Koronavirüs salgınında hastalığın kaynağı: İnsan

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalında Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak, yaşadığımız korona salgınında virüsün kaynağının insan olduğunu söyledi.

Koronavirüs salgınında hastalığın kaynağı: İnsan
Cihat Öztürk
8 Aralık 2020 / 20:49

SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalında Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak, yaşadığımız korona salgınında virüsün kaynağının insan olduğunu söyledi.

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği Corona Görev Grubu’nda da yer alan Prof. Dr. Eskiocak, korona virüsün halk sağlığını ciddi bir şekilde tehdit ettiği bu dönemde, virüsün kendisine hayat bulduğu alanları ve virüse karşı nasıl korunulacağına ilişkin paylaşımda bulundu. 

Koronavirüs pandemisinde hastalığın kaynağının insan olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Eskiocak, “Bugüne kadar bir milyon 465 bin kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin de yoğun bakımda solunum cihazı desteği ile tedavi görmesine yol açan COVID-19, ciddi toplumsal tehlike oluşturan, etkili korunma ve tedavi yöntemi bulunmayan bir hastalıktır” dedi.

VİRÜSÜ YAYAN BİRÇOK İNSANIN VİRÜSÜ YAYDIĞINDAN HABERİ YOK

Solunum yoluyla bulaşan hastalıklarda hastalık etkeninin soluma ile hastadan / kaynaktan çıkacağını ve bir metre mesafede bulunanların doğrudan soluk alışlarıyla (ağız ya da burundan) hastalık virüsünü aldıklarına vurgu yapan Prof. Dr. Eskiocak, sık havalandırılmayan kapalı ortamlarda etkenin uzun süre havada asılı kalacağını ve bu yolla virüs içeren havayı soluyanların virüsü bünyeye alacaklarının altını çizdi.

“Bunun dışında virüsü saçmakta olan birinin öksürüğü sırasında virüslenen elleri ve bu elleriyle dokunduğu yüzeylere dokunan sağlam bireyler de virüsü ellerine alırlar” diyen Prof. Dr. Eskiocak, şu uyarıları yaptı: 

“Bu durumda ellerini sabunlu su ile iyice yıkamadan, alkol ya da dezenfektan ile virüsten arındırmadan ağızlarına, burunlarına, gözlerine dokunanlar hastalığı kapar. Bir yetişkin günde 25 bin defadan fazla soluk alır verir. Hastaların, virüs yayanların her soluğu ortama milyarlarca hastalık etkeni salar.  Virüs yayanların büyük bir kısmı virüs yaydıklarının farkında olmadan, mevsim hastalığı, nezle, grip geçirmekte olduğunu sanarak normal yaşantısını sürdürür. Bu durum solunum yoluyla bulaşan hastalıklarla oluşan salgınlarda en büyük zorluklardan biridir.” 

VİRÜSÜN KAYNAKTAN ÇIKIŞINI ENGELLEMEK GEREKİYOR

Virüsün kaynaktan çıkışını engellemenin maske takma ve öksürme, hapşırma sırasında bir kâğıt havluyla, yoksa dirseğin iç kısmıyla ağzın kapatılmasıyla sağlanabileceğine işaret eden Prof. Dr. Eskiocak, “Virüsün çoğalmasını önlemeye yönelik verilen ilaçlar da buna katkı sağlar.  Herkesin virüsün solunum yoluyla yayılmasını önleyecek nitelikte maske (3 katlı, orta kat meltblown içeren) ve hastalık tanısı alanların da ilaçlara erişiminde hiçbir aksama olmamalıdır” ifadelerini kullandı.

Virüsle sağlam insanların karşılaşmasını önlemenin en etkin yolunun hasta olanların (belirtisi olsun ya da olmasın, PCR ve/veya bilgisayarlı tomografi ile tanı konulanları) sağlam olanlardan ayırma-izole etme olduğunu bildiren Prof. Dr. Eskiocak, “Bu izolasyonun olanaklıysa hastanelerde, değilse yurt, otel gibi yerlerde kolluk gücü ve sağlık personeli gözetimi altında olması gerekir. Sağlamlarla temaslarına ancak tedavi bitiminde, 24 saatten kısa olmayan aralıklarla yapılacak 2 PCR testinin negatif olması koşuluyla izin verilmelidir” diye konuştu.

Virüs yayanların tümünü yakalayabilmek için test olanağına kısa sürede, ücretsiz erişim ve sonuç almanın sağlanmasının önemine de değinen Prof. Dr. Eskiocak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yine de bir bölüm virüs yayıcı kendi durumunun farkında olmadan ortalıkta dolaşmayı sürdürecektir. Bu nedenle karşılaşmanın önlenmesi için diğer bir etkili önlem evde kalmaktır. Evde kalma, zorunlu haller vehane halkı dışında başka kimsenin (komşu ziyareti, gün toplantısı, taziye, kutlama, vb.) eve alınmamasını da kapsar.  

Zorunlu gereksinimler dışında dışarı çıkılmamalı, dışardan temin edilen ürünlerin virüs bulaşlı olduğu öngörülerek ambalajı temizlendikten sonra kullanılmasına özen gösterilmeli. Evde kalma pandemiyle mücadele sürecinde hemen ve daima yalnızca sokağa çıkma yasaklarıyla sağlanabilmiştir. Geçim sağlamak için sokağa çıkma zorunluluğu olanlara vefa ve gönüllü uygulamaları ile devletin ve yerel yönetimlerin ayni ve nakdi yardımları sağlanmalıdır. 

Temaslı olanlar hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına yetecek süre karantina altında tutulmalı. Temaslılarda hastalık gelişme olasılığı yüksektir. Belirtiler görülmeden önce bulaştırıcılık başladığından ev karantinasında, odası az, kalabalık hanelerde yeni hasta oluşumuyla sonuçlanma riski çok yüksektir. Bu süre zarfında hane halkının tümünün maske takması, hanenin sık sık havalandırılması önemlidir.”

KAPALI ALANLARDA HAVALANDIRMA DIŞ ORTAM HAVASIYLA OLMALI

Pandemi süresince evinin dışında, diğer insanların kullanımında olan apartmanın içi, asansör, sokak, işyeri gibi her ortamda herkesin maskeli olması ve her ortamda, birbirleriyle koruma mesafesine (2 metre) uymasının önemli olduğu bilgisini yineleyen Prof. Dr. Eskiocak, “Her ne amaçla olursa olsun 10 kişiden fazla kişinin bir araya geldiği toplanmalar önlenmeli, kapalı alanların havalandırılması ise yüzde 100 dış ortam havasıyla sağlanmalı” ifadelerine yer verdi. 

Pandemi yönetiminde sağlık, güvenlik, sosyal hizmet, belediye ve topluma yönelik hizmet çalışanlarının teknik standartlara uygun kişisel koruyucu donanım (maske, tulum, siperlik, gözlük) açısından eksiksiz olmalarını ve periyodik olarak tarama yaptırmalarını öneren Prof. Dr. Eskiocak, çalışma sürelerinin virüs yüklerini artırmayacak düzende uygulanmasının önemini dile getirdi.     

 

İNSANLAR DOĞAL YAŞAM ALANLARINI DARALTIYOR

İnsanların, yaban hayatının doğal yaşam alanlarını gittikçe daraltmasının (ormanların yok edilmesi, tarla açma), yaban hayvanlarıyla insanların ve evcil hayvanların temasını artırdığını ifade eden Prof. Dr. Eskiocak, sözlerini şöyle tamamladı: 

“Bu temas yaban hayvanlarında doğal hastalık etkeni olarak varlığını sürdüren virüs ve bakterilerin evcil hayvanlara, özellikle endüstriyel hayvancılık yetiştirme sürecinde geçişine kolaylık sağlamakta, yakın temasta bulunun insana geçişle insanları hasta edebilmektedir. Zoonoz dediğimiz bu hastalıklar mutasyon denilen genetik yapı değişikliği ile insandan insana geçme özelliği kazanarak, insanlarda pandemiye yol açabilmektedir. Son 10 yılda domuz gribi ve COVİD-19 bu tür gelişen pandemilerdir.”

 KAYNAKÇA 

Prof. Dr. Muzaffer Eskiocak’ın katkıda bulunduğu COVID-19 ile ilgili çalışmaları:

1.Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) Pandemisine Türkiye’de Hazırlık ve Yanıt 14., 28. ve 56.Gün Değerlendirmeleri https://ssyv.org.tr/wp-content/uploads/2020/11/Teknik-Rapor.pdf

2.Domuz Gribinden Koronavirüs Hastalığına, Türkiye’nin Hazır Olma Durumu ve Yanıtı: Bir Halk Sağlığı Uzmanının Öznel Değerlendirmesi, https://ssyv.org.tr/wp-content/uploads/2020/07/Sa%C4%9Fl%C4%B1k-ve-Toplum-Cov%C4%B1d-19-%C3%96zel-Say%C4%B1s%C4%B1-Temmuz-2020.pdf,

3.Koronavirüs Pandemisi, Salgın Yönetimi, Dijital İzleme ve Endişe, Hekim Postası, Ankara Tabip Odası Haziran 2020, https://ato.org.tr/hekim_postasi_arsiv/2020/hp_pandemi_ozel2.pdf 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz