Cihat ÖZTÜRK

Cihat ÖZTÜRK

KORKUT KÜÇÜKCAN VE KIRMIZI PAZARTESİ

Korkut Küçükcan’ın Akkent Cami İnşaatı göçüğünde hayatını kaybetmesinin üzerinden 1 yıl geçti.

Tam bir yıl önce “Enkaz altında kaldık” başlıklı bir köşe yazısı yazmışım ve yazdıklarıma bakıyorum, maalesef o gün bugündür değişen bir şey yok.

Korkut Küçükcan’ın ruhu hala adalet bekliyor.

Enkaz altından cansız bedenine ulaşılalı 1 yıl, bilirkişi raporu çıkalı 4 ay oldu ama; hala ortada tecelli etmiş adalet yok.

Korkut Küçükcan’ın ölümü kaza falan değil, iş cinayeti.

Ve bir cinayetin sorumluları olur.

Durduk yere olan bir ölüm var da bizim mi haberimiz yok?

Sorumlular neden açıklanmıyor?

Ortada bir can var.

İnsan canı.

Bu kişi şu anda aramızda olabilirdi.

Ama yok, sebep?

İhmaller zincirinden dolayı.

Bu ihmalin sorumluları kim?

Soruyoruz ama; cevap yok.

Küçükcan’ın ölümü, Gabriel Garcia Marquez’in 1981 yılında yazdığı Kırmızı Pazartesi kitabına benziyor.

Kırmızı Pazartesi kitabında herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı bir cinayetin öyküsü anlatılır. Yazar  çocukluğunu geçirdiği kasabada yıllar önce yaşanmış bir cinayet olayını aktarıyor. Romanın kahramanı Santiago Nasar'ın öldürüleceği daha ilk satırlardan belli.

Küçükcan, gittiği ortamda kendisinin böyle bir şeyle karşılaşacağını maalesef bilmiyordu.

Ama cami inşaatını yapanlar, bu yapının zeminini, kullanan malzemesini, iskeletinin dayanıklılığının biliyorlardı.

Aksi söz konusu olamaz değil mi?

İnsan canının gireceği ibadethanenin kusurlu planlarla yapılması söz konusu olmaz değil mi?

Küçükcan’ın ailesinin olduğunu ve onların bu süreçte neler yaşadıklarını anlatmaya kelimeler yetmez.

Ateş düştüğü yeri yakıyor.

Küçükcan için ses çıkaranların ortak gayesi belli: Adalet.

Geç gelecek adalette Küçükcan’ın ruhu soğuk mahkeme salonlarında gezmeye devam edecek.

Gelmeyen adalette ise, yara kanamaya devam edecek.

Tercih sizin.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz