Gülşah SERT

Gülşah SERT

2 Kıssa 1 Hisse

Çok bilinen bir hikâyeyi 3 farklı versiyonla anlatayım.

Hikâye 1: 2002’den önce...

“Devlet büyüklerimiz boş ve kullanılmayan metruk bir binaya serseriler girip çıkmasın diye bir bekçi atar. Bekçinin tek işi kapıda durup içeri kimseyi sokmamaktır. Bir süre sonra yine devlet büyüklerimiz “Yahu bekçi başıboş bırakılmaz, bunun başına bir müdür gerek” deyip aynı kullanılmayan binaya bir müdür atarlar. E, müdür var o halde yardımcısı da olmalı... İki de müdür yardımcısı atanır. Biri idari biri mali işlerden sorumlu… E, kadro büyüdü, o halde bir müsteşarlık tesis edilir ve bütün kadro o müsteşara bağlanır. Gel zaman git zaman, personel müdürü, iaşe müdürü, ebesinin müdürü... Kadro şişer de şişer... Sonunda mali müdür “Bir metruk bina için bu kadar masraf fazla, tasarruf tedbirleri almamız lazım” der ve taaa en yukarıdan gelen talimatla BEKÇİ işten çıkarılır...”

Hikâye 2: 2002’den sonra...

“Devlet büyüklerimiz boş ve kullanılmayan metruk bir binaya serseriler girip çıkmasın diye bir bekçi atama kararı alır. Yapılan fizibilite çalışmaları sonucunda konu ilgili bakanlığın ilgili birimine iletilir. Birim derhal bir İŞKUR projesi yazar. 1 kişilik kadro için İŞKUR’a 10 bin kişi başvurur. Başvuruları büyük titizlikle inceleyen İŞKUR yetkilileri yine titiz bir mülakatın ardından bekçilik işi için en uygun aday olan Müsteşar beyin teyzesinin kızının orta okundan arkadaşını işe alırlar.

Bir süre sonra devlet büyüklerimiz “Yahu bekçi başıboş bırakılmaz, bunun başına bir müdür gerek” deyip aynı kullanılmayan binayı yönetsin diye bir “Yönetim İşi İhalesi” açarlar. İhaleyi kazanacağı baştan belli olan malum bir danışmanlık ve yöneticilik firması kazanır. Firma kazandığı ihaleyi şartnamenin ilgili maddesine dayanarak başka ve gerçekten bu işi yapan bir danışmanlık ve yöneticilik firmasına yarı fiyatına devreder. Devlet büyüklerimiz aynı yöntemle bütün idari işleri taşeron firmalara havale ederler. Sonuçta İŞKUR’dan binaya atanan bekçinin proje süresi dolar, sözleşmesi yenilenmez. İşsiz kalır.

Her iki hikâyede de kabak işçinin başına patlar.

İşçiyizdir, haklıyızdır, kazanacağızdır. Ama ne kadar ve ne kazandığımız ortada.

1886 yılının ABD’deki kanlı 1 Mayıs’ından, 1977’de Taksim’deki 1 Mayıs’ına, oradan da günümüze ne değişti?

Gelişen teknoloji sayesinde insanlık pek çok konuda ileri giderken, iki konuda geriliyor.

Birisi dünyamızın yaşanabilirliği, diğeri ise işçi hakları…

Politik söylemlere, işçi haklarının ülkemiz ve dünyamızdaki durumuna girmeye çok gerek yok. Herkes her şeyi biliyor.

Tek gerçek var ki, işçilerin haklarını alamadığı bir dünya yaşanabilirliğini kaybetmeye devam eder.

İşçiler daha güzel yaşarsa dünya daha yaşanabilir bir yer olur.

Bunu biz biliyor ve anlıyoruz… Anlamayanlara anlatmak lazım da gidişata bakarsak çok da umutvar değiliz.

Üzgünüm ama 1 Mayıs günü işçilerden başka herkesin tatil yaptığı bir ülkenin ahvadıyız. Yıldırımlar yarattığımız günleri bırakın, bir kıvılcım çaksak yeter...

Hayırlısı, diyeceğim ama referandum da geçti gitti.

Yine de “Hepimizin işçi bayramı hayırlara vesile olur inşaallah”...

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz