Daraba ve kepenklerde 68 yıldır O’nun imzası var

Hacı Mahmut Görücü 78 yaşında… 10 yaşında çırak olarak başladığı darabacı dükkana yıllar sonra ortak olmuş. Darabacılık mesleği teknolojinin gelişmesiyle günümüzde otomatik kapı sistemleri yapan bir ticarethaneye dönüşmüş.

Daraba ve kepenklerde 68 yıldır O’nun imzası var
Hüseyin Küpeli
16 Ekim 2018 / 11:22

Hacı Mahmut Görücü 78 yaşında… 10 yaşında çırak olarak başladığı darabacı dükkana yıllar sonra ortak olmuş. Darabacılık mesleği teknolojinin gelişmesiyle günümüzde otomatik kapı sistemleri yapan bir ticarethaneye dönüşmüş. Yanında yetiştirdiği ustası ve çocukları işi kendisinden devraldığında da, mesleğinden kopamamış. İtimat Kapı sistemlerinin emektar sahibi Hacı Mahmut usta, işleri çocuklarına bırakmış olsa da hala mesleğin tozunu yutmayı sürdürüyor.

Mahmut Görücü kimdir, bize kendinizi anlatır mısınız?

Gaziantep’in yerlisi olarak tabir edilen bir aileden geliyoruz. Dedem Antep harbinde şehit düşmüş.  babam ise o dönem savaşa tanıklık etmiş hatta savaş yıllarında çocuk olmasına rağmen, gücü yettiği kadar savaşa destek olmuş. Dedem şehit olduğunda, babam küçük yaşta tek evlat olarak yetim kalmış ama kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmış. Ben 1940 yılında Gaziantep’te dünyaya geldim. Okula gitmedim, o zamanlar gece okulu vardı, diplomayı oradan aldım. 10 yaşına geldiğimde, babamın beni darabacı dükkanına çırak olarak vermesiyle iş yaşamıma başlamış oldum.

“ÇIRAKLAR ETİ SENİN, KEMİĞİ BENİM DİYE İŞE KONULURDU”

Kimin yanında işe başladınız?

Darabacı Ahmet, Mehmet ve Ökkeş usta adında 3 ortak vardı. Şehirde başka darabacı da yoktu. Ahmet ve Mehmet ustalar ikiz kardeşti ve Ağa camisinin yanında dükkanları vardı. Hiç unutmam dükkanımız küçük kamyonetlerin bile zor geçtiği dar bir yolda idi. Eskide büyüklerimiz çırak olarak verdiğinde ustaya “Eti senin, kemiği benim” derdi, bizimkisi de böyle oldu. Bizim için baba ne kadar değerliyse, usta da o kadar değerli ve hatırlıydı. Ustalar da disiplinli olur ama çırağı bir evladı gibi görürlerdi.

Nasıl çalışıyordunuz?

O yıllarda ilkel koşullardaydık, elektrikli alet yok, kaynak yok, her şey el emeği ile yapılırdı. Çırak dediğiniz zaman, ustamızın yanında oturamaz, ayakta beklerdik. Takımları her gün temizler, sayardık. Böyle bir disiplin içerisinde yetiştik. İş bittiğinde de ustamızın emirlerini yerine getirirdik. Mesela Pazar günü ustam beni, çocuklarıyla beraber bağa üzüm toplamaya götürürdü. Ailenin içinde hiç yabancılık çekmezdim. Çıraklar hem babadan, hem ustadan terbiye alırdı.

Kaç yıl çalıştınız bu işyerinde?

Askere gidene kadar çalıştım. 1962’de askere gittim, tekrar işyerime döndüm. Ustalarımız bir gün ayrılma kararı vermiş, yeni ortak alınmasına karar verilmiş. Ahmet ustam “bu dükkanda Hacı Mahmut’un çok emeği var” diyerek, kendi oğluyla beraber beni de ortak etmiş. Ortak olan kişi parası varsa verir, yoksa da çalışır, haftalığından kesinti yapılırdı. Ben dükkana ortak oldum ama para-pul lafını asla etmedim. Çalışırken “haftalığım ne kadar” demedim. Ortak olunca da işçi gibi çalıştım. Ustam hesap yapar, payımıza düşeni verirdi. Ben böyle gördüm, çocuklarımı ve çalışanlarımı da böyle yetiştirdim.

Kendi işyerinizi ne zaman kurdunuz?

Ortaklığa uzun yıllar devam ettim. Yıllar geçti, ustalarımız mesleği bıraktı. Büyük olarak ben kaldım. Ustalarımın çocukları, yetiştirdiğimiz ustalar ile 7 ortak olduk. İşin başına geçtim. 20 yıl kadar devam ettik. İlerleyen zamanda ayrılanlar, vefat edenler oldu. Bu işyerinde halen çocuklarım Mustafa Görücü ve İbrahim Görücü ile birlikte yetiştirdiğim 45 yıllık ustam olan Mahmut Şafakoğlu birlikte çalışmaya devam etmektedir.

“ZANAAT SAHİBİ DÜRÜST OLMALI”

Mesleğinizin çalışma koşulları nasıldı önceden?

Darabaları kimse kolay kolay yapamazdı. Bir dükkanın cephesi 3 parçadan yapılırdı. İlkel koşullarda daraba, kepenk ve derbent yapardık. Şimdi hepsi hazır geliyor, herkes daraba yapabiliyor. Karşıyaka’nın yeni geliştiği sıralarda, merkezde bir cami vardı, orada 50 yıl önce daraba yaptığım insanlar hala beni gördüğü yerde hatır sorar. Ben çocuklarıma her zaman “Zanaat sahibinin dürüst olması lazım, çünkü gelen müşteri size inanmış, bel bağlamış. Sanat sahibinin insanları kandırması kolay, siz asla böyle yapmayın” diye tembihte bulundum. Eğer güzel bir isim bıraktıysak bunları prensip haline getirdiğimiz içindir.

İşlerinizi nasıl geliştirdiniz?

Ağa camisinin yanında dükkanımız vardı. 1996’da Bağ-Kur’dan emekli oldum. Çocuklarım işi öğrenince “bana sen artık çalışma” diye ısrar etmeye başladı. Bende çalışmak istiyordum. Sanayide 3.tip adada 400 metrekare bir yerim vardı. Bir sabah dükkana geldim ki, dükkanı sanayiye taşıyorlar. Oraya çok emek verdiler. İşi büyüttüler, sonra da şu an bulunduğumuz daha büyük bir yere geçtiler. Ben aktif olarak çalışmıyorum ama meslekten kopamadığım için her gün gelirim, işçilerimizle, çocuklarımızla oturur, konuşurum, onlara dualar ederim. İşlerine asla karışmam çünkü benden çok çok ilerideler. Meslekte her şey çok değişti.

“İtimat” markası nasıl doğdu?

1969 yılında bazı ortaklar ayrıldığında, maliyeye bir isim bildirmem gerekiyordu. Şimdi kepenk dediğimiz şeyin adı, o zaman darabaydı. İtimat Daraba adını o zaman koyduk. Sektörümüzdeki yeniliklere ayak uydurarak, o günlerden bugüne kadar geldik. Türkiye’nin her tarafında iş yaptık. Doğusu-Batısı, İstanbul’a kadar çalışmadığımız şehir kalmadı.

Darabanın yerini günümüzde ne aldı, ürün çeşitliliğinden bahseder misiniz?

Ürün yelpazesinde tamamen inşaat sektörüne hitap ediyoruz. Evler, villalar, garaj kapıları var. Kepenk ve darabaya günümüzde otomasyon, endüstriyel ürünler, panjurlar, otomatik kapı sistemleri eklendi. Fabrikalara yapılan kapılar var. Yani tek kepenk ile kalmadık ve teknolojinin gelişimi doğrultusunda bizde bu gelişime ayak uydurduk.

Gaziantep’te eski ustalar kimlerdi?

Bu memlekette iz bırakan öyle ustalar vardır ki, bilenler hala konuşur. Hacıvatcı Ali usta, Tornacı Süleyman Keser, Sait Keklikci, Demirci Davut usta, Hacı Mehmet Ali Mıhcı ve çocukları, Karuserci Abdullah usta çok ünlüydü. Bu ustaların yanına selamla gitmeliydiniz. Biz ustalarımızın yanında çalışırken, testere ile demirin üzerindeki çizginin dışına çıkarsak veya demiri doğrultunken her tarafını çekiç izi yaparsak, ustamız gözümüzden yaş gelene kadar bizi döverdi. Demire bakınca, nereye vuracağınızı iyi bileceksiniz. Böyle gördük, başla yaşadık. Ben çocuklarıma ve ustalarıma da böyle öğrettim.

“KİM NİMETİNE HOR BAKA, O BOYNUNA TORBA TAKA”

Mesleğin şu anda geldiği nokta nasıl?

Teknolojiyle birlikte, meslek yeniden şekillendi ama ben şu anda yeni çıkan makinalardan anlamıyorum. Ama yapılan işe geriden bakarım, onlarda bana saygı gösterir dinler. Gelinen noktanın genel olarak iyi olduğunu söyleyebilirim. Üstadlarımız “Kim nimetine hor baka, o boynuna torba taka” demiş. Bunun anlamı, nimetine hor bakan dilensin demek. Allah’a çok şükür, bizler hiçbir zaman işimize hor bakmadan, bugünlere geldik.

“YAPTIĞIM HER İŞ, REFERANSIM OLDU”

İyi bir usta nasıl olmalıdır?

İyi usta, önce işçinin hak ve hukukuna saygılı olur. Çalışanın teri soğumadan hakkını verir. Borcuna sahip olur, kimseyi incitmez. İşini temiz yapar. Bir insanın karakterini ölçmek istiyorsanız, borcuna sahip olup olmadığına bakın. Başka kötü huylar düzelir ama borç benim yanımda mihenk taşıdır. Gaziantep’in içinde sayılı malzeme satıcıları vardı, bunların yanına selamla gidersiniz, sıkıştırdığınızda malzeme vermezler. Bunların yanına “darabacı Hacı Mahmut usta”nın selamıyla gittiğinizde, ne lazımsa verirler. Meslek hayatımda yaptığım her iş benim referansım oldu.


Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz