Bünyamin ACAR

Bünyamin ACAR

Gittim, gördüm, yazdım! Güzergah Rize-1

Dilerseniz konuya en başından başlayayım ki, konunun ne olduğu tam anlaşılsın ve güzergahı öyle belirleyelim.

Tabii bir de kimse “Nerden çıktı bu Rize” demesin!

Rize’de faaliyet gösteren Rizem Kültür ve Turzim Derneği, Rize ile Güneydoğu Anadolu’da bulunan iller arasındaki kültürel bağı geliştirmek, iletişimi güçlendirmek ve turizm potansiyelini artırmak amacı ile titizlikle hazırlanmış bir proje ile yola çıkıyor ve İçişleri Bakanlığı’nın da desteği ile proje hayata geçiriliyor.

Projenin adı: “"Doğu Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu Kültür ve Turizm Köprüsü Projesi".

Projenin ilk ayağında Rizem Derneği üyeleri Güneydoğu Anadolu illerinde, yani bizim bölgemizde Gaziantep, Adana, Batman, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa illerinde ziyaretlerde bulunuyor ve bu bölgede düşündüklerinin de çok ötesinde bir ilgiyle karşılanıyor ve ağırlanıyorlar. (Tabii bu samimiyeti, yakın ilgiyi bizde orada yaşıyor ve hissediyoruz…)

Projenin ikinci ayağında ise Güneydoğu’da ziyaret ettikleri illerin turizm sektörü temsilcileri ve gazeteciler Rize’ye davet ediliyor.

Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’müzün daveti ile bende 3 günlük program çerçevesinde hazırlıklarımı yapıp yola çıkıyorum.

Tabii burada başta belirtmem gereken Rize’ye mümkün olduğunca Güneydoğu penceresinden bakabilmek, objektif değerlendirmeler yanında, bölgenin coğrafyasını, yemeklerini burayla kıyasla kendi penceremden değerlendirmek, aksi takdirde internete baktığınızda Rize ile ilgili bulamayacağınız bilgi sanırım yoktur. 

İLK GÜZERGAH TRABZON

En başta Gaziantep’ten uçakla Trabzon’a uçmanız gerekiyor. Oradan da kara yolu ile Rize’ye geçiyorsunuz. Gaziantep’ten direk uçuş olmadığı için aktarmalı gidebiliyorsunuz. Bende önce Ankara’ya kısa bir aktarmadan sonra uçakla Trabzon’a ulaşıyorum.

Zaten Rize’de halihazırda havaalanı bulunmuyor. Rize havaalanı projesinin devam ettiğini öğreniyoruz ama havaalanı Artvin ile Rize arasına yapıldığı için Trabzon havaalanı ile neredeyse aynı mesafede olacağı bilgisini alıyoruz.

Trabzon Havaalanı aslında görsel bir şölen, denizin kıyısında, deniz doldurarak yapılmış. O yüzden uçak inerken denize iniyormuş hissi yaşıyorsunuz.

Ve artık Trabzon’dayız yeni isimler, yeni dostluklar, yeni bir coğrafya…

Tabii meraklıyız, bir taraftan turizmci arkadaşlar bir taraftan da gazeteci arkadaşlar farklı illerden gelmeye başlıyor.

İlk olarak dernek yönetiminden Gül Hanım ve Yeliz Hanım karşılıyor bizi ki, gezi ve ziyaretlerimiz boyunca hep yanımızda gülen yüzleri ile bizlere eşlik ediyorlar.

Belli bir sayıya ulaştıktan sonra ilk grup olarak artık minibüsle hareket etme zamanı, işinde mahir bir isim Rehberimiz İhsan Bey ilk olarak bize kısa bir şehir turu yaptırdıktan sonra, şehrin en güzel manzarasına sahip Boztepe’ye çıkarıyor.

Şehre hakim bu tepede güzel bir çay bahçesi var.

Karadeniz’deyiz çayın merkezindeyiz ve ilk çayımızı içeceğiz.

Açıkçası yıllardır unuttuğum ince belli bardağı ve çayın rengini görünce acayip keyifleniyorum.

Semaverde közde pişmiş çayın keyfini yaşarken çok güzel insanlarla tanışıyorum. Turizm sektöründen ve kendi sektörümüzden çok güzel dostlar var burada. Sohbet ediyor, birbirimizi tanıyor, şehri seyrediyoruz.

Şanlıurfalı gazeteci ağabeyim İshak abiyle tanışıyorum ki, gezi boyunca birlikte değerlendirmelerde bulunuyoruz. Kendisi çay konusunda iddialı ve malum bizim bölgemizde seylan çay (kaçak tabir ettiğimiz çay) tüketildiği için acaba ne diyecek diye merakla beklerken çok beğeniyor ve tam puan veriyor.

Böylesi bir çaya zaten tam puan vermemek olmazdı, ben de tam puan veriyorum ve tüm dostlarla birlikte çaylarımızı yudumladıktan sonra yeniden yola çıkıyoruz.

SIRADA ATATÜRK KÖŞKÜ VAR

Tarihi dokusu ve mimari yapısı kadar bahçesi de muhteşem bir köşk.

Köşkü gezip hatıra fotoğrafı çekildikten sonra yan tarafta bulunan bir çay bahçesine ve el emeği göz nuru el sanatı takı ve benzeri ürünlerin yer aldığı hediyelik eşya satışı yapılan bir dükkana giriyoruz. Sahibi namı diğer Levent Usta, gelen misafirlerini ağırlıyor, çay ikram ediyor. Dinlenmek ve hediye almak için uğranılası bir yer diyebilirim…

Atatürk Köşkü’nü gezip çayımız içtikten sonra Trabzon gezimizi tamamlıyor ve gün batımına doğru Rize’ye doğru yol almaya başlıyoruz. Trabzon ile Rize arası yaklaşık 70 kilometre. Trabzon ve Rize aslında kıyı boyunca kurulmuş şehirler. Trabzon’un merkez nüfusunun 170 bin civarında olduğunu öğreniyoruz. Düşünsenize Gaziantep’in bir ilçesinden daha az nüfusa sahip bir şehir ama kendini iyi tanıtabilmiş bir şehir. Bunda da doğal güzellikleri, siyasi gücü kadar futbolun önemli bir etken olduğunu düşünüyorum.

DOĞANIN VE ÇAYIN BAŞKENTİNE DOĞRU GİTMEYE DEVAM EDİYORUZ

Rize kıyı boyunca uzanıyor, hatta Rize merkezde yerleşim yeri açabilmek için deniz doldurulmuş ve üzerine yerleşim alanları oluşturulmuş. Coğrafya derslerinde öğrendiğimiz gibi dağlar kıyıya paralel ve dik olduğu için şehir kurulacak yeterli düzlük alan olmadığından böyle bir yola başvurulmuş.

Yol boyunca solunuzda deniz, sağınızda yerleşim yerleri ve çok kısa mesafede dağlar ve dağların üzerinde ara ara inşa edilmiş evler. Kısacası şehirle doğa iç içe geçmiş…

Sanayi üretimi neredeyse yok denecek kadar az olduğu için göç almamış, geleneksel yapı bozulmamış. Merkez nüfusu yaklaşık 115 bin civarında imiş…

VE İNSANIYLA, COĞRAFYASIYLA MUHTEŞEM RİZE’DEYİZ

Rize’de ilk durağımız Kuru Fasulyeci Ramazan Usta (Kardelen Restoran), İyidere’de hemen sahilin karşısında güzel bir lokanta. Ama burayı anlatmaya kuru fasulyeden mi yoksa işletmenin sahibi Ramazan ustadan mı başlamak lazım bilemiyorum. Ve tabii ki diyorum Ramazan ustadan başlamalıyım ki, hem lezzeti anlatayım hem lezzetin kaynağını doğru aktarmış olayım.

Ramazan abi tek kelimeyle anlatılacak olsa sanırım, tek başına kocaman bir yürek olarak ifade edilebilir. Allah ona öyle bir gönül vermiş ki, içten, samimi, yüzü hep gülüyor. Karadeniz sıcaklığı yüzüne yansımış, esprileri ile de güldürüyor…

Hatta bir yayla evi yaptırmış, ben sadece kendim için yaptırmadım gelin, kalın, ailenizle gidin anahtar sizin, diyor. Bu dünya geçici sevmek, sevilmek, birbirimize karşı iyi olmak önemli diyor.

Ve kuru fasulye, sanırım oradaki tüm dostlar kuru fasulyenin tadına doyamadılar. Hepimizin lezzet konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Hatta bir arkadaşımız doymak istemiyorum çok lezzetli, ifadesini kullandı ki lezzetin derecesini siz anlayın…

Bu lezzetin sırrını sordum kendisine, kuru fasulyeyi Erzurum İspir’den getirtiyormuş. Fasulye orada yetişir ama en iyisini biz burada yaparız, dedi ve ekledi; “Sabah namazından sonra başlıyorum kuru fasulye ve diğer yemekleri yapmaya, işimi çok seviyorum. Bazen diyorlar ya sevgi ile yapıyorum diye, işte o benim, inanın ben sevgimi katıyorum. İşin sırrı burada galiba” diyor.

Ramazan usta ayrıca birbirinden leziz köfte ve et çeşitleri de yapıyor bilginize…

Kısacası sadece Ramazan abiyi görmek ve bir tabak kuru fasulye için bile Rize’ye gitmeye değer…

Rizem Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Ramazan Aydoğan Bey ile de burada tanışıyoruz. Çok değerli bir işadamı ve bu organizasyonun baş aktörü. İşlerinden fedakarlık yaparak diğer ziyaretler ve gezilerimizde bizi yalnız bırakmıyor. (Daha sonra kendileriyle bir röportaj da gerçekleştirdik. Turizm ve sektöre dair bilgi ve deneyimlerinden istifade ettik.)

Yemekten sonra Rize kent merkezine konaklayacağımız Green Otel’e geliyor ve yerleşiyoruz.

Biraz dinlendikten sonra İshak abiyle şehir merkezinde kısa bir gezinti yapmaya karar veriyoruz.

Caddeleri rahat yürünebilir, küçük dükkan ve mağazaların olduğu, oldukça şirin bir çarşıya sahip. Ekmek ve unlu mamuller konusunda adeta çığır açmışlar, fırın ve pastanelerin vitrini insanı cezbediyor. Rize simidi meşhurmuş, biz de simidin tadına bakıyor bir taraftan da yürüyoruz…

Altını çizmek gerekir ki, Rize’de bizdeki gibi merkezden etrafa yayılan bir kent yapısı yok. Şehir kıyı boyunca kurulduğu için her yer bir merkez ve yoğunluğun olduğu kent merkezi de bizdekine oranla hem trafik hem de insan kalabalığı anlamında çok daha sakin. Bu sebeple yürüyüş yapmak çok keyifli…

Rize’de çayın başkentinde çay da bir başka. Otelde, restoranda, çay bahçesinde lezzet hep aynı. Taze ve tavşan kanı. Hatta oteldeki görevli arkadaşa sordum çay demlemenin özel bir sırrı var mı diye. Özel bir sırrı yokmuş, buranın suyundan galiba bu kadar güzel oluyor, cevabını verdi.

Tabii Rize’de olunca demlenen çayın tamamı da Çaykur Rize çayı…

Yalnız şunu belirtmek gerekir ki tesisleşme noktasında bugün için bir dizi eksikleri yok değil. Zaten bu konuyu kendileri de dile getiriyorlar ve hızla tesisleşme çabası içerisinde olduklarını belirtiyorlar. İki tane beş yıldızlı otelleri varmış ve şu anda da dört tane dört ve beş yıldızlı otel inşaatı devam ediyormuş.

Körfez ülkelerinden çok sayıda turist gelmeye başlamış ve dört gözle Ovit Tünel projesinin tamamlanmasını beklemeye başlamışlar. Ovit Tüneli tamamlandığında Güneydoğu illeri ile de mesafeler çok daha kısalacak, kültür ve turizm köprüleri daha da sağlamlaşacak…

(Sonraki bölümde yolculuğumuz kent merkezinde başlayıp Ayder ile devam edecek…)

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz