Kalıpçılar Meslek Lisesinde yetiştirilmeli

Kalıpçı ustası Mehmet Kabaklar, zorunlu eğitimden dolayı çırak bulamadıklarından yakındı.

Kalıpçılar Meslek Lisesinde yetiştirilmeli
Hüseyin Küpeli
13 Ocak 2020 / 00:01

Kalıpçı ustası Mehmet Kabaklar, 16 yaşında başladığı meslek hayatında 47. yılını geride bırakmış bir isim... Eski ustalar arasındaki sevgi, saygının artık kalmadığından yakınan Mehmet usta, okullardaki zorunlu eğitimin 12 yıla çıkmasıyla birlikte çırak bulamadıklarını, dolayısıyla kalifiye eleman bulmakta zorlandıklarını açıkladı.

Mehmet usta, kaç yıldır kalıpçılık yapıyorsunuz, meslekle nasıl tanıştınız?

Ben 63 yaşındayım. Aktoprak köyündenim. Bu meslekle tanışma yıllarım 15-16 yaşında olduğum yıllardı. Köyde fazla yapacak iş yoktu. Eskiden, çocuklar büyüdüklerinde bir meslek sahibi olsun diye küçük yaşta çıraklığa verilirdi. Ben de kendime yapabileceğim bir iş ararken, şehirde “Sakar Ömer” lakabıyla bilinen Ömer ustanın yanında çırak olarak işe başladım.  47 yıldır bu işi yapıyorum.

“Sakar Ömer” ile nasıl tanıştınız?

Ömer usta Yazıcık’ta otururdu ve Almanya’ya gitmeden önce kayınbiraderim Sakar Ömer’in yanında çalışıyordu. Oradan bilirim. Yanında iş olup olmadığını sordum, çalışmak istediğimi söyledim, kabul etti. O gün yanına girdim ve kendi işimi kurana kadar da yanından hiçbir yere ayrılmadım. Rahmetli oldu, bu vesileyle kendisini anmak istiyorum.

Kendi işinizi ne zaman kurdunuz?

Askere gidene kadar Ömer ustanın yanında çalıştım. Askerden dönünce, amcalarım Ali Kabaklar ve Hüseyin Kabaklar ile ortak olarak, 1976 yılında kendi işimi kurmaya karar verdim. Ali Amcam rahmetli oldu, Hüseyin amcam da mesleği bıraktı. 25 yıl süren ortaklığın ardından, 2001 yılından itibaren mesleğe tek başına devam ettim.

Siz tek bir ustanın yanında çalışmışsınız ama piyasada bilinen diğer kalıpçı ustaları kimlerdi?

Ustaları genellikle lakaplarıyla hatırlıyorum. Sarı Fikret, Sarı Mamet, Sesli Mamet, Kambur İmam gibi sayılı ustalar vardı.

“PROJELERE GİZLİCE BAKARDIK!”

Mesleği icra ederken karşılaştığınız önemli zorluklar nelerdi?

Şimdi olduğu gibi malzeme yoktu. Ustalarımız işe başlarken bize projeyi göstermez, anlatır ve o şekilde yapmamızı isterdi. Zanaatımızda tam olarak pişmemiz için yaparlardı bunları. Kendileri bir yere gittiği zaman, gizlice açıp bakardık projeye. İçimizdeki meslek aşkının da etkisiyle zor koşullar altında kendimizi geliştirdik.

Hangi müteahhitlerle çalıştınız?

Rahmetli Halil Kervancıoğlu, Selçuk Karslıgil, İbrahim Uncuoğlu gibi müteahhitlerimizle çalıştım. 14 yıla yakın Mehmet Sebzeci ve Kahraman İnşaat’ın projelerini yaptım. Son yıllarda Edacan’ın işlerini yaptım. Halen de Hasan Sever inşaatın projelerinde görev yapıyorum.

Peki siz ustalar yetiştirdiniz mi?

Elbette… Benim yanımda yetişen 4 usta var ve bu kişiler halen piyasada başarıyla iş yapıyorlar. Kendilerinden memnunum. Gördükleri yerlerde saygıda kusur etmiyorlar. Onların başarılı olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Zaman zaman bir araya geliyor, bir iş sorduklarında yine yanlarında oluyorum. Ayrıca oğlumu yetiştirdim. O da yanımda çalışmaya devam ediyor.

“ZORUNLU EĞİTİM YÜZÜNDEN ÇIRAK BULAMIYORUZ”

Mehmet usta meslekte kalifiye eleman durumu nasıl?

Eleman açığımız çok fazla. Çünkü alttan yeni eleman gelmiyor. Eskiden insanlar çocuklarını çırak olarak yanımıza koyar, bize emanet ederlerdi. Şimdi kimse çocuğunu bu şekilde işe koymuyor. Çıraklık dönemi tamamen bitti. Çünkü çocuk 7 yaşında okula başlıyor ve 12 yıl mecburi eğitim alıyor. Dolayısıyla askerlik çağı yaklaşıncaya kadar, okuldan ayrılma imkanı kalmıyor. Çalıştıracak çırak bulamayınca, neredeyse emekli insanları bulup, onlara çıraklık yaptırmak durumunda kaldığımız bile oluyor. Bu şekilde nereye kadar gidecek, onu da bilmiyorum. Çırak bulamayınca, önümüzdeki yıllar için usta da yetişmeyecek. Sadece kalıpçılık mesleği değil, aynı durum inşaattaki diğer iş kolları için de geçerli.

Kalıpçılık mesleğinin ayakta kalması için neler yapılmalı sizce?

Bu mesleğin gelecek nesiller tarafından da sağlıklı şekilde devam etmesi için işçilerin meslek liselerinden gelmesi gerekiyor. Başka çözüm yolu düşünemiyorum. Çünkü kendi yanımda çalışan işçilere bakıyorum, içlerinde uzun yıllar devam ettirecek işçi sayısı çok az. Bu açıdan endişeliyim. Gelecekte bu sıkıntı daha fazla olacak.

Ustalar arasındaki ilişkiler nasıl cereyan ederdi, şimdi nasıl, mukayese eder misiniz?

Eskiden daha değerliydi. Ben askere giderken, ustamdan helallik alarak gittim. Askerden gelip, kendi işimi kurmaya karar verdiğimde, önce ustamın yanına giderek, müsaadesini istedim. “Kendi işimi yapmak istiyorum, onayın var mıdır” diye sordum. O da bana “elimden geldiği kadar bende yardımcı olurum” dedi. Ömer ustamın rızasını aldıktan sonra da, hiçbir zaman kendisine karşı saygımı kaybetmedim. Şunu söyleyebilirim, eski değerler kalmadı. Mesela, eskiden bir işçi ustasının yanından ayrılıp bizim yanımıza geldiğinde “oradan niye ayrıldın, sorunun neydi” diye sorar, bununla da yetinmez, ayrıldığı ustasını arar, teyit ederdik. İşçinin huyunu ahlakını sorardık. Bunlar iş ahlakı ve iş verimliliğinin düşmemesi adına önemli konulardı.

İşverenlerle diyaloglarınız nasıldı?

Mesela ben rahmetli Halil Kervancıoğlu ile çalıştım. Her detayı düşünürdü. Eskiden işler daha titizdi sanki. Müteahhitler de işin her safhasında yanımızda olur, hafta sonu da puantajımızı hesaplar, işimizden alı koymamak için, paramızı da inşaata getirir, verirdi.

Peki siz henüz mesleğin başında olan yeni nesil ustalara neler söylemek istersiniz?

En başta iş ahlakı derim. Birbirine sevgi ve saygı. Bunlar çok önemli. Sonrasında işverene saygı. Her şey para demek değil. Bazen yaptığın işten zarar da edebilirsin. Ama mutlaka dediğin gün de, söz verdiğin işi bitirip teslim etmelisin. Üzülerek söylemeliyim ki, yeni nesil de bu değerlerin bazılarını göremiyorsunuz. Şimdiki işçi daha inşaata gelmeden, gitmeyi düşündüğü için verimli olmuyor. Çıraklıktan bu işi teneffüs etmeyip te, mecburen bu işi yapmak zorunda kalan işçilerde bu durumu daha fazla görüyorum. Şimdi bir işçiye öğüt verdiğinizde, kulağını tıkıyor. İşi bırakıp kaçıyor. Halbuki bunlar, kendisinin daha iyi olması için söyleniyor. Biz eskiden ustalarımızın karşısında ses çıkaramazdık.

“ELİNE SAĞLIK USTA” DEDİKLERİNDE MUTLU OLUYORUM

Bu meslekte sizi en mutlu eden şey nedir?

Bizdeki en kötü şey mahcubiyettir. İşverene karşı mahcup olmak istemem. İşimi bitirip teslim ettiğinde, iş sahibinin “eline sağlık usta, güzel olmuş” demesi benim çok hoşuma gider. Onların teşekkür etmesi, bizim de verilen görevi layıkıyla yapmış olmamız çok önemli. Bunları içten söyletebiliyorsanız, iyi ustasınız demektir. Bunca yıllık meslek hayatımda, bunu başardığıma inanıyorum.

Yaşadığınız acı veya unutamadığınız bir olay oldu mu?

Yıllar önce Ömer Güleç beyin işini yaparken, iş kazası geçirdim. Aşağıya şakül atıyordum, işimde çok titiz olmama rağmen, ayağımın altındaki dikme dönünce, 4. kattan düştüm. Ayağa kalkarak “bende bişey yok” dedim ama, belimde küçük bir çatlama olmuş. İşverenim de tedavimle yakından ilgilendi. 2-3 aylık bir tedavi sürecinin ardından, mesleğime kaldığım yerden devam ettim.

İskele yönetmeliğinin değişmesi ve iskelede eski alışkanlıkların değişmesi sizi ne ölçüde etkiledi?

Bizim için, iskelenin değişmesi, emniyet kemeri demek. Biraz maliyetlerimizi artırdı ama değişikliğin bizim için iyi olduğuna inanıyorum.

Şu anda günleriniz nasıl geçiyor, kendinize koyduğunuz bir hedef var mı?

Mesleğimi ilk günkü başladığım heyecanla yapmaya devam ediyorum. Bu işten kopabilir miyim bilmiyorum ama işleri yavaş yavaş usta olan oğluma bırakmayı planlıyorum. Ama söylediğim gibi, ben yine de meslekten kopamam. Bir ayağım her zaman her zaman bu mesleğin içerisinde olacak.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz