Bünyamin ACAR

Bünyamin ACAR

Güzergah Rize-2

İkinci güne kahvaltıdan sonra Rize Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen istişare toplantısı ile başlıyoruz.

Toplantı salonunda kentin önde gelen isimlerinin sinerjisini ve kentin gelişimi için hep birlikte taşın altına ellerini koyduklarını görüyor ve tanıklık ediyoruz.

Şehir olarak belli ki kendilerine bir hedef koymuşlar ve o hedefe odaklanmışlar. Rize turizmini zirveye taşımak, turizm sezonunu tüm yıla yaymak ve bunun için gerekli yatırımları yaparak tüm unsurları harekete geçirmek sanırım öncelikli hedef olmuş.

Toplantıya Rize Valisi Erdoğan Bektaş, Rize Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şaban Aziz Karamehmetoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu, Rize İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Kazancı, Rize Belediye Başkan Vekili Saffet Kopuz, Rizem Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Ramazan Aydoğan’ın yanı sıra Güneydoğu illerinden gelen turizmciler ve Rize'de faaliyet gösteren turizm sektörü temsilcileri katılıyor.

Toplantıda iki bölge arasında kültür ve turizm bağlarını geliştirmek için önemli mesajlar veriliyor.

Güneydoğu Anadolu illerinden gelen turizm sektörü temsilcileri kendi şehirlerinin tarihi ve turistik değerlerini tanıtırken, aynı zamanda iki bölge arasında turizmin gelişmesi için neler yapılabileceği noktasında görüş ve tavsiyelerini yaptıkları sunumlarla aktarıyorlar.

Rize Valisi Erdoğan Bektaş yaptığı konuşmasında, Türkiye’nin bir bütün olduğunu, bu bütünlüğü bozmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğinin altını çiziyor ve Anadolu coğrafyasının çok farklı bir toprak parçası olduğunu, tarihin bu topraklarda kurulduğunu belirtiyor.

Anadolu coğrafyasının bu kadar eski ve bu kadar köklü olduğunu belirten Vali Bektaş, “Urfa ayrı bir zenginlik, Adıyaman, Diyarbakır, İstanbul ayrı bir zenginlik ve Rize ayrı bir zenginlik. Burada bizim sorgulamamız gereken bir şey var. Biz Anadolu coğrafyasının ruhuna layık mıyız? Bunu hak edecek kadar gayret sarf ediyor muyuz? Bu anlamda hepimize düşen görevler var. Biz millet olarak birbirimize yeteriz. Yeter ki bu sağlam köklerimize sahip çıkalım” ifadelerini kullanıyor. Ülkemize, köklerimize, birbirimize ve coğrafyamıza sahip çıkmamız gerektiğini önemle vurguluyor ve “Biz Anadolu coğrafyasının ruhuna layık mıyız?” sorusunu zihinlerimize kazıyor… 

Toplantının içeriği oldukça geniş ama bu bölümleri zaten haber olarak yayınladığımız ve satırlar yetmeyeceği için şimdilik bu kadarla yetiniyorum.

Toplantı sonrası öğle yemeği için sahil yolunda, deniz kenarında Taç Mahal   Restoran’a misafir oluyoruz. Masanın karşı tarafında Rizem Derneği üyesi turizm şirketi sahibi Mehmet Ali Bey ve balık çiftliği sahibi Ali Bey var. Mehmet Ali Bey Karadeniz şivesiyle öyle güzel konuşuyor ki, bir taraftan da durmaksın masaya yeni bir şeyler söylüyor. Cümle arasında “Getirin uşaklar, biz oraya gittiğimizde masada boş yer yoktu” diyor.

Anlıyoruz ki Güneydoğu’da turizmci dostlarımız kendilerini çok güzel ağırlamışlar…

Sohbet koyu yemekler harika. Hamsi tava, palamut ekşisi (soslu palamut), balık çorbası, hamsili ekmek derken muhabbette koyulaşıyor.

Mehmet Ali abiyle orada ilginç de bir diyaloğumuz var, dilerseniz anlatayım:

Yemeğin başında balık çorbası geldi. Kaşığı daldırdım bir balık parçası geldi ama ne büyük ne küçük.

- Abi bu çorbanın içindeki hamsi mi, diye sordum.

- Yok o baluk, dedi.

- İyi de ne balığı, dedim.

- Baluk, baluk, dedi.

- Abi balık da hamsi mi başka bir balık mı, diye sordum.

- Et baluğu, dedi.

- Abi et balığı da bunun bir ismi var mı, tekrar sordum.

- Ali Bey sağolsun araya girdi.

- Kendisi de balıkçı ya, palamut, palamut balığı, dedi…

Karadeniz fıkrası gibiydi.

Mehmet Ali abi sonra anlattı ki, Rize’de hamsi ayrı, diğer balıklar ayrıymış. Hamsiye balık demiyorlarmış…

Rize’ye giderseniz Taç Mahal Restoran’a da muhakkak uğrayın. Hamsi ve balık çeşitleri muhteşem. Sütlaç, kabak tatlısı, bir de pepeçura dedikleri siyah üzümden yapılan tatlıyı muhakkak tadın. Deniz kenarında bir bardak çay ile üzerinizdeki tüm ağırlıkları atın…

DAMAĞINIZI RESETLEYİN

Rize lezzetleri Güneydoğu insanı için çok farklı gelebilir. Çünkü biz et, bakliyat ağırlıklı, salça ve baharat hakim bir mutfağa sahibiz. Orada ise özellikle hamsili ekmek, hamsili pilav, hamsi çorbası, lahana kavurması ve balıkla yapılan yemekler damak tadınıza farklı gelebilir. O yüzden bu türden yemeklerde alışık olduğunuz damak tadını sıfırlayıp, damağınızı özgür bırakmanız ve yeni lezzetlere fırsat vermenizde fayda var.

Unutmadan, Laz böreğini de sanmayın ki bizde olduğu gibi tuzlu bir börek çeşidi. Bu börek bizim bildiğimiz gibi klasik börek değil. Sormadım ama sanırım baklava yufkası ve arasına muhallebi konularak yapılıyor. Baklavanın başkentinde yaşayan biri olarak Laz böreğini beğendiğimi söyleyebilirim. Onu da Ramazan abinin yerinde (Kardelen Restoran) ve Dere Restoranda tadabilirsiniz.   

Yemekten sonra yine yola koyuluyoruz ve Rize’ye hakim bir nokta olan Dağbaşı’na çıkıyor ve Şahin Tepesi’nde kısa bir mola verip Rize’yi yukarıdan seyrediyoruz. Ardından Rize Botanik’e, Rizelilerin Ziraat dediği Çaykur Müdürlüğü ve çay bahçesinin olduğu harika bir doğal güzelliğin içerisinde buluyoruz kendimizi. Burada bir çay işleme fabrikasının minyatürünü dışarıdan görüyoruz.

Çaykur’dan bir yetkili, müdürlük binasının hemen arka bahçesinde yetişen çay ve stevia bitkisi hakkında bizi bilgilendiriyor.

Açıkçası stevia çok dikkatimi çekti. Bu yıl fabrikası kuruluyormuş ve bu bitkiden ilk defa önümüzdeki yıl şeker elde edilecekmiş. Ballı ot adı da verilen bu bitki şekerden 300-400 kat daha fazla etkili ve sağlıklı imiş.

Malum Gaziantep’te inovasyon yapan ve şeker yerine stevia bitkisinden baklava üretimine geçen bazı markaların olduğunu da biliyoruz ki, sağlık açısından tavsiye etmekte de fayda var.

Çaya gelince, dünyada çay üretilen bölgeler arasında kar yağışı alan tek yer Rize olduğu için Rize çayının lezzeti buradan geliyormuş. Bölgede Çaykur’a ait 47, özel işletmelere ait irili ufaklı 250 civarında çay fabrikası varmış. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Rizeliler çayda asla süzgeç kullanmıyorlarmış ki, kendileri de çayın çöpü ağıza değecek, diyorlar.

Müdürlüğün hemen karşısında da harika bir çay bahçesi var. Üzerini ağaçların kapattığı Botanik Çay Bahçesi’nde siyah çayın yanında yeşil çay da sürekli kaynıyor. Hemen altında ise Çaykur’un ülke geneline yaymayı düşündüğü kafe konsepti olan “Çayla Çay Evi” ni görüyoruz ki yakın zamanda ülke geneline yayılacak gibi de görülüyor.

Ayrıca Dağbaşı’na çıkarken Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da memleketi olan Güneysu’nun zirvesindeki camiyi uzaktan da olsa görüyoruz. Dağların arasında kilometrelerce uzaktan dağlarla bütünleşmiş silueti gerçekten çok güzel görünüyor. Tabii Sayın Cumhurbaşkanının Rize’deki ağırlığı ve Rizelilerin gönlüdeki yeri de bir başka. Son dönemde hayata geçirilmesi planlanan ve dört gözle beklenen Ovit Dağı Tünel projesi, Rize yaylalarına kurulması planlanan yaklaşık 35 kilometrelik teleferik hattı projesi gibi kentin gelişimine önemli katkıları bulunacak projelerde Sayın Cumhurbaşkanının elini hissetmek mümkün. Hatta birkaç hafta önce gündem olan Ayder Yaylası ve Uzungöl’deki tahribatı ve yapılması gerekenleri bizzat kendileri dile getirdi. Bu bağlamda Ayder Yaylası’nda harekete de geçilmiş bile. Bu bölgedeki çoğu yapı yıkılacak ve tesisler TOKİ tarafından kurulacak merkezlere taşınacakmış. Projeden istenilen sonuç alınırsa Uzungöl’e de aynısı uygulanacakmış.

Rizeliler’in tabiri ile Ziraat’i de gezdikten sonra sırada Rize Kalesi var. Tabii ki şehre hakim bir noktada ve Cenevizliler döneminde yapıldığı tahmin ediliyormuş. Tahmin ediliyormuş diyorum, çünkü Karadeniz Bölgesinde coğrafi yapıdan dolayı tarihi verilerin net olmadığı bilgisini alıyorum.

Bir de Batum mevzu var. Onu da kısaca anlatmadan yola devam etmeyelim. Biz gitmedik ama Gürcistan’ın Batum şehrinin son 10 yılda dünyada en hızlı büyüyen şehir olduğunu öğrendik. Nedeni ise eğlence sektörünün gelişmesi. Rize’den Hopa tarafına doğru giderken zaten Batum ile ilgili reklam tabelalarını görebiliyorsunuz. Gürcistan’a vizesiz geçiş olduğu için ülke içinde bir şehre gider gibi gidilebiliyormuş. Rize-Batum arası 130 kilometre…

Ve artık Ayder’e doğru yol alma zamanı. Biz hep Ayder Yaylası deriz ama Ayder bölgenin adıymış aslında. Yine de yayla demek kulağa hoş geliyor… Evet Rize ile Ayder arası yaklaşık 100 kilometre ve artık çıkışa geçiyorsunuz. Yol asfalt ve oldukça güzel. Doğa gerçekten muhteşem, bin bir değil iki bin bir çeşit bitki örtüsü ile kaplı. Fırtına deresi gürül gürül sesi ile belli bir yere kadar size eşlik ediyor. Yol kenarlarında çok sayıda rafting ve zip line kulübü görüyorsunuz. 30’a yakın rafting ve zip line kulübü burada hizmet veriyormuş. Hatta Çaykur Rafting Takımı Dünya Kupası şampiyonu olmuş ki, tebrikler…

Çayın kent için önemi hakkında da bir iki not düşeyim. Evlerin çoğunun önünde çay bahçesi var. Erkekler daha çok çay fabrikalarında çalışıyor ve oradan emekli oluyormuş. Kadınlar ise evlerin önünde yetişen çayları satarak ek gelir elde ediyormuş. Kentin gelir kaynakları da ağırlıklı olarak zaten çay üzerine kurgulanmış, bunun yanında turizm, balıkçılık ve ticarette önemli geçim kaynakları arasında. Unutmadan son dönemde kivi yetiştiriciliği de artmaya başlamış.

Mola falan derken yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğumuzun ardından artık Ayder’deyiz. Tabii hava karanlık. Doğruca otelimize geçiyoruz. Haşimoğlu Ayder Otel’deyiz. Gerçekten harika bir otel. Dere kenarında, su hemen altınızdan akıyor. Butik, tamamı ahşap, hizmet kalitesi ve yemekleriyle kesinlikle kalınabilecek bir otel…

Önce yemeğimizi yiyoruz, odalarımıza geçip biraz dinlendikten sonra aşağı indiğimizde bir sürpriz ile karşılaşıyoruz. Horon ekibi adeta coşturuyor. Rizeli ve bizim bölgeden gelen arkadaşlar ekibe dahil oluyor, halayla horonun uyumu keyfe keyif katıyor. Ardından kemençe ve gitar. Hep birlikte şarkılar söyleniyor. 

(Devamında Gito Yaylası ve veda var…)

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz