Cihat ÖZTÜRK

Cihat ÖZTÜRK

Savaş ve Barış

Tam hatırlamıyorum, ya bir kitapta geçiyordu, ya da bir filmin girişinde.

Şöyle bir söz vardı: Yaşlılar gençlerin, gençliklerini kıskandıkları için sürekli onları savaşa sürerler.

Savaşın özeti biraz böyledir.

Kimse ne olduğunu anlamadan bir anda kendimizi savaş atmosferi içerisinde bulduk.

Zor zamanlardan geçiyoruz ülke olarak.

Yeni başlamış bir savaşın arifesindeyiz.

Bir anda kendimizi savaş cümleleri kurduğumuz bir zaman diliminin içerisinde bulduk.

Kimisi karşı çıktı, kimisi destekledi.

Herkes kendi penceresinden fikirlerini beyan etti.

Kimse birbirini dinlemedi.

Herkes kendi doğrusunda kavruldu.

Biraz da böyledir işte savaş atmosferi.

Tek doğru yoktur.

Kişilerin doğruları vardır.

Savaşanın duygu ve düşüncelerinin, fikrinin hiçbir önemi yoktur.

Ona sorulmaz ne hissettiği.

İster mi savaşı, gönüllü mü?

Bilmiyoruz. Çünkü ona sorma fırsatımız olmuyor. Olsa da böyle bir durumda fikirlerini beyan edeceklerini düşünmüyorum.

Belki de ailesiyle birlikte akşam evinde oturup çayını yudumlamak istiyor?

Kim bilir?

İşte bizler bu savaşın üzerinden analiz kasarken sormayız hiç savaşana. Ne hisseder ne düşünür? Mutlu mu gerçekten bulunduğu ortamdan?

Böyle zamanlarda anlamsızlaşıyor her şey.

Özellikle sözün gücü, kuvveti, anlamsızlaşıyor.

Sizin ne dediğinizin önemi kalmıyor.

Çünkü hazırlanmış bir ortam var.

Yaşanılması gereken şeyler çizilmiştir.

Bu ortamı değiştirmek ne sosyal medyada analiz kasanların ne de savaşların elinde.

Bir defa, bu yaşanılacak demiş birileri.

Ve yaşanıyor.

Böyle zamanlarda kelimelerin gücü hiçleşiyor.

Biz ne desek boş.

Film izler gibi yaşanılanları, yaşanılacak olanları bekliyoruz.

Ölüm ve yaşam hangisi daha değerli?

Hangisi daha kutsal?

Barışı savunmak, savaşı savunmaktan zordur.

Cevabını bildiğimiz ama bizim bildiğimizin öneminin olmadığı zamanlarla çevrelendik.

Kelimeler mi?

Onlar bile kâğıda dökülürken utanıyor böyle zamanlarda.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz