“ANTEP HARBİ AYNI ZAMANDA BİR KAN DAVASI”

Hayatını Gaziantep tarihine adayan yazar ve fotoğraf sanatçısı Halit Ziya Biçer, 25 Aralık ve Antep Savunması ile ilgili bilinmeyenleri ‘Telgraf 25 Aralık Eki’ne anlattı.

“ANTEP HARBİ AYNI ZAMANDA BİR KAN DAVASI”
Cihat Öztürk
25 Aralık 2019 / 20:32

Hayatını Gaziantep tarihine adayan yazar ve fotoğraf sanatçısı Halit Ziya Biçer, 25 Aralık ve Antep Savunması ile ilgili bilinmeyenleri ‘Telgraf 25 Aralık Eki’ne anlattı. 82 yaşındaki yazar, Amerika’daki Özgürlük Heykeli ve Fransa’daki Eyfel Kulesi gibi, Gaziantep’e de kurtuluş mücadelesini simgeleyen bir anıt yapılmasını istiyor. Gaziantep Savunması ile ilgili 10’a yakın sergi açan, belgesel filmler çeken Biçer, kurtuluş günlerinin de hakkaniyetli bir şekilde kutlanamadığını dile getirdi. Antep Harbi’nin aynı zamanda bir kan davası olduğunu vurgulayan Biçer’le Antep savunmasının dününü bugününü konuştuk. 

“BURADA BÜYÜK BİR SAVAŞ SUÇU İŞLENDİ”

25 Aralık Gaziantepliler için ne ifade ediyor? 25 Aralık deyince Anteplinin aklına ne gelmeli? Soruyu daha açarsak o dönemler Antep’te nasıl bir tablo vardı?

Öncelikle 25 Aralık’ın ne olduğunu anlamak için, Antep harbinin çetin şartlarını o gün savaşmış olanlardan dinleyen insanların olması lazım. Bir harp olmuş ama bu harple ilgili bir kitap ‘kuşatma’ diyor, bir kitap ‘savunma’ diyor, bir kitap ‘halk direnişi’ diyor, bir kısmı da diyor ki, ‘hayır burada 3. cephe teşekkül etti buradaki olan durum Çanakkale ve İzmir’deki gibi cephe hareketidir’ diyor... Esasında Antep Harbi kahramanlık ve yiğitlikten çok yurdu savunmayı hayatiyeti şimdilerde beka diyorlar, o hayati bekayı, varlığı korumayı akıl edenlerin savaşıdır.  Açsınız, hiçbir güvenceniz yok, İngiliz ve Fransızlar gelmişler ikili anlaşmalarla bu bölgeyi paylaşmışlar. Antep’in işgali hep Fransızlar üzerinden kurgulanıyor. İngilizler neden konuşulmuyor. Bu bölgeyi 11 ay boyunca işgal ettiler. İngilizlerin şehirde bıraktığı büyük bir tahribat var.

Hatta gazilerimizin ağzıyla konuşuyorum şu an, ‘somun bıçaklarını bile toplattılar oğlum’ dedi bir gazimiz bana. Buradaki amaçları bu bölgeyi silahsız bir yurt haline getirmekti. İş yerleri dahi kapatılmış, halk sindirilmiş, ellerinden mülkleri alınmış. Sonra Fransızlar neden gelmesin ki? Şehir savunmadan soyutlanmış, işgale uygun hale getirilmiş. Fransızlar 4 defa geldiler. Fransızların en büyük kumandanları burada görev yaptı. O tarihte 15.5’luk toplar getirilmiş. Bu toplar kerpiç ve topraktan yapılı Antep evlerini yerle bir ediyor. Yeri kaynatıyor bu toplar yıkımla birlikte.

Kimse farkında değil ama burada büyük bir savaş suçu işleniyor. Şehirde çok şükür ki İngilizler, Fransızlar geldiği günden itibaren bizim babayiğit Antepliler tek tek kurşun sıkmışlar. Bu da Antep’in kendi hususiyetidir. O tarihte İsmet İnönü’ye soruyorlar Antep’in kurtuluş günlerini, o da şöyle diyor: Antepliler tabi ki bunu yapacaktı, çünkü bu özellik onların kanında var. O tarihe göre bu önemli bir mesaj. Din değişir, renk değişir, ırk değişir ama kan değişmez, kan hükmünü yapar. O gün çekilen ızdırabın ne bir romanı yazıldı ne bir filmi çekildi ancak nedense biz bunu ‘savunma’ diye belirledik. Belli bir harp düzeniyle savunmaya çekilmiş, mevzide savunma yapmış gibiyiz. Hâlbuki bizim savunma hattımız da yok. Her taraftan düşman giriyor. Biz de geldikleri taraftan saldırıyoruz. Geldikleri yönden vuruyoruz, cephe hattımız yok. İkmal yollarını vuruyoruz, düşmanı gerektiğinde arkadan da vuruyoruz. Bu da enteresan ve incelenmesi gerek bir konu. Bu savaştan sonra Antep’in 3’te 2’si yıkıldı. ‘Taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun’ tabiri de o günlerden geliyor.

“ANTEP HARBİ AYNI ZAMANDA BİR KAN DAVASI”

Fransızlar Antep’te böyle bir direniş bekliyor muydu? Direniş karşısındaki tutumları ne oldu?

Bu harpte Fransızların en çok merak ettiği konu şu, “Bir avuç insan bizim 4 tane büyük kuvvetimize nasıl karşı koydu?”… Gazilerimiz bizden bu konuyu araştırmamızı istedi. Bu araştırılmıyor. Fransızlar, ‘bizi bir avuç insan nasıl yendi? Bunu araştıralım, bize ileride deneyim olur ’ diyorlar. En çok merak ettikleri şey de Bayazhan’da kurşun sıktıkları adamın birkaç saat sonra dönüp kendilerine ateş etmesi, hayretle izlemişler. Antep Harbi uzak değil yakın plan harp. Görmeden atmıyoruz biz, ‘Kurşun az, düşmanı görün ondan sonra sıkın’ emri alıyor direnişçiler. Bunların iyi incelenmesi lazım çünkü Antep ilk şehidinden itibaren bu olayı kan davası yapıyor. Dolayısıyla biz kan davamızı da katıyoruz, Şahinbey ve Şehitkâmil olayından sonra. Antep’te o tarihlerde kan davaları meşhurdur. 1970 yıllarına kadar Antep’te köylerde aileler arasında kan davaları vardı. Bu milletin içine işlemiş bir olaydır.

“ŞU GÜN OLDU ANTEPLİLERİN HARPTE YEDİĞİ EKMEĞİ BAYRAM GÜNÜ DAĞITAMIYORUZ”

25 Aralık kutlamaları hakkı verilerek yapılabiliyor mu? Veya şöyle soralım, ‘Antep Harbi toplumsallaştırılabildi mi?’

Ben kutlanan bütün bayramları filme almışım. O zamanlarda kimsede film yok. Şimdilerde bu filmlere merak edip de bakmak isteyen yok. Bizim zamanımızda imkânsızlıkta öyle bir kutlanırdı ki, o ruh her an tekrar yaşatılırdı Antep sokaklarında. Peki, bu insanlar kendini birden bire mi sokakta bulurdu? Hayır özel olarak hazırlanılırdı. Okullarda başlanırdı kutlamalar. Benim yaşım 82. Ben hem yaşadım o zamanı hem filme aldım hem de o merasimlerde iki ayağı kesilmiş, merasime iştirak eden adamlarla konuştum. Biz o insanların geçişlere ne zorluklarla katıldığına tanık olduk. Biz bu insanlarla yaşadık o dönemi. Antep Harbi, İstiklal Harbinin ilk ateşiydi. Bunun hakkıyla kutlanması gerekiyor. Çünkü Antep Harbinde ölen sivillerin sayısı İstiklal Harbinde tüm ülkede ölen sivillerin sayısının on katı. Antep’te öyle bir savaş olmuş ki, misal Çanakkale’yi örnek verelim orada ölenler asker, asker askere sıkıyor. Ama Antep’te 11 ay şehre bomba yağmış. Akşamüzeri başlıyor sabaha kadar.

Ölü sayısını 6317’yle kısıtlıyorlar. Ben buna çok sinirleniyorum. Koca bir şehir kuşatılıyor. Şehirde 8 bin hane var. Antep’te aileler en az 7 kişilik. 7 çocuk doğurmadan Antep hanesine isim vermezlerdi o dönem. 6317 şehitle bu harbi sınırlamak Antep direnişine haksızlıktır. Bu yüzden Antep Harbi kutlanırken yer gök inletilmeli. Bir bürokratın çıkıp iki laf etmesiyle değil, milletvekillerin gelip de bir iki tane standart kelimeyi yan yana getirmesiyle kutlanmaz. Şu gün oldu Antep’in harp zamanı yediği o ekmeği bayramda yapıp da dağıtmayı akıl edemiyoruz. Nasıl bir ekmek yediyse Antepli o gün, bayram günü de torunları o ekmeği yiyebilmeli. Kolay değil samandan yapılmış, içine 2-3 tane kuru üzüm konmuş ekmekle harp etmek. Biz bu savaşı 3. 5. nesil olarak bir yaş günü kutlar gibi pasta keserek, yılbaşına hazırlık yapar gibi kutlarsak, bize bu destanı miras bırakanlara büyük haksızlık etmiş oluruz. 25 Aralık gelmeden bir ay önce caddelerini, sokaklarını, odalarını, kurumlarını, okullarını buna hazırlamalısınız. İsraf demesinler, bu direnişi çok fazla kutlamaktan korkmasınlar, bu kutlamalar layık olduğu gibi kutlanmalı. Başka şeylere çok fazla para harcıyoruz. Dolayısıyla benim zamanındaki şaşaanın çılgıncası olması lazımken Bu kurtuluştan pişman mıyız ki sönük bir şekilde kutlamalar yapıyoruz.

“ÖYLE BİR ANIT YAPTIRIN Kİ YUKARI BAKTIĞINIZDA KÜFÜNÜZ DÜŞSÜN”

Antep’in Kurtuluşunu simgeleyen, anlatan, saç ayaklarından sembol olarak ne eksik?

Antep Harbine katılan gazilerimiz Maarif Kavşağında benim dükkânımın yanındaki çay ocağına gelirlerdi. Özellikle bizim de duyacağımız şekilde anlatırlardı. Üzerimde vebal var benim. Oğlum biz abide yaptık ama bunun altında kemikler var, bu bir mezar taşıdır. Boyu da kısadır. Gazilerimiz bize dediler ki ‘bunu belki biz göremeyiz, siz öyle bir anıt yaptırın ki, o zaman şapkamız yok, küf var. Yukarı doğru baktığınızda küfünüz düşsün. Aman unutmayın’... Ben bunu her seferinde söylüyorum. Antep bu kadar gökdelen dikiyor. Kuzey Antep, yeraltı Antep, yerüstü Antep, kardeşim anıt anıt Hürriyet anıtı! Amerika’daki gibi, Fransa’daki Eyfel Kulesi gibi veya İstanbul ve Ankara’daki anıtlar gibi. Burayı simgeleyen bir anıt neden yapmıyorsunuz? Ben, ‘Çınarlı’daki anıt alanına bir anıt yapalım’ dedim. O zamanki yöneticilerden tepki geldi. Efendim orası SİT alanı dokundurmayız. O kadar SİT alanına dokundunuz buna neden dokunamıyoruz? Daha iyisini yapacağımız şeyi restore etmek suç mu? Oraya yapmıyorsunuz başka yere yapın. Şahinbey’in şehit düştüğü yere üç defa mezar yaptılar üçü de boştu. Çözüm ise şu: Çok büyük bir alanımız olmalı. En çok da İzmir tarafından gelen insanlar şunu soruyor: ‘Tamam, anladık, kurtuluşunuzu savunmanızı, yiğitliğinizi ama meydanınız yok!’. Kemiklerden anıt yapsaydık şu anki anıtların 10 katı büyüklüğünde olurdu. Bu mücadelenin dumanı üstündeyken yapmalıydık ama yapamadık. Neredeyse 100 yıldır bu konu boşlukta sallanıyor.

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz