“Eski ustaların öğrettiği iş, üniversite ile eşdeğerdi”

Sıhhi tesisatçılık mesleğine dönemin en iyi ustalarından birisi olarak bilinen Fatih Kenanoğlu’nun yanında başlayan Hasan Öz, ustaya saygının önemine dikkat çekerek, geçmiş yıllardaki usta-kalfa-çırak ilişkisinin şimdi kalmadığını söylüyor.

“Eski ustaların öğrettiği iş, üniversite ile eşdeğerdi”
Hüseyin Küpeli
7 Ocak 2020 / 00:01

Yarım asırlık sıhhi tesisatçı ustası Hasan Öz:

“Eski ustaların öğrettiği iş, üniversite ile eşdeğerdi”

Sıhhi tesisatçılık mesleğine dönemin en iyi ustalarından birisi olarak bilinen Fatih Kenanoğlu’nun yanında başlayan Hasan Öz, ustaya saygının önemine dikkat çekerek, geçmiş yıllardaki usta-kalfa-çırak ilişkisinin şimdi kalmadığını söylüyor. Meslek öğrendiği yılları “üniversite dönemi” olarak kabul eden Hasan usta “Babamızın yanında sigara içerdik ama ustamızın yanında asla içemezdik. Ustaya saygımız bu şekildeydi” diye konuşuyor.

Yapı sektörüne uzun yıllardır hizmet veren deneyimli usta Hasan Öz, meslek hayatı boyunca bir çok müteahhitle çalışmış… Kendisi ilkokuldan sonra okuyamadığı için okuma isteği içerisinde ukde kalan Hasan usta, çocuklarının iyi bir eğitim alması için her şeyini seferber etmiş…

Hasan usta, meslekle tanışmanız nasıl oldu?

Okumayı çok istiyordum ama olmadı, o günkü koşullar okumam için yeterli olmadı. İlkokulu bitirdim. 14 yaşlarında köyden şehre geldim ve bir arkadaşımın aracılığıyla Fatih (Kenanoğlu) ustanın yanında çırak olarak işe başladım. Sanırım 1968 yılıydı. Askerlik dönemim hariç, Fatih Kenanoğlu’nun yanında 14 yıl çalıştım. O beni yetiştirdi, önce kalfa, sonra usta oldum.

“İŞ TEKLİFİ GELİNCE, ÖNCE USTAMIN ONAYINI ALDIM”

Ayrılık durumu nasıl oluştu?

Fatih ustanın yanında devam ederken, Şeker İnşaat’ın sahibi, rahmetli müteahhit Kazım Yetkinşekerci bana iş teklifinde bulundu. Israrla kendi işimi yapmaya teşvik etti. Durumu Fatih ustama anlattım. İzin verirse gideceğimi, izin vermediği takdirde, yanında çalışmaya devam edeceğimi söyledim. Fatih ustamdan onay aldıktan sonra, Kazım Yetkinşekerci’nin teklifini kabul ettim. Yıl 1979 veya 80’di, böylece Kavaklık’ta futbol sahalarının karşısındaki inşaatta, kendi işime başlamış oldum. Şunu da belirtmeliyim, işe başlarken, Kazım bey bana 2 bin liralık senet imzalattı, işi bitirdikten sonra da senetimi geri verdi. İlk işim olduğu için sanırım biraz tereddütlüydü ama kendisiyle 7-8 yıl boyunca çalışmaya devam ettik.

“MUHTAR ATMAZ BENİMLE ŞARTLI OLARAK ANLAŞTI”

Sonra neler yaptınız?

Çıksorut’ta Teknik Lise var. O okulda çalıştım. Okulu yapan müteahhitler ise Anıt İnşaat’tan Mustafa Bediroğlu, Enver Gümüşburun, Necdet Sökücü idi. Okulda çalışırken, yaptığım işi Atmaz İnşaat beğenmiş. Beni şirket ofisine davet ettiler. Benden teklif istediler. Teklifi yazdım getirdim.  Sayın Muhtar Atmaz rakama itiraz etmedi ama bazı şartları olduğunu söyledi ve bana dönerek “Benimle çalışırken, işimi bırakıp, kimsenin işini yapmayacaksın. Aradığım zaman, 10 dakikada geleceksin. Kaç kişilik ekibin olursa olsun, iş vereceğim, lakin iş veremezsem de, gelip benden maaşlarını almaya devam edeceksin” dedi. Ben elimdeki işleri bitirmek için süre istediğimde, onu da kabul etti. Bir hafta kadar sonra geldim, önce yarım işlerini, tamiratlarını yaptım. İlk proje olarak Kırkayak’ta Barlas Apartmanı’na başladım. Daha sonra 25 yıl boyunca aralıksız Atmaz İnşaat’ın işlerinde çalıştım. Muhtar bey her zaman sözünü tuttu. Ustaların, işçilerin yanında oldu. Ancak ben ilerleyen yıllarda, kendisinin işi olmadığı zamanlarda, ekip sayısını artırarak başka müteahhitlerin işini de üstlendim. 20 yıla yakın Üntaş İnşaat Ünal Özsöyler’in işlerini yaptım. Dinleyici İnşaat Adil Dinleyici, Özkara İnşaat Emin Özkara, Baydarlar İnşaat Gani ve Orhan Baydar, Ak İnşaat Mehmet Aksürmeli, Mahmut Erbağcı gibi isimlerle çalıştım. Daha sonra, 90’lı yıllardan sonra kooperatif inşaatları başladı. Kooperatiflere başladım. Ancak tüm bu süreçte Atmaz İnşaat’ın işlerine devam ettim.

Mesleğinizin en önemli zorlukları nelerdi?

O zaman pik döşerdik, süzgeçler, sifonlar pikti. Arızalı çok olurdu. İspiral yoktu, piki, yarım kiloluk çekiçle döve döve ölçüye getirirdik. Mesai kavramı yoktu. Sıkıntıya katlananlar, mesleğini sevenler başarılı olurdu. Aksini yapanlar, devam edemedi.

Ustalarınız ile diyaloglarınız nasıl olurdu?

İş esnasında ustamız, hangi elemana bir şey sorarsa sadece o cevap verebilirdi. Bir başkası konuşamazdı. Askeriye disiplini gibiydi. Ekip başları olurdu, genellikle ekip başı olan kişiler ile talimatlar verilirdi. Ustamız Cumartesi günü haftalıkları vermeye geldiği zaman, herkesin isimleri zarfın üzerinde yazılı olurdu. Fatih usta kimin ismini çağırırsa, o gider yanına zarfını alır, geri gelir yerine otururdu. Bir gün Başkarakol’da Memik Kömürcü’nün işini yapıyoruz. Terazi alıyoruz. Yarım milim eğrilik var. Geriye doğru çıktı. Ortaokulda “sıfır” nedir dedi. Okumadığım için bilmiyorum tabi. “Size sıfır veriyorum. O gün bugündür, teraziyi kendim alırım, elemanıma güvenmem.

O dönemin başka bilinen ustaları kimlerdi?

Gaziantep’te 4 kişi bilinen usta vardı o dönem. Fatih Kenanoğlu, Hüseyin Allı, Tahir usta ve hem tesisat hem sobacılık yapan Hayri Allı. İş geldiği zaman, bazen 6 ay sonrasına gün verilirdi. Su ve kalorifer işi yapanlar ayrı kişilerdi. Kalorifer işi yapanlar Hacı Memik Yıldırım, Cuma Yıldırım, Niğdeli İsmail ve Kemal usta ilk aklıma gelenler. Şimdilerde, herkes her işi yapıyor.

“MESLEK, ERBABINDA OLMALI”

İş süreleri ne kadardı?

O dönem tabiki makineleşme sistemi yoktu, iş aylarca sürerdi. 4 ay kaldığımız binalar olurdu. Çünkü boruyu demir testere ile keseceksiniz, dişini kolla açacaksınız. Şimdi piyasadan onlarca ustayı getirseniz ancak 2’si bunları yapabilir. Şimdi adam 6 ay bir yerde çalıştıktan sonra, 50 liraya kaynak makinesi alıp “ben ustayım” diye iş kovalıyor.  Meslek, erbabında olması lazım. Bu tüm meslekler için geçerli aslında. Her mesleği, o işi bilen, anlayan, erbabı yapmalı.  

Mesleğin koşulları şu an ne durumda?

Plastik boru kolay derler ama hiç kolay değil. Benim en yeni elemanım 5 yıllıktır ve hepsinin kulağında kalem olur. Boruyu işaretler, kaynağı oraya kadar ısıtır. Piyasadaki arkadaşlara bakıyorum, çoğunda ölçü aparatı yok. İşi alıp, yanındaki elemanı bırakıp gidiyor. Sonra gelip, o iş nasıl yapıldı bakmıyor bile. O dönemde müteahhit sabah inşaata gelir dolaşırdı. 2.katta sucu var, 3. Katta boyacı var, 1.katta sıvacı var hepsini bilir, hepsiyle konuşur, bilgi alırdı. Sorusu olan var mı, görüşecek kişi var mı, istişare edilirdi. Şimdi aynı özeni görmek zor doğrusu!.. Ben ustalık yapmaya başladığım günden bugüne kadar, dediğim malzeme alınırsa, en ufak bir arıza olursa, daima üstlenirim. Böyle bir prensibim var. Bu yüzden, yaptığım işlerden vicdanen rahatım.

“YAZILI İZİN ALMADAN, BİRBİRİMİZİN İŞÇİSİNİ ALMAZDIK”

Ustalar arasındaki diyalog nasıldı?

Kendi aramızda toplanır, mesleki sohbetler yapardık. Sosyal faaliyetler düzenlerdik. Hiçbir usta, diğer ustanın yanında çalışanı, ustasının yazılı müsaadesi olmadan, işe almazdı. Elemanı alması için “git ustandan yazılı bir kağıt getir, oradan neden ayrıldın, bilmem gerek” derdi. Şimdiki ustalar 3 kuruş fazla yevmiye verip, işçiyi ayartıyor. O işçi de gidiyor oraya. Bizim zamanımızda, ben Fatih ustanın yanına girdiğimde 45 lira haftalık alıyordum. 3 ay çıraklık yaptıktan sonra, elime iş vermeye başladı. Haftalığım 60 liraya çıktı. Bize başka yerlerde 120 lira verirlerdi, biz gitmezdik. Fatih usta bize sürekli “Burası sizin için bir üniversite, çalışın, öğrenin, gittiğinizde kendi işinizi yapın, işçilik etmeyin” derdi. Ustaya saygımız sonsuzdu. Rahmetli babamın yanında sigara içerdim ama Fatih ustanın olduğu yerde hala bugün olmuş sigara içemem. Nitekim, biz o üniversiteden yetiştik ve ayrıldığımızda kendi işimizi gönül rahatlığıyla yaptık.

Kalifiye eleman sıkıntısı var mı, varsa sebepleri neler?

Geçmişten günümüze kadar olan sürede, kalifiye eleman sayısı azalmaya başladı. Bunun bir çok sebebi var. Çırak sayısı azaldı. Eskiden babası oğlunun elinden tutar, çırak olarak getirir ve ustaya “eti senin, kemiği benim. Oğlum bir meslek sahibi olsun” derdi. Para mevzu bahis olmazdı. Şimdi acemi eleman gelip “iş var mı?” diye sorduktan sonra, ikinci sorusu “ne kadar para vereceksin” oluyor. 

Ustalar lakaplarıyla tanınıyor genellikle, sizin de bir lakabınız var mı?

İşçiler arasında bana “Kara Hasan” derlerdi.

Şu an neler yapıyorsunuz Hasan usta?

Ben işçiyle beraber sayamı giyer, işçiyle beraber inşaata girer, işçiyle beraber inşaattan ayrılırım. Şu an son projelerimi yapıyorum. 51 yıl oldu, mesleği artık bırakmaya karar verdim. Sebebi de, kalifiye eleman sıkıntısı.

Bazı ustalar, çocuklarını da yanında yetiştirmiş, sizde durum nasıl?

Ben ilkokuldan sonra okuyamadım. Okumayı çok istedim ama rahmetli babam, köyde olduğumuz için “küçüksün, gidemezsin, okuyamazsın” derdi.  Okumak içimde ukde kaldı. Bu sebeple, çocuklarımı ve etrafımdaki herkesi okumaya teşvik ettim. 2 kız, 2 erkek 4 evladım var. Büyük oğlum okudu Hukuk Fakültesi’ni kazandı, avukat oldu. Küçük oğlum dershanede Matematik hocası. Kızlarımın ise birisi muhasebeci, diğeri halı desinatörü. 2 kayınbiraderim vardı, onları da okuttum. Birisi avukat, diğeri öğretmen oldu.

Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Bir değil, 2 anımı anlatayım size… 1972 yılıydı, kar yağar, daha kar erimeden üzerine kar yağardı. Fatih ustanın yanında çalışıyoruz. İşe geliyoruz Fatih usta izin veriyordu. 1-2 hafta böyle devam etti. Yine bir gün işe geldik, Fatih usta “çalışmayalım” dediğinde, önlüğümü giydim ve ilk kez ustama itiraz ettim. “Usta benim çalışmam gerek, bunu para kazanayım diye söylemiyorum. Ben köylü çocuğuyum. Gidecek yerim yok. Köylümüzün birisi beni şehirde gezerken görürse “Kerem’in oğlu Antep’e çalışmaya gitti ama sokakta dolaşıyor” derse ben biterim” dedim. Bunları söyledikten sonra Fatih usta “tüm ekip çalışıyoruz öyleyse” diyerek işbaşı yaptırdı. Biz o dönemde, o soğuklarda günlerce çekiçle beton kırardık. Şimdiki elemanlar, havada nem olsa “hadi gidelim, çalışmayalım” dediklerinde, gerçekten üzülmemek mümkün mü?

Bir gün de, üniversitede kuyuda motor bozulmuş. Rahmetli Ali Ulusam vardı. Bana haber verdi. Motosiklete binip gittim. Bir hata yaptım, kuyunun olduğu bölgeye tek başına geldim. Kemeri belime bağladım, elimde 2 tane boru anahtarı var. 30 metre kadar kuyudan aşağıya indim. Arızayı yapmaya çalışacağım ama sanki boğazımı sıkmaya başladılar. Hızla yukarı attım kendimi.  Motosiklete binip uzaklaştım. Ali beye “arkadaş ben kuyuya inemedim, yapamadım” dedim. O günden sonra da, bu tür kuyu işlerine tek başına gitmemeye tövbe ettim.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz