Tülay SÖZERİ

Tülay SÖZERİ

SURİYE'DE İFTAR

Geçen gün gazetede bir fotoğraf gördüm. Suriye'li askerler, iftar sofrasının ortasına kalaşnikof tüfeklerini karşılıklı çatarak, bir yer sofrasında oruçlarını açıyorlardı. Fotoğrafın hemen altındaki habere göre, sofrada sadece lahmacun ve ayran vardı. Oldukça mütevazı olan bu sofrada onlarca asker, mutluluk içinde oruçlarını açıyorlardı. Bundan daha iyisi can sağlığı, daha iyisi Şam’da kayısıydı. Eh! Artık Şam’da kalmadığına göre, daha iyisini bulmak bizlerin marifetine kalmıştı.

Bu haberi kimin yazdığını bilmiyorum ama ne amaçla yazıldığını anlamak için çok da fazla zorlanmıyorum. Savaşları olağanlık maskesiyle karşılamak için, hiçbir şeye şaşırmamak için, tüm kargaşaya rağmen gönülleri ferahlatmış olmak için yazıldığı belliydi. Elbette ki, bizlere gül bahçeleri sunduğunu iddia edenlerin kovanına çomak sokmamak, etliye sütlüye karışmamak, kafaları bulandırmamak en güzeliydi.

Bu hayırlı günlerde, o askerlerin yüzlerce sivili kadın, çoluk, çocuk demeden öldürdüklerini, koca bir ülkeyi can pazarına çevirdiklerini, taş üstünde taş bırakmayana kadar yıkıp döktüklerini sakın birbirimize anlatmayalım, kem gözlerden uzak diyerek, tahtalara taşlara vurarak kötülükleri sakın yanı başımıza çekmeyelim, kapılarımızı pencerelerimizi bu cehenneme açarak, insani duygularımızı sakın ayyuka çıkarmayalım. Neyimize lazım!

Bildiğiniz üzere, bugünlerde bir oyun var. Kulaktan kulağa kelime aktarma oyunu. Herkes bildiğini okuyup, yanındakinin kulağına, kelimelerini fısıldıyor. Bunları dikta etmekte kalmıyor, onların da ağzından aynılarını duymayı düşlüyor. Sanki doğrunun tek bir adı, imanın tek bir şekli varmış gibi. Yaşantılarımızın kalıplar içine sıkışmış buz kütlelerinden hiçbir farkı yok.

Kutuplaşmış düşünceler, etiketlenen insanlar, kısıtlanmış bedenler kendi ekseninde dönüp duruyor. Farklı düşünenler, yörüngeden çıkan gezegenler gibi anında uzay boşluğuna fırlatılıp, orada korkunç bir yalnızlığa mahkûm ediliyor.

İnsanlar suskun, insanlar mezar gibi sessiz. Neredeyse, konuşmanın bile yasaklandığı bu ülkede, kim olduğumuzu, ne olduğumuzu unuttuk. Vahşeti süsleyip, püsleyip sofralarımıza getirenlere, dönem fırsatçılığı yapanların din istismarına, plansız programsız iktidarlara karşı söyleyecek bir lafımız yok.

Yoksa maazallah yerin kulağı olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bunları konuştuğumuz anda tüm kolluk kuvvetlerinin kapımıza dikilerek bin yıllık azabı kapımıza bırakacağından, mezara kadar sessizlik oyununun kurallarını her gün posta kutularımızdan toplayıp, yemeklerden önce ve sonra birer doz şeklinde ezber yapmazsak, hayatımızın cehenneme döneceğinden ödümüz kopuyor.

O yüzden bu masala inanmış gibi yapmanızı, her şeye körü körüne inanmanızı sakın yadırgamayın sevgili dostlar! Siz de biliyorsunuz ki, artık kayıtsız şartsız her şeye inanıyoruz. Allah sevgisini, kan denizlerinde meşru göstermek, insan sevgisini evirip çevirip bir meta haline getirmek, çıkarlar söz konusu olduğunda koca ulusları yok etmek artık çok sıradan.

Müslümanlığın adının cinayetlerle anılmasından, gözüne kan bürüyen katillerin din kisvesi altında gerçekleştirdiği katliamlardan, yeni dünya düzeninin kanlı topraklar üzerinde kurduğu saltanat kulelerinden rahatsız olmuyoruz.

İftar sofralarına oturup, gazlı içeceklerini büyük keyifle içen ünlülerin reklam cıngılları arasında, Emine Berder’in yemek tariflerine uygun olarak yapılmış, sosunda az yağ kullanılmış, üstümüze afiyet olarak hazırlanmış fırın yemekleriyle orucumuzu açmaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

Onca ölüme, onca zulüme neden sessiz kaldığımızı düşünmeden, ertesi gün gazete sayfalarında karşımıza çıkacak olan ölüm fotoğraflarının altına serpiştirilmiş, sabun köpüğü tadındaki haberleri umursamadan bir sonraki günün iftar gecelerine hevesle hazırlanıyoruz.

Bakalım nereye kadar?

Günün Sözü:

Propagandayla zehirlenmediği sürece, kitleler asla savaş düşkünü değildir. Albert Einstein

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz