‘Kamuda müteahhitlik yapmak zor’

Özel sektörde taahhüt işleri de yapan Nedret Kitapcı, yanı başımızdaki Suriye’nin inşaasında Gaziantep’in aktif rol üstlenebileceğini belirtiyor.

‘Kamuda müteahhitlik yapmak zor’
Hüseyin Küpeli
29 Eylül 2018 / 00:01

ODTÜ’lü yıllardan Gaziantep Üniversitesi’ne kadar üniversitenin yapılaşma sürecinde imzası bulunan isimlerden Nedret Kitapcı, Makine Mühendisi olmasına rağmen yaşamı boyunca inşaat sektörünün içinde oldu.

Özel sektörde taahhüt işleri de yapan Nedret Kitapcı, yanı başımızdaki Suriye’nin inşaasında Gaziantep’in aktif rol üstlenebileceğini belirtiyor.

Nedret Kitapcı kimdir?

Gaziantep’te doğdum. İlkokula Dayı Ahmet Ağa’da başlayıp, Akyol’dan mezun oldum. 1969’da Gaziantep Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Makine Bölümü’ne girdim. 1974’te mezun oldum. 1977’da Çiltuğ’da işe başladım, 2 yıl sonra da ODTÜ’de İnşaat Grubu’na Tesisat Mühendisi olarak girdim. 1981 yılında Sevgin hanımla evlendim. Selen ve Arman adında 2 çocuğum, Naz, Ece ve Arhan adında 3 torunum var. Kızım işletme okudu, Oğlum Mimarlığı tercih etti ve mesleğini İzmir’de yapıyor. Mutlu bir ailemiz var.

Makine Mühendisliği okudunuz ama hep inşaat sektöründe yer aldınız. İnşaat sektörü ile tanışmanız nasıl oldu?

Üniversiteyi bitirdikten sonra çalıştığım Sayın İbrahim Tuğsuz taahhüt işleri yapıyordu, barajlarda şantiyelerde görev aldım. ODTÜ’de işe başladığımda da sürekli inşaatlarla ilgili birimlerde çalıştım. 1983 yılında üniversitenin İnşaat Müdürü oldum. Dolayısıyla ihaleleri yapan, kontrol eden, hesapları çıkartan, şantiyelerde görev yapan bir isim oldum. 86 yılında ben özel sektöre geçmeye karar vermişken, Gaziantep Üniversitesi kuruldu. Rektör Yardımcısı Prof.Dr.Ömer Göksel’in ısrarıyla devam ettim. Uzun yıllar Yapı İşleri Daire Başkanı olarak görev yaparak, Gaziantep Üniversitesi’nin bütün yapılaşma sürecinde aktif rol üstlendim. O dönemde, üniversitenin başına gelen en büyük şans olarak gördüğüm rahmetli Rektör Prof.Dr.Uğur Büget ile 2 dönem çalışma fırsatı bulduğumu da belirtmeliyim. 2000 yılına kadar üniversitede çalıştıktan sonra, emekli olarak kamudan ayrıldım.

“İŞ BAŞKA, ARKADAŞLIK BAŞKAYDI”

Müteahhit camiasıyla ilişkileriniz nasıldı?

Yapı İşleri’nde benim güzel bir çalışma ekibim vardı. Onlara her zaman “seviyenizi yüksek tutun, içinizdeki kötü niyeti atın. Kötü niyet varsa da kendinizi lütfen kontrol edin” derdim. Çünkü müteahhit camiasının hepsi arkadaşımızdı. Bir ihaleye50-60’a yakın firmanın katıldığı günler olurdu. Onlar bizi tanır, biz onları tanır, hepsiyle muhabbet ederdik ama iş başkaydı. İşimizde kimseye imtiyaz tanımazdık.

Özel sektöre nasıl geçtiniz?

Üniversiteden ayrıldığımda kendi işimi kurmaya karar vermiştim. Ancak Atmaz İnşaat’tan rahmetli Asım Atmaz bana beraber çalışmayı teklif etti. Atmaz ailesi ile çalıştım. Orada hem taahhüt işi, hem de yapsat yaptık. İlk olarak Sarı Konakları yaptık. Belkıs Konakları’nı yaptık. Bu arada, Hazır Beton ve Prefabrik Tesisleri vardı, Muzaffer bey ile birlikte bu işlerin başında bulundum. 2008 yılında ise artık kendi işimi yapmak üzere, tokalaşarak oradan ayrıldım.

Sonrasında neler yaptınız?

Elektrik Mühendisi Serdar Bilgin ve Bilgisayar Mühendisi Güven Güzelbey ve ben olmak üzere 3 ortaklı Netplus Mühendislik şirketini kurduk. Halen bu şirkette elektro-mekanik işler yapıyoruz. Zayıf akım sistemleri, kamera sistemleri olmak üzere genel ana başlığıyla güvenlik sistemleri yapıyoruz. Burada özel sektöre ve kamuya projeler hazırlıyoruz, taahhüt işleri yapıyoruz.

“ESKİDEN EN DÜŞÜK VEREN İHALEYİ ALACAK DİYE BİR KURAL YOKTU”

Sizin sektörün içerisinde aktif olduğunuz yıllarda, meslek nasıldı?

O zaman birim fiyatları vardı ve dolayısıyla her yapılan işi ölçeceksiniz. Hak edişleri çıkaracaksınız, kesin hesaplarını çıkaracaksınız. Kabullerini yapacaksınız. O dönem dışardan Gaziantep’e çok müteahhit gelirdi. O dönem en düşük veren ihaleyi alacak diye bir kural yoktu, ortalamaları baz alırdınız. Şimdi böyle değil, en düşük teklifi veren işi alabiliyor. Şimdi genellikle anahtar teslim iş yapılıyor ve devlet kaç lira harcama yapacağını biliyor. Devlet yönünden daha pratik, müteahhit yönünden daha iyi hesaplanabilir bir hal aldı.

“KAMUDA MÜTEAHHİTLİK YAPMAK ŞİMDİ DAHA ZOR”

Günümüz ile mukayese ettiğinizde ne gibi farklılıklar ortaya çıkıyor?

Eskiden devletin parası ile çalışıyordunuz, şimdi kendi paranızla iş yapmak durumundasınız. Güçlü olmayan firma iş yapamaz. Bu dönem kamuda müteahhitlik yapmak zorlaştı. Sabit fiyatla yapacaksın, enflasyona karşı mücadele edeceksin, maliyet artışlarını karşılayacaksın, diğer taraftan işi almak için fiyatı kıracaksın. Gerçekten çok zor bir durum. Eskiden bir iş 3-4 yıl sürebiliyordu ama fiyat farkı vardı.

Şu anda meslekte gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz?

Çok iyi görmüyorum maalesef. Ben üniversitede çalıştığım yıllardan bu yana hep özel sektörde olmayı planladım ama meslek hiçbir zaman düşündüğüm seviyeye gelmedi. Be sektör her zaman zor bir sektör olmuştur. Dolayısıyla akıllı adımlar atmak zorundayız. İş yapmak adına paldır-küldür girerseniz, zararla çıkarsınız. Kurumlar daha bilinçli, ancak işini, hesabını, fiyat analizini doğru yapan ayakta kalıyor. Şimdi Müteahhitler Derneği’miz var. Sektörün problemlerine göre gerektiğinde idareler ile görüşüyor. İmar için çalışıyorlar. O zamanda vardı ama şimdiki dernek daha etkili, problemleri masaya yatıran, çözen bir meslek örgütü var. Dernek bu konuda başarılı, hele de yeni jenerasyon çok daha iyi.

“YATAY GELİŞME YERİNE, YÜKSELEREK GİDİYORUZ”

Gaziantep’in şehircilik anlamında geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir dönem Gaziantep imar alanları açısından sıkıştı. Bundan kaynaklı olarak arazi fiyatları bir anda çok arttı. Arazi fiyatları yükselirken mal sahiplerinin yüzdelik talepleri de yükseldi. Buna bağlı olarak daire maliyetleri arttı ve alım gücü zorlaştı. Bunların arasından İbrahimli 2 ve Yamaçtepe açıldı. Ama müteahhitlik sektörü maalesef birbiriyle yarıştığı için, yeni imar alanları konut sektörünü arsa olarak belki rahatlatacak ama fiyat olarak aynı yarışa yine girilecek. Şehirde trafik zorlaştı. Yeni imar alanlarında aynı hatalara düşülürse, sıkıntı devam eder. Çünkü İbrahimli 2 açılmasına rağmen şehre hala şişenin ağzı gibi tek yerden girilebiliyor. Ne yaparsak yapalım bu trafik işini profesyonel şekilde çözmemiz lazım. Şehircilikte yatay gelişme esas iken, maalesef yükselerek gidiyoruz. Yeni alanlarda yoğunluğu artırmadan, şehre girişi düzgün şekilde düzenlersek, şehir biraz nefes alır diye düşünüyorum. Suriyeli faktöründen dolayı, belki de şehrin 10 yıl sonraki planlanan nüfusuna bugün ulaşıldı, bunu da göz ardı etmemeliyiz. 

“SURİYE, GAZİANTEP İÇİN FIRSAT OLABİLİR”

Taahhüt sektörünün içerisinde uzun yıllar yer almış bir isim olarak, Gaziantepli firmaların gelecekte Suriye’nin yeniden inşasındaki şansını nasıl görüyorsunuz?

Suriye’de büyük bir iş potansiyeli olacaktır, bu kesin. Bizim bu potansiyelin içerisinde rol alabilmemiz için koşulların uygun olması gerekiyor. Bunun için Suriye ile ilişkilerimizi düzeltip, Suriye’nin imarını biz yapmalıyız. Altyapımız var. Kilis’te ve İslahiye’de fabrikalar kuruldu. Maliyet ve teknik kadro yönünden avantajımız var. Gaziantep’ten yola çıktığımızda, 80 kilometre sonra Halep’teyiz. Suriye bizim için büyük bir fırsat olabilir. Bu konuda herkesten şanslıyız ama sadece bu yetmez, diplomasimizin de iyi olması gerekiyor.

Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Tahminen 1984 veya 85 yılıydı. Gaziantep Üniversitesi’nin Burç tarafından Kuru Dere dediğimiz bölgesinden bir dönem bir sel felaketi yaşadık. Akıl almaz bir olaydı, galerilerimizi çamur bastı, ısı santrali tamamen doldu. Dereler doldu. Burç kavşağından gelen sular arabaları yerinden sürükledi. Valilikte bir toplantı oldu, ben katıldım. “Üniversiteyi sel bastı, buna siz tedbir almalısınız” dedim. Ama yapacak bir şey yok. Aylarca çamur temizlemekle uğraştık. 2 defa sel felaketi yaşadık. Sonra bazı bölgelere dolgular yaptık, çevre duvarları yaptık. Sel gelirse şehre transfer edebilmek için üniversite içine galeriler yaptık. Acı ve zor günlerimizdi. Bu olayı hiç unutamam.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bizler artık mühendisliğimizin son safhalarını yaşıyoruz. Gençler artık daha güçlü. Benim gençlere ve iş arkadaşlarıma tavsiyem hep şöyle oldu. İnsanların düzgün olması bir çizgidir. Adımınızı çizginin diğer tarafına attığınız andan itibaren bunun bir sınırı yoktur. Genç arkadaşlarımız başarılı olmak istiyorsa bunlara dikkat edecek, kendini geliştirecek. Çünkü mühendislik okulda olmuyor. Okulda size sadece bir diploma veriyorlar. Siz sahada çalışarak mühendis oluyorsunuz. Gençler de iyi şirketlerde, tırnaklarıyla kazıya kazıya mühendis olacak. Böyle olmazsa ara değerde kalırsın. Ama tırmanarak çıkarsan, bu meslek sana çok şey katar. Bu sadece mühendislik için değil, her meslekte de geçerlidir. Ülkemizin eğitim seviyesi maalesef düşük ve ülkemizin başarılı gençlere ihtiyacı var.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz