Psk. Y. Emre Yılmaz

Psk. Y. Emre Yılmaz

Çocukluk Yaşantıları ve Bağlanma Travması

Her çocuk anne rahmine düştüğü andan itibaren Dünya ve kendisiyle ilgili algısını oluşturmaya başlar. Dünya nasıl bir yer? Ben sevilmeye değer miyim? İhtiyaçlarım önemseniyor mu? Psikoloji tarihine damga vurmuş en önemli kuramlardan biridir Bowlby’nin bağlanma kuramı.

Bağlanma kuramına göre; ilk çocukluk yıllarımızda annemizle kurduğumuz ilişkinin niteliği, bizim bütün hayatımız boyunca psikolojik sağlığımızı önemli ölçüde etkiler. Yani biz hayatımızın ilk birkaç yılında annemiz tarafından değerli olduğumuzu hissetmemişsek, yeteri kadar sevgi alamamışsak, tatmin olacak kadar iyi dokunuşlar almamışsak bunun yokluğunu ömür boyu hissederiz.

Bunun yokluğunu hissetme biçimimiz hayatımızın her evresinde farklı olur. 2 yaşında tuvalet alışkanlığı kazanırken zorlanırız, ilkokula başlarken annemizden ayrılırken çok daha fazla kaygılanırız, ergenlikte hoşlandığımız birine açılamayız, yetişkinlikte yakın ve tatmin edici ilişkiler geliştiremeyiz.

Çünkü hayatın ilk birkaç yılı bizim dünyayla ve kendimizle ilgili, diğerleriyle ilgili düşüncelerimizin, bakış açımızın şekillenmeye başladığı zamandır. Yani hayatımızın ilk yılları bir binanın temeline benzer. Burada annemiz bizim dünyamızdır. Babamızın konumu ikincildir.

Babanın varlığı ve yakınlığı da psikolojik sağlığımız için çok önemli olsa da en kritik önem annemizin bizimle kurduğu ilişkide saklıdır.

İstenmeyen bir çocuksak, annemiz hamilelik esnasında ve hayatımızın ilk yıllarında depresifse veya mutsuzsa bu çocuğu çok derinden etkiler.

Mutsuz bir annenin çocuğunun hayat dolu olma ihtimali çok düşüktür.

Anne eğer bebeğinin ihtiyaçlarına duyarsızsa, gereğinden az veya olması gerekenden çok daha fazla bakım ve sevgi vermişse; bu çocuk için oldukça travmatiktir.

Bağlanma travması dediğimiz şey de işte tam olarak budur.

Anne babaların çocuk yapmaya karar verirken tüm bunları incelikle düşünmesi gerekir.

Psikolojik olarak biz sağlıklı değilsek veya kişisel olarak olgunlaşmamışsak; dünyaya gelecek çocuk için risk faktörü oluşturuyoruz demektir.

Anne babasına sağlıklı bir şekilde bağlanamamış yetişkinler, çocuklarıyla da sağlıklı bir ilişki kuramaz. Böylece bu travmatik durum nesilden nesile aktarılır durur. Kaygılı anne, kaygılı bir çocuk yetiştirir.

Kaygılı çocuk da büyüyüp, yetişkin halini aldığında o da kaygılı çocuklar meydana getirir.

Bu döngüyü kırmanın yolu, kişinin kendi içine dönüp çocukluk yaşantılarını anlamlandırmasıdır.

Fakat bunu kişinin kendi başına yapması oldukça güçtür. Bunu bir ruh sağlığı uzmanının rehberliğinde yapmak daha sağlıklı olacaktır.

Geçmişin yükünü, sıkışmışlığını üstümüzden atmak, bugünümüzü daha sağlıklı ve doyumlu yaşamamızı sağlayacaktır.

Geçmişimizle yüzleşmek ve şimdinin, seçimlerimizin sorumluluğunu almak kaygı vericidir ve cesaret ister.

Peki sen kendin gibi olma cesaretine sahip misin?

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz