Gaziantep futbol tarihinin efsane ismi

Gaziantep futbolunun en renkli simalarından olan İsmet Savcılıoğlu, futbola kendini adayan isimlerden biri. Gaziantepspor başta olmak üzere bir çok profesyonel takımlarda önemli görevler üstlendi.

Gaziantep futbol tarihinin efsane ismi
Haber albümü için resme tıklayın

TÜFAD Gaziantep Şube Başkanı İsmet Savcılıoğlu ile Gaziantepspor ve Gaziantep FK başta olmak üzer3e çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. İşte İsmet Savcılıoğlu ile yaptığımız söyleşi:

KENDİNİZİ TANITIR MISINIZ?

Ben İsmet Savcılıoğlu.1964 Gaziantep doğumluyum. Evliyim, iki çocuğum var. Gaziantep’te futbolcu olarak görev yaptım. Sonrasında, öncelikle ilk takımın Gaziantepspor, Akabinde Yozgat, Kocaeli, Antalya, Diyarbakır, tekrar Diyarbakır, Kocaelispor, Altay, Bursaspor, Gaziantep Büyükşehir Belediyespor, Mersin İdmanyurdu ve en sonunda da Gaziantep Büyükşehir Belediyespor, şimdiki adıyla Gaziantep Futbol Kulübü’nde sportif direktör olarak görev yaptım.

FUTBOLLA İLGİNİZ NASIL BAŞLADI?

Futbolla ilgim değişikti. Ailede ortam oluştu. En büyük abim işten kaçarak futbola başladı. Diğer abim, babam rahmetliye, ya bu top oynuyor falan gibiden başladı. Tabi o zaman biz küçüğüz. Ondan sonraki dönemde futbol aşkı bize bulaştı. Yani şöyle söyleyeyim, 5 kardeşiz. 4 tane erkek çocuk var. Dördü de futbolun içinde. 1978 yılında Gaziantepspor’da yıldız takımında başladım. 81 yılında profesyonel takımla idmana çıkmaya başladım. O zamanki dönemlerde 18 yaşını doldurmuş kişiler futbol oynayabiliyordu amatör takımda. Gaziantepspor’da 81-86 sezonları içerisinde bulundum. Sonradan Diyarbakır ve Kahramanmaraşspor’a gittim. En son kulübüm de SANKOSPOR, şimdiki adıyla Gaziantep Futbol Kulübü. Futbola başlangıcım böyle oldu. Tabi bizim zamandaki şartlara bakarsak, ben bazen diyorum ki, futbolculuk dönemlerimde profesyonel takımlara nasıl çıkmışız. Belki o dönemlerdeki o şartlarda bize bir Milli Piyango vurdu diyorum. Çünkü şartlar zordu. Tek takım vardı. Çalışma imkanları yoktu.

Bu kadar olanak yoktu. Saha yoktu. Bu hengamenin içerisinde çıktık. Profesyonel olduk. Yıllarca profesyonel liglerde görev yaptık. En çok sevindiğim nokta, bir insanın yaşamı boyunun içerisinde tabi ki, sevindiği, hüzünlendiği unutamadığı anılar var. Ben burada hepsini yaşadım. Futbolculuğumda Kahramanmaraşspor’la Süper Lig’e yükseldik şimdiki adıyla. Futbolcu olarak şampiyonluk yaşadım. Antrenör olarak şampiyonluk yaşadım. İki tane şampiyonluk yaşadım. Biri Yozgat’ta şampiyonluk yaşadık ve birinci lige çıktık. Bir tanesi de 29 yıl sonra Mersin İdman Yurdu ile Süper Lig’e çıktık. Tabi bunun yanında iyileri de gördük, kötüleri de gördük. Altay’da çalışırken Altay küme düştü. Futbolun içindeki her şeyi yaşadım diyebilirim.

GAZİANTEPSPOR’U SİZİN GÖZÜNÜZDEN TANIYABİLİR MİYİZ?

Gaziantepspor’u nasıl anlatayım. Bir tarih yok oldu. Göz göre göre yok oldu. Gaziantepspor’u anlatmak, farklı bir şey. Çünkü hayatımın büyük bir bölümü orada geçti. Ne diyeyim? 16 yaşında o kulübe girdim 26 yaşında çıktım. Daha sonrasında antrenör olarak gelim. Aşağı yukarı Gaziantepspor’da 6 yıl antrenörlük deyin, 10 sene futbolculuk deyin, 16 yıl. Yani ömrümün şu anda üçte biri Gaziantepspor’un içinde geçti. Neyi anlatayım nasıl anlatayım? Her şeyiyle ayrı bir sevgi, ayrı bir tutku. Tarihte yerini almış, örnek, ender kulüplerden bir tanesi maalesef yok oldu. Bunun sebepleri dersek, sebeplerine girersek işin içinden çıkmak çok zor. Onları anlatırken bile insanın tüyleri diken diken oluyor. Gaziantepspor buralara tırnağıyla kazarak geldi. Üçüncü ligden ikinci lige, oradan Süper Lig’e kadar olan bölümde çok zorluklar çekti. Ekonomik zorluklar çekti. Bu ikinci ligde de oldu. Üçüncü ligde de oldu. Şampiyon olduğu Süper Lig’e çıktığı yıllarda da oldu. Başarı ve başarısızlıkları oldu ama hep çizgisi, grafiği iyiydi. Türkiye’de örnek teşkil eden bir kulüptü. Her yönüyle. Mesela dışarıdan gelen insanların ağırlanması, takımların ağırlanması, yöneticilerin ağırlanması.

Türkiye’de ilk yapan Gaziantepspor. Futbola geldiğinizde Gaziantepspor 1994’ten 2000 yılına kadar geldiğinizde, 2001-2002 yılına kadar, 2002 desek daha doğru olur. Bu dönemde çok şey başardı. Niye başardı? Türkiye’de bir defa örnek bir takımdı. Rol modeldi. Nedeni? Türkiye’yi tarıyordu, dünyayı tarıyordu. Futbolcu buluyordu. Buna benzer çok oyuncu keşfetti, aldı. Bünyesinde barındırdı. O oyunculardan performans olarak çok büyük faydalar gördü. Akabinde de onların satışıyla Gaziantepspor’a gelirler gelmeye başladı. Büyük bir ekibimiz vardı. Paf takım vardı, GASKİ vardı, Büyükşehir vardı. Buralarla kontak vardı. Buralarda oynayan oyuncular gözümüzün önündeydi. Bunları izliyorduk. Birçok oyuncu bu sirkülasyondan çıktı. Neticesi ortada. İlk İnter Toto Kupası’na gitti. Akabinde 3 veya 4 defa UEFA oynadı. UEFA’da çeyrek final kapısında Roma maçından döndü. Ki İtalyanları Türk takımları içerisinde yenen ilk takımlardandı. Ligde şampiyonluk kovaladı. Dereceler yaptı. Ama maalesef Gaziantepspor, sorumsuz kişilerin elinde idi. Bu sorumsuz kişiler at oynattı. Buna herkes göz yumdu.

Bunda herkesin suçu var mı? Evet, bizim de suçumuz var. Herkesin suçu var. Ben bir şey yapmadım, biz ne yapalım gibi. Ben hatta bir gün bazı yolları birine söylemiştim. Şöyle bir anım var. Biri ya üye olmak istiyorum beni yapın. Yahu kardeşim burada konuşacağına git Asliye Hukuk Mahkemesi’ne müracaat et, üyeliğimi niye kabul etmiyorlar? Mahkemeye ver. Mahkeme sonucundan sonra diğerleri için de yol açılır. Emsal teşkil eder. Konuşmayla olmuyor. İcraata geçin. Gerçekten de doğru bir şeydi. Biz sahiplenmedik. Kimse sahiplenmedi. Ee şimdi baktılar hiçbir yerden tepki yok. Yalnızda tribünden başkan istifa, bilmem ne. Bunla bir yere varma şansınız yok. Eski dönemde ekonomik olarak kulüplerin gelirleri yoktu. Kulüp başkanları ceplerinden veriyordu. Sıkıştığında da ben bu işi yapamıyorum deyip hadi Allah ısmarladık diyordu. Ama maalesef biraz önceki anlattığım dönemlerdeki zamanlar, kendi yağları ile kavrulan dönemlerdi. Transfer gelirleri ile ayakta duran bir takımdı.

Türkiye Kupası’nda bir Fenerbahçe, Galatasaray, bir Beşiktaş’la eşleşirsen, onu da televizyon naklen verirse, o yayını da 150-200 bin dolara satabilirsen o senenin karı o diye düşünüyordun. Ama sonradan ciddi ciddi federasyondan naklen gelirleri gelmeye başladıktan sonra o günden bu güne kulübün başına gelen, bir tek bizim için değil. Her kulüp için geçerli. Her gelen gitmek istemedi. Neden? Herkesin kafasında şu var. Kulübü ben nasıl iyi yere getiririmden ziyade ben cebimi nasıl iyi doldururum mantığı vardı. Buna biz sessiz kaldık, herkes sessiz kaldı. Gaziantepspor bugün yok ise bu yokluğun içerisinde suçlu olanlardan en başta gelecek kişilerin başında da bizler varız. Ne için derseniz? Bu takımın hem futbolculuğunu yapmışsınız, hem antrenörlüğünü yapmışsınız. Uzaktan seyretmişsiniz. Bu bir gerçek. Şimdi buradan hiç kimse kendini soyutlamasın. Ben de soyutlayamam. Bunu yaptılar, şunu yaptılar. Yapabilir miydik bir şeyler? Olur muydu? Denememiz lazımdı. Uygulamamız lazımdı. Çünkü bir şeye başlamadan netice alma şansımız yok. Onun için de o dönemki yöneticilerin ne kadar suçu varsa, bizim de o kadar suçumuz var.

GAZİANTEPSPOR’UN KENT İÇİN ÖNEMİ NEYDİ?

Gaziantepspor bir marka. Bir şehir düşünün. Futbol bugün biz mesela Süper Lig’deyiz. Her Pazartesi günü televizyonda yeriniz var. Basında yeriniz var. O ligde olmasanız o şehrin değişik işleriyle, o günkü ekonomik olarak, işte sanayisiyle tarımıyla, onlarla gündeme gelirsiniz. Ne kadar gelirsiniz? Ayda bir, iki ayda bir veya 15 günde bir görüntünüz olur medyada. Ama bir Süper Lig takımı olduğunuzda, şu anki pozisyonda haftanın her günü gündemdesiniz. Bunun yanı sıra şehrin reklamı. Bugün bir UEFA oynadın. Gaziantep’in belki de coğrafyada yerini bilmeyenler var. Onu öğrendiler. Onu gördüler. Buranın kültürünü geldi gördüler. Tanıtım için, bir şehrin tanıtımı için bir futbol takımının önemi çok çok fazla. Yani futbol takımları bir yerde şehirlerin turizm elçisi. Ha bu olmadı mı? Oldu. Nereye gittik? Portekiz’e gittik. İsrail’le oynadık. İşte Hollanda’da oynadık. Belçika’da oynadık. Bu şehir Roma’ya gitti. Roma’yı yendi. Sansasyon yarattı. Bunların hepsi bu şehrin reklamı.

MAÇ GÜNÜ KAMİL OCAK’IN ÇEVRESİ, MAÇ DIŞI GÜNLERDE ŞEHİRDE NELER OLURDU?

Şimdi Kamil Ocak bir mabetti. Niçin? Ben Kamil Ocak’ta maça girebilmek için. Ekonomimiz olmadığı için müze tarafındaki kale arkasında bir balkon vardı. Kenardaki taşları kırar omuz omuza verir maç izlemeye çalışırdık. Şimdi maçtan önce, mesela şimdi maça gidiyorsun. Bir buçuk saat önce başlıyorsun. Nasıl giderim? Nasıl girerim? Otopark nasıl olur? Şimdi Gaziantep’te, maçtan önce gidiyordun. Altta kebapçı var. Kebabını yiyordun. Kahve vardı, çayını içiyordun. 3 saat önceden maça gidiyordun. Zevk alıyordun. Bir yemek yemeye gidiyorsun. Yani biz şimdiki modern statları Kamil Ocak’ta yaşadık diye düşünüyorum. Ne için dersiniz? Altta restoran var. Kafeteryalar var. Kahveler var. Adam gidiyor orda çayını içiyor, kahvesini içiyor. Yemeğini yiyor. Oyununu oynuyor. Oradan biletini alıyor ve maça gidiyor. Şehrin birçok yerinden yürüyerek geliyor. Orası bir eğlence idi. Orası değişik bir yerdi. Seyirciye bakıyorsunuz o dönemlerde. Gaziantepspor ikinci ligde iken bile 18 bin 500 kapasiteli idi kapasitesi Kamil Ocak’ın. Koltuksuz döneminde. Ful oynuyorduk. Şehrin 420 bin nüfusu vardı. 18 bin 500 kişiye ful oynuyorsun. Şu anda 3 milyona yakınsın, 5 bin seyirciyi bir arada bulunca mutlu oluyorsun. Kamil Ocak bu yüzden önemliydi. Halen de önemli. Ben bazen oradan geçerken tüylerim diken diken oluyor. Kamil Ocak anlatılamaz. Anlatıma şansı da yok. Her şey, bütün güzellikler orada. Bütün Gaziantepspor’un tarihi orada. Bütün güzellikler orada yaşanmış. Söylenecek başka bir şey yok.

PEKİ O MAÇ DIŞI GÜNLERDE GAZİANTEPSPOR’LA NASIL GEÇİYORDU GAZİANTEP?

Şimdi maç dışı günler görmedim. Mesela bizim futbolculuk ve antrenörlük dönemimizde, sen de hatırlarsın. Maliye tarafındaki kale arkası bütün antremanlara açık. Seyirci gelir. Nereden baksan kötüsü 300-500 kişi idman seyrederdi. Niye? Takımla şehir barışık iç içe idi. Kulüp de eskiden şehir merkezinde idi. Yürüyerek gidiliyor, yürüyerek geliniyor. Taraftarla futbolcunun bağı vardı. İlişkisi vardı. Yani futbolcu gidip bir restorana gidip biriyle sohbet ediyor. 3 arkadaşı vardı esnaf. 5 arkadaşı vardı. Gündelik hayatta da seyirci, taraftar birbiri ile iç içe idi. Yönetim, taraftar biraz önce dediğim gibi. Bizim dönemlerde antremanlarda 3-4 saat önce gidilirdi. Kahvelerde oturulur, oyun oynanırdı. Kahvesini içerdi. Oradan idmana gidilirdi. O zaman moda idi, hadi antremandan sonra soda limon içelim diye. Böyleydi yani. Yaşam felsefemiz farklı. Çünkü, şehrin göbeğinde çok güzel bir stadyum, her yönüyle nasıl söyleyeyim. Bu şehrin vazgeçilmez bir yeriydi. Şu an ne yapılabilirdi? Bir buçuk stat olabilirdi. Göztepe’nin stadı. Çok amaçlı yapılmış. Şehrin göbeğinde. İzmir de büyük şehir. Kullanılabilir mi? Kullanılabilirdi. Kamil Ocak her yönüyle farklı bir şehirdi. Hatta, hatırlarsınız. 20 yaş Dünya Kupası oynandığında bile UEFA kebapçıları kapattı.

PEKİ GAZİANTEPSPOR TARAFTARI OLMAK NASIL BİR ŞEYDİ?

Gaziantepspor taraftarı olmak, biraz önce dedim. Ayrıcalık. Koca bir şehir. 6 bin 317 tane şehit vermiş, Gazilik unvanı almış, dünyanın en eski yerleşim yerlerinden bir tanesi ve o şehrin takımının taraftarısınız. Ve takımınız geçmişte, çok büyük başarılar elde etmiş. Siz başarılı bir takımın, büyük bir şehrin takımının taraftarısınız. Tabi ki ayrıcalığınız olacak.

GAZİANTEPSPOR’LA İLGİLİ UNUTAMADIĞINIZ BİR ANINIZ, UNUTAMADIĞINIZ BİR OLAY VAR MI? ANLATABİLİR MİSİNİZ?

Valla benim şimdi Gaziantepspor’la ilgili anım, çok fazla. Ben kendimle ilgili bir anımı söyleyeyim Gaziantepspor’da. Bir antrenmanda ayağım kırıldı. 6 ay falan süreç geçti. 6 ay sonra platinler var, onları aldırdım. Perşembe günü. Ekonomi yok. Kulüp, tedavi masraflarımı verecekti, vermedi. O zaman kulüp doktorumuz eski belediye başkanımız Asım Güzelbey. Ondan rica ettik. Hiç bir ücret almadan, narkoz da vermeden, gözlerim görerek çiviyi aldırdım. Pazar günü koltuk değnekleri ile maça gittim. Gaziantepspor’un yedek kalecisi yok demesinler diye esame listesine yazıldım. Yedek kulübesinde oturuyorum. 20’nci dakikada oyuna girdim. 14 dikiş var. Topallayarak. Hatta Metin Tokat bile hayırdır dedi. Maçın hakemi Metin Tokat. Topallayarak yürüyorum. Ve o gün bugün hala ben onun sıkıntısını çekiyorum. Bu bir fedakarlık, unutulmayacak bir anı kendi adıma. Takım adına da düşünürsek, antrenörlüğümde Sakıp hocanın yardımcısıyım. Bu takım küme düşer diyorlardı. O takım o sene ilk defa Avrupa kupalarına katıldı. O yıl İntertoto Kupası vardı. Küme düşer denilen takım, büyük bir mucizeye imza attı ve Avrupa kupalarına katıldı. Kendi içinde yaşadığım anılarım. En güzel anı da, tabi o zaman gençtim. Takımda idim. Gaziantepspor’un sayın Konukoğlu döneminde ilk defa Süper Lige çıkışı ve o şampiyonluk coşkusu unutulmaz ve inanılmaz bir güzellikti.

UNUTMADIĞINIZ BİR MAÇ VEYA SİZİ ÇOK ÜZEN BİR OLAY VAR MIYDI?

Benim şimdi unutamadığım bir maç. Gaziantepspor’la Adana’ya gittim Adana Demirspor’la maçımız var. Bizim iddiamız yok. Demirspor bizi yenerse şampiyon. O zamanda çok fazla görev almıyordum. Antrenörümüz bile yok. Talat abi bakıyordu. O bana sen oynayacaksın dedi. Ben oynamam abi dedim. Niye dedim abi bu maçta niye oynayayım dedim. Oynarsın oynamazsın, tabi yok deme şansım yok. İkide bir bakıyorum skorborda, ne zaman yiyeceğiz. Ligde o zaman saatli çalışan ilk skorboard Adana’da idi. On oldu, 15 oldu. Boğuyorlar bizi. Hatta bir ara nefes alamadım. Kaleci yorulur mu? Hatta bir ara yattım. Çenemi tuttum. Alın bunu çenesi kırıldı falan. Doğan abi masör, elini tuttum yani. Bir şeyim yok. Nefes alacağız yani. Nefes aldırmıyorlar bizi. Neyse, 3 tane gol attık. Yusuf Namoğlu hakem. 3 golü iptal etti. Maç 0-0 bitti. Maçtan sonra eski malzeme çantalarımız vardı. Ben stattan onun içinde çıktım. Demirspor şampiyon olamadı. Kendi adıma futbolculuktaki unutamayacağım en büyük anım oydu.


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Telgraf Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Telgraf Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Telgraf Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Telgraf Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Ömer Aksoy - hakkaten yazdıklarında hiç bir yanlış yok dahada azını söylemiş bu gaziantepli çocuklara hiç bakamadık karşıyakalı Atom karıncayı ilk defa maça çkacağı gün kaybettik bu benim yöneticlik hayatımda unutulmaz olaydı

İsmet çok fedakarlık yaptı.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Nisan 12:53