Belgin Harmancıklı

Belgin Harmancıklı

ARAF

İnsan... Beden sûretine bürünmüş, et ve kemikle süslenmiş, bir acizane ruh üflenmiş, ömrüne de 3-5 sene biçilmiş, yaratılışların en üstünü olan, varlık dünyasında yerini alan, kimi zaman düşünen kimi zamanda gönlüne söz geçiremeyen, yaptıklarıyla da zatını tamamlayan ve bir türlü de hatasız olamayacağının farkına varamayan derviş misali bir yolcudur.

Ve insan... Yaşamayı öğrenemeyen, başkalarının hayatına sınırihlalinden müebbet yiyecek kadar da hatalar yapan, çoğu felsefecilerin de olumsuz tanımlamalarına maruz kalan, Martın Heidegger'ın dediği gibi “Dünya Kuran” olarak bilinir.

Bir yerde okumuştum. “ Kendine bile yetemediği bir dünyada doğan insan, öncelikle doğunca bir can kazanır. Büyür güç kazanır. Gücünü verdiği kararlardan alır. Kararında adaletliyse erdemli olur. Adaletinde kemâli bulursa kâmil olur. İşte o zaman Yunus Emre’nin dediği gibi 'Canlar canını bulur. Ölse bile beden ölür ama o sonsuza dek yaşar.’  Bunlardan birisi eksik olursa kâmil olmaz. Kâmil olmayana da insan denmez, beşer denir. Beşer de hep şaşar.”

İşte insan hata yapacak kadar basit ama hatalarından ders çıkaracak kadar da arif birisidir. Basitleşmek kavramında kendini bulan o kadar insan var ki; sırf boşandı diye eşini çocuğunun gözünün önünde boğazını kesen Fedai Varan gibi caniler, sosyal medya da fenomen olmak için kediyi yakalayıp köpeklere parçalatan vahşiler ve sırf belli bir makamı var olduğundan vatandaş, karşısında ayağa kalkmadığı için utanç verici bir ceza ile çirkin bir davranış sunan nice koltuk sevdalıları gibi...

“Hiç kimse üstün veya aşağı değildir. Fakat hiç kimse eşitte değildir. İnsanlar eşsizdir.” Demiştir Osho. Çünkü basitleşen insanlarla eşit tutulmak; Emine Bulut'a, nice masum canlıya ve kendi seçtiği adam tarafından utanç verici harekete maruz kalan vatandaşımıza haksızlık edilmiş olunur. Anlatıyorum bu çirkin hareketleri. Zannetmeyin ki bunlar insanlığa dair hareketler. Bu insanlık değil, insafsızlık...

İnsan aslında mucizevi bir varlıktır. İnsanın üzerine nice sözler, efsaneler, ayetler, hikayeler yazılmış, çizilmiştir. Kimilerinin aşkı dolaşmış dillere kimilerinin ise canilikleri. Aşkı yaşayanları kınadık da ortada cani gibi dolaşana yapma diyemedik. Sustuk ya da susturulduk. Ya izledik yapılanları ya da tamamen kör olduk. Duruyorum ve soruyorum. Biz insanız, en kutsal varlığız. Düşünen, seven ve belirli inançları olan canlılarız. Sevmek ve sevilmek kavramını yaşamak varken belirsiz, amacı olmayan insan suretine son vermeyi yani ölmeyi veya öldürmeyi neden seçer ki? Aslında çok düşünmeye gerek yok, cevap kolay. Evvela merhametimizi yitirdik daha sonra da birlik olmayı. Merhamet bir canlıya yakışan en önemli mücevherdir. O mücevherin değerini bilmeyen, başka bir kimliğe bürünmeye başladı ve toplum içinde kendini ayrıştırarak birliğini bozdu insan... Aslında suçu tek bir kişinin üzerine atmak mantıksız olur. Evvela o insan toplumdan, birliğinden ayrıldığında ses çıkarmadık, kazanmaya çalışmadık, yol göstermedik. Toplum dışına atmaya çalışarak 'kötü' damgasını biz vurduk. Tıpkı her kötü şeyi başkasında bulduğumuz gibi.

Tolstoy der ya: “Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabulederde, hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez.” diye.  Her zaman birilerin de aradık suçu veyahut hataları... Ve insan kazanmayı değilde kaybetmeyi seçmişiz hiç düşünmeden sanki çok bir şeyimiz varmış gibi şu kiraladığımız dünyada... Lisanımız da hiç bir zaman olmamış kazanmak. Hep vurmuşuz kendi kazancımız için insanların yüzüne yüzüne. Onun için o kaybettiklerimiz gün gelip bizden de götürüyor kıymet verdiğimiz ne varsa giderken. Evvela bir parça insanlığımızdan başlayarak...

Yorumlar (5)

+ Yorum Yaz