Psk. Y. Emre Yılmaz

Psk. Y. Emre Yılmaz

Ölüm

Hayatımızın vazgeçilmez trajedisi ölüm… Ölüm çoğu zaman göz ardı edilen, konuşulmaktan pek keyif alınmayan, varlığı yok sayılmaya çalışılan bir olgudur.

Bilinç düzeyinde ölümden haberdarmışız gibi davransak da kendi ölümlülüğüyle gerçek anlamda yüzleşen kimse sayısı pek azdır.

Gözlerimizi etrafımıza çevirdiğimiz zaman, her an her şeyin öldüğünü ve doğada her şeyin bir akış ve döngü halinde olduğunu görürüz. Örneğin her yaz mevsimi geldiğinde, ilkbahar ölür. Doğaya canlılık veren bu döngü ve dönüşüm halidir.

Peki bizim kendi ölümlülüğümüz, bizim hayatımıza nasıl tesir eder? Bizim ölümlü oluşumuz da doğayla uyumlu bir varlık olan insanın hayatına da bir canlılık hissi verir mi? Pek çok düşünür bu konuda hemfikir.

Ünlü varoluşçu psikiyatrist Irvin Yalom’a göre: “Ölüm fikriyle bütünleşmek bizi kurtarır; bizi korku ya da kasvetli kötümserlik varoluşuna mahkum etmekten çok, bizi daha otantik hayat tarzlarına atmak için bir katalizör olarak hareket eder ve hayattan aldığımız zevki arttırır.”

İntiharın eşiğinden dönen ya da ölümcül hastalığa yakalanıp kurtulmuş insanlarla yapılan çalışmalarda, bu uç deneyimlere sahip insanların, bu zor deneyimlerinden sonra hayata daha farklı baktıkları, daha bir canlı hissettikleri ve daha farkında yaşadıkları tespit edilmiş.

Fakat toplumumuzun geneline bakıldığı zaman, ölüm gerçek anlamda yüzleşilemeyen ve varlığı yok sayılmaya çalışılan bir olgu.

Ben bunları söylerken ölümün çok keyifli bir şey olduğunu ve hemen ölüme kavuşmamız gerektiği gibi bir şey kastetmiyorum. Ölümün olmadığı bir hayatı düşünmeye çalışalım.

O hayat neye benzerdi? Bizi motive eden, güdüleyen, bir şeyler üretmemiz için bizi yönlendiren bir güç olur muydu? Zannetmiyorum.

Kaldı ki uyuşukluk ve sürekli erteleme halimizin ölümün varlığını bir anlamda yok saymamızla ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Ölüm konusunu ele almışken intihar meselesiyle alakalı da bir iki şey söylemek gerek diye düşünüyorum. İntihar meselesi hakkında kullanılan bir satranç metaforu vardır.

Hayatı bir satranç oyunu gibi düşünürsek, intihar burada taşları devirip, oyunu kuralı dışında bitirmeye benzer.

Madem biz bu oyunun içindeyiz; taşları devirmek yerine, oyunu kuralları çerçevesinde oynamakla yükümlüyüz.

Hayatı ertelememek, daha canlı hissetmek, yaşam sorumluluğumuzu elimize almak, daha farkında olarak yaşamak istiyorsak ölümün varlığını gerçek anlamda kabullenip, geçiciliğimizi hatırlayıp, uzun ince bir yolda arkamızda güzel izler bırakmalıyız.

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz