Emre GÜVEN

Emre GÜVEN

İnsansız araç ürünü: ULUDERE

Her şeyden önce şunları dile getirmek insani vazife. Birileri öldü. Birileri terörist dedi, birileri evladım. Her kim olursa olsun. Her ne düşünürse düşünsün ve her ne taşıyorsa taşısın denildi, ardıları sıra. Arzda bedenleri görülmediği, sesleri duyulmadığı için anneleri ağladı, yandı. O anneler yıllardır yanıyor. Gayet iyi hatırlıyorum; akşam saatlerinde Bitlis şehir merkezinde, oturduğumuz evin ana caddeye bakan, geniş camları olan oturma odasındayken silah sesleri duyuldu, patlama sesleriyle yüreğimiz ağzımıza geldi. Camlarında çelik kepenkleri olan yatak odasına koşarak yere kapandığımız anda annem de ağladı, dua etti. Bugün bir şehit haberi duysun, görsün yine ağlar. Birileri oradan oraya savrulur, onlar hep yanar.

Kimilerinin terörist, kimilerinin kaçakçı etiketi yapıştırdığı genç, cahil, toy ne ettiğinin, neye sebep olabileceğini değerlendiremeyen insanlar öldüğünde yakınlarına; her olumsuz durumun ardından alınması gereken ders, tedbir ve dualarla Allah'tan sabır dilerim. Durumu, kendi menfaatlerine veya bir tarafın çıkarlarına hizmet etmek üzere dile getiren, sayıklayan, geveleyen ve yara deşen kim varsa Allah ıslah etsin derim.

F16'larımız sınırımıza yakın bir noktada "muhimmat sevki yapan 40 kişilik bir terörist gurubu" bombaladı. Ölenler terörist değil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı çıktı. Suçları ise kaçakçılıkla geçinmeye çalışmaktı. Ve insansız hava aracına yakalanmak. Cenazeler kalktı, taziye evleri dağıldı. Yöre halkının acısı her tarafça paylaşıldı. Memleket yaşayacağını yaşadı. Alınacak dersler alındı. Yapılacaklar yapıldı, dosya özel yetkili baş savcının önünde. Yara kabuk bağladı.

Sonra; Amerikan Wall Street Journal gazetesi, ismini açıklamadığı bir Pentagon yetkilisine dayanarak "Uludere olayı" istihbarat kaynağının Amerikan malı insansız hava araçları olduğunu yazdı ve üstüne de bastı büyük hata! Günler sonra tuttu kabuğu kopardı. Bizimkiler yaygarayı kopardı. Türk Silahlı Kuvvetleri, haberi yalanladı ve ilk kaynağın, TSK'ya ait insansız hava araçlarından olduğunu duyurdu. Memlekettin dilindeki mevzu, kaynağın hangi insansız araçtan olduğu değildi. Ölen insanların terörist değil kaçakçı olmasıydı. Ve hayatlarını bu şekilde idame ettikleri gerçeğini yöre askeri, memuru, doktoru, esnafı tarafından biliniyordu. Tüm sınırlarımız boyunca, nerede, kaç kaçak yada kaçakçı yakalandığını TSK'nın web sitesinden tsk.tr sınır ihlalleri sayfasını günlük kontrol edebilirsiniz. Asker kaçakçıyı tanır, insansız araç tanımaz. Gerçek şu; "kaçakçıya dur ihtarı çekilir, bomba atılmaz." Kaçak, kaçakçı için yasal işlem F16'larla bombalamayı gerektirmez. Hele ki sınır ötesi bir harekatı Başbakanlık onaylamadan gerçekleştiremezdiniz. Günümüzde gerçekleşebiliyor mu? Bilmiyorum. Ancak hükümet bu olayda hüküm etmemiş. İstihbaratı edinen kurumun 1'incil komutanı hüküm etmiş dediler. Düşünün ki başbakansınız ya da karar veren komutan. Ve size "efendim sınır ötesinden muhimmat sevkiyatı yapan 40 kişilik terörist gurup tespit edildi." dense. Ve siz de daha dün bir şehit cenazesinde ağlayan bir eş ve anneye şahit olsanız, ne karar verirsiniz?

Geçmiş zaman içinde kimi komutanların; terörist olduğu kesinleşmiş, çok miktarda mühimmatıyla ansızın ve tamamen imha edebileceği sırada zamanın Başbakanının dur emri ile sınır ötesi harekatı gerçekleştiremediği biliniyor. Bu sebepten belki de imha edilemeyen mühimmat ile evlatlarımızın öldürüldüğünü ve çok daha fazla masum insanın hayatını kaybettiği gerçeğini düşünebiliriz. Kahraman komutanlarımızın varlığıyla övünüyoruz. Bazı komutanların ise müebbetle yargılandığını da unutmuyoruz.
Kimi zaman alınan istihbarat sonrası harekat onayının geç gelmesi sebebiyle harekat sonucu zayıflıyor, hedeflenene ulaşılamıyordu. Bunun sebebi edinilen dış istihbaratı, karşı tarafın da edinebileceği idi. Uludere'de de Amerikan insansız hava aracı tarafından edinilen görüntüler varsa. Ve bu istihbarat karşı tarafa ulaşmadan müdahale edilmesi gerekliliği yaşanan bu sabırsızlığı açıklayabilir. Gecikmenin önüne geçebilmek üzere Başbakanlık onayı gerektiren sınır ötesi harekat onayı günümüzde ilgili komutanlara da devredilmiş olabilir. Yani adamların ürünü araçların sağladığı istihbaratların doğru değerlendirilememesi ve hızlı hareket edilmesi gerekliliği ve yine bu adamların eline geçen istihbaratın karşıya da geçebilirliği düşüncesi. Müttefiklerimizin neye, nereye hizmet edebileceği belirsizliği. Uludere'dekiler kaçakçı değil terörist olsaydı, belki de bu istihbarat onlara da ulaşır kaçar kurtulurlardı. Kötü kurtulabilir ancak günümüzde masumlar pek kurtulamazlar.
Kaynak bir resim dizisi. Görülen, kişiye göre değişebiliyor. Kimi bunu bildiğin katırlı, eşekli kaçakçı diye etiketliyor. Kimi de muhimmat sevkiyatı yapan terörist. İnsansız hava aracını üreten ve kullanan Amerika veya İsrail hangi sınırında kendi vatandaşları olma ihtimali olan insanların üzerine F16'larla bomba salıyor? Salmıyor. Dikkat ederseniz kilometrelerce uzaktaki toprakları tercih ediyorlar. Ancak memlekette durum çıkan olaylar ve şehit haberleriyle öyle bir hal almış ki artık kimsenin sabrı yok. Alınan kararlar doğrultusunda edinilen istihbarat sonucu zafer kazanmak isteyenler, hızlı ve o an, en isabetli, doğru kararı vermek durumunda. Ve bu dahi yanlış olabiliyor. Yanlış bir karar bir an doğru görülebilir. Bunu herkes, her an yapabilir. İster Başbakan ister Komutan olsun "40 kişilik muhimmat sevkini" duyan yapılacağı bilir. Zaten ilgili emir daha önce verilmiştir.
Kilit nokta, 40 kaçakçıyı - 40 terörist eden ne?

İnsansız hava aracı. Kim, nerede, ne amaçla, nasıl kullanıyor? Verilerini neye göre, nasıl değerlendiriyor? İlgililer tartmalı. İlk olarak İsrail ve Amerika ürünü olan bu araçlar gözleme hizmet ediyor veya kullanana göre değişiyor.
Wall Street Journal, ismini açıklamadığı Pentagon yetkilisine dayanarak bize diyor ki; TSK'nın yaptığı müdahale bir hata. Bu hatanın kaynağı da sizin değil bizim insansız hava aracımız. İstihabaratımıza duyduğunuz güven size bunları yaşattı daha da bunlara güvenerek iş yapmayın. Yani size istihbarat gelse de inanmayın. İnsansız hava araçlarına yatırdığınız onca para da heba. Ama sizle istihbarat paylaşmaya devam edeceğiz çünkü anlaşmamız var. Siz bize, nato'ya istihbarat sağlamaya devam edeceksiniz. Bizim istihbaratımıza da güvenip iş yapmaya kalkmayacaksınız. Kime çalışır bu durum? Menfaatsiz laf yazar mı bu jurnal?
Jurnalin amacı açık, kendi dış ilişkilerini de hedef alarak mevcut düzene sıkıntı yaratmak. Ve memleketimizi bu tür kayıtlarla kurumlarımızı yıpratmak, ayrılık, aykırılık oluşturmak. Yemleyen Wall Street, yiyen yurdum insanı.
- Hükümetin sorumluluğunda Başbakan hesap versin!
- Biz yapmadık karar komutanların.
- Emret komutanım.
- Çay getir oğlum.
- Bitti.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz