün.

Açık bir alana tuğla taşıyorlar. Tuğlaların hepsini bir alanın ucuna dizer dizmez, bunları karşı tarafa taşımaya başlıyorlar.

Bu hiç durmaksızın devam ediyor ve yılın her günü aynı şeyi yapmakla meşguller.

Bir gün moronlardan biri kendi kendine ne yaptığını soracak kadar duraklıyor.

Tuğlaları taşımanın ne gibi bir amacı olduğunu düşünüyor.

O andan itibaren yaptığı işten daha önce olduğu kadar mutlu değildir. Ben neden tuğlaların taşındığını merak eden bir moronum.”

Anlam meselesi felsefede ve psikoloji literatüründe kendine bolca yer edinmiştir.

Varoluşçu yazar Sartre da hayattaki anlam kaybını şöyle tasvir etmiştir: “Her şey nasıl da değişmeye başladı… Şimdiye kadar sıcak ve yaşayan bir şeyin beni sardığını hissediyordum, dostane bir varlık gibi.

O şey artık öldü. Ne boşluk. Ne sonsuz bir boşluk.”
“Anlam”ın kelime anlamına bakarsak tutarlılık, çerçeve, mana gibi kavramlar çıkar karşımıza.

Hayatın anlamı dediğimiz zaman ise kişinin hayattaki istikametini belirleyen çerçeve, hayattaki hedefleri gibi meseleleri anlıyoruz.

Anlamsızlık, hayatta bir istikamet belirleyememe, boşluk hissi, izole olma hissi, uyuşukluk gibi kavramların hepsi hayatta anlam bulamamanın farklı tezahürleri…

Peki içinde bulunduğumuz çağda insanlar neden yoğun şekilde anlamsızlık duygusu taşıyor? Çünkü insanlık milyonlarca yıldır hiç olmadığı kadar son 50 yıldır gelişmekte.

Sürekli bir değişim, dönüşüm yaşanmakta, hızlı olmak, özgün olmak, başarılı olmak adeta bir put haline getirilmekte.

Nesiller arası farklılıklar uçurum boyutuna gelmekte ve insanlar bu özgürlükle ne yapacaklarını bilemez haldeler.

Bundan bir yüz yıl öncesini düşünelim. İnsanlar çok kısıtlı bir sosyal çevrede, kendi anne babalarının, dedelerinin değer yargılarını kabul eder, daha dertsiz tasasız bir hayat sürmektelerdi.

Ama modern çağ insanın öyle bir lüksü yok! Modern çağ insanı bu baş döndürücü özgürlükle ne yapacağına karar vermek zorunda.

Ya moronlar gibi kafamızı kaldırmadan, önümüze sunulanı, bize verilen rolleri oynayacağız ya da özgürlüğün baş döndürücülüğüne katlanıp, kendimize ait değerleri ve anlamları bulmak için yola koyulacağız.

Unutulmamalıdır ki insan zorlanmadan, düşüp kalkmadan, değer yargılarını gözden geçirmeden gelişemez.

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz