Halit Ziya Biçer

Halit Ziya Biçer

25 ARALIK KUTLAMASI NASIL OLMALI?

Ben Antep adına çok ısrarcıyım. Kurtuluş bayramımız çok büyük bir atmosfer havasında kutlansın günlerce hatta haftalarca sürsün istiyorum.

Etrafta ‘Eşraf Ağaların düğünü, toyu varmış’ gibi olsun.

Kısacası dillere destan yedi gün yedi gece yenilsin, içilsin, halaylar çekilsin, çiftetelliler oynansın. Bu gece bu şenlikler hem çılgın hem bideviye (anıtsal), hem ölçülü hem de ‘Men-i İsrafat’ hükmünde sürsün.

Şimdi ‘Men-i İsrafat nedir?’ diye düşünecekler tabi bizim gençlerimiz pek duymaz bu kelimeyi yani Millî Mücadele nedeniyle toplumun maddi birikiminin gereksiz yere sarf edilmesini engellemek kaidesiyle sürsün gitsin istiyorum.

Hemen önümü kesmeyin, bunun imkânı var mıydı diye. Hatıra sahibiyim, gördüm, işittim, resimledim yazıyorum. Şimdi mümkün olmayabilir. Ama geçen yazımda dedim. Olmak ya da olmamak. Mesele budur. Benim dediğim yalan, sizin dediğiniz doğru olsun.

COVID-19 nedeniyle sokaklar, caddeler, parklar, meydanlar bomboş… Krona virüs ortalıkta geziyor. Yani demin de dediğim gibi herkes evine kapanmış, televizyon, bilgisayar önünde gününü gün ediyor. Bulduğunu yiyor atıştırıyor. Kuru peksimetini, duru demsiz çayda ıslatıp, gözü ‘Cep’inde bir kısmeti veya dostu ile iki çirtik hanek ediyor.

Oh ne ala memleket.

İşte, böyle bir vaziyet, her şeyden evvel insan dimağını (bilincini), hatırasını ve ötesini

zorluyor.

Nasıl edelim de şu Kurtuluş Bayramımızı ‘öf be ‘diyecek kadar şerefli ve mutlu kutlayalım. Bunu tarihe nasıl ‘Vak’a Nüvis’ diye not ettirelim?

Hemen akla gelen tek şey:

Bu bayramı herkesin evinde kutlatalım. Yani ‘evlere servis’ ve ‘bireysel’ olsun.

Televizyonlarda ‘zorunlu yayın gibi’ kullanabilir miyiz bilemem. 

Eğer herkesin cebi, bilgisayarı varsa… Veya yoksa nasıl yapalım? 

Basın dediğimiz ajanslara gidip dilimizi anlaşılır bir biçimde ifade bozukluğu olmadan tercüme edip ‘Kurtuluş Destanımızı’ nasıl ‘her deliğe sokalım?’ diye arayış içine girelim.

Okullarımız da açık değil ki, okul geceleri yapalım.

Yok yok olmuyor.

Gelin ben yine bir hatıramı dile getireyim:

Eski bayramlarda, yere göğe sığmaz kutlamalarımızda ne yapılırdı biliyor musunuz?

Tüm yönetim birimlerimiz, üretim tesislerimiz, fabrikalarımız, esnaf ve odalarımız tek tek ‘ben de varım’ diyen yediden yetmişe herkes, dün yediği ‘Acı ekmeğe’ inat, donattığı vasıta, kamyon, kağnı ne varsa onlarla sokağa yığılırlardı.

Yüzbinlerce insana ekmek, kahke, şeker dağıtırlardı. Kendi reklamları icabı, hatta istesin istemesin havaya savururlardı. Yanlış anlamayın ha bu bir cömertlik değil, savurganlık da değil bu bir Anteplilik ve Kurtuluş anımızın icabı içindir.

Bazen de büfe tarzı sokak ve cadde aralarına tezgâh açar, bugüne özel reçel, pekmez imalatı yapılır, tatlı, helva, markalı ev ve el yapımı hünerler sunarlardı.

Hatta ekmek soğumasın diye bir Antepli kamyonuna fırın kurup sıcak ekmek ve pekmezli simit dağıtırdı.

Fakat yıllarca söylememize rağmen, işgal ve ekonomik ambargo sebebiyle bir türlü o zaman yediğimiz ‘Acı zerdali ekmeğine’ hiçbir bayram kavuşamadık.

Bir ara bir gazimizin vilayet önündeki ‘Hürriyet Caddesi’nde düzenlenen resmi geçitte protokol ve davetlilere birkaç dürüm o ekmekten ikram ettiğine şahit oldum. İşte o kadar. 

Bir de kendi açtığım bir sergide, bir gazimizin torunu saiki (vasıtasıyla) ile çatı arasında sakladığı o siyah, kurumuş ekmeği sergiledim. Kurduğum Tüfekçi Yusuf atölyesi ile beraber onu iade ettim. Neden bilmem, bu ‘Ekmek’ bizim savunmamız kadar anlamlı ve tarihe nam salan bir keyfiyettir, kemiyettir, gerçek ve gerçeküstüdür.

Onun için Antep adına konuşmanın bile tehdit edildiği bir dönemde en iyi tarihi fırsat ‘bu acı ekmek anısına’ evlere atıştırmalık birer kutu bu ekmekten dağıtmaktır. Bunun tadı kadar, ambalaj ve takdim tarzı da önemlidir. Asıl soru ise bunları evlerin içine kadar nasıl ulaştırabiliriz?

Kolluk kuvvetleri, zabıta veya muhtar aracı ile bir adet bisküvi veya bir dilim helvayı servis etmek, herhalde gece gündüz ‘maske dağıtmak’ veya ‘maske denetlemekten’ kolay olsa gerektirir.

Ya da mademki evlerdeyiz veya kısmen sokaklardayız, gökyüzüne balonlarla kutlama mesajları vermek ya da belli aralıklarla belli yerlerde (gök fişekleri ala-i sema) havai fişeklerle kutlamak yapmakta fena fikir değil.

Ama bütün iş bu gibi hizmetleri kendimiz yani kurumlarımız varken hemen her yeni kurulmuş (tecrübesiz) mazisiz bir ihale tecrübesizliği veya ‘ben yaptım’ mantığına rast getirmemektir.

Hadi hayırlısı. Benden söylemesi…

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz