Psk. Y. Emre Yılmaz

Psk. Y. Emre Yılmaz

'Haydi gelin çocukluğunuza inelim'

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi, her psikoloji karikatüründe veya psikolog içeren dizilerde, filmlerde vazgeçilmez bir “mizah” konusu yapılan, çocukluğa inme meselesine bir bakış atmak istedim bu hafta.

Psikologlar (terapist olanları) seanslarında gerçekten de bu “çocukluğa inme” meselesini kullanırlar fakat bunun olma şekli tabii ki de karikatürize edildiği şekliyle olmaz.

Çocukluk yaşantıları psikoterapide merkezi rol oynar çünkü çocukluk yaşantılarımız, kişiliğimizin gelişmesinde çok kritik bir yerdedir. Çocukken edindiğimiz hisler, duygular, düşünceler, kurduğumuz ilişkiler, dünyaya algılama biçimimiz, herhangi bir anı, herhangi bir olay… Hemen hemen her şey, biz farkında olsak da olmasak da bugünümüzü etkiler. Ama biz o kadar şey yaşarız ki bunca şeyi bilincimizde tutamayız.

Unutmak, bastırmak küçük bir çocuğun olaylarla baş etme, kendi benliğini koruma çabasıdır aynı zamanda. Fakat bu bastırılan yaşantılar yetişkinlikte fark edilmese de kişinin bugününü etkiler. Örneğin çocukken cinsel olarak istismara uğrayan küçük bir kız, büyüyüp evlendiğinde eşiyle cinsel problemler yaşayabilir.

Kişi bu anısını hatırlamayacak kadar küçük olsa bile, o edindiği kötü his bilinçdışına kodlanır ve kişinin cinsellik deneyiminde kendisini ortaya çıkarır. Kişi bunun sebebini o an idrak edemez, ta ki terapist derinlemesine bir araştırmayla çocukluğunu kazıyana dek… Sadece olumsuz hisler değil olumlu hisler de kodlanır biz çocukken.

Gözümüzü dünyaya açtığımız ilk andan itibaren algılarımız anbean kayıttadır. Doğduğumuz anda annemizin kucağına verildiğimizde, annemizin bize sıcak bir bakışı, gülümsemesi bize kendimizi değerli hissettirir ve kendimize ve diğerlerine ilişkin ilk izlenimlerimiz zihnimize kaydolmaya başlar böylelikle.

Anne babamızın bize yaklaşımı, yetiştiğimiz aile ortamı, konuşmaya, emeklemeye başladığımız ilk anlar, sahip olduğumuz zor ve güzel yaşam tecrübeleri… Hepsi bilinçte olmasa da büyük bir kısmı bilinçdışında kilitli bir sandığın içinde bekler ve birçok yaşantımızın cevabı oradadır.

O sandığı hiçbir zaman tamamen ortaya dökemeyiz ama psikoterapide ara ara el feneriyle aydınlatabiliriz. Psikoterapi kendi çocukluğumuzla yüzleşme, kendi çocukluğumuza merhametle yaklaşma ve bastırdıklarımızla yüzleşme arenasıdır.

Hiçbir çocukluk yaşantısının telafisi yoktur, yaşanan yaşanmıştır ama geri dönüp bu yaşantıları anlamlandırmak, o sıkışan duyguların salınımını sağlamak, kendini olduğu gibi kabullenmek kişide iyileştirici etkide bulunur.

Kişiliğin en aktif olarak şekillendiği çocukluk yılları bu açıdan çok önemlidir.

Haydi gelin çocukluğunuza inelim…

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz