Okan ÇELİK

Okan ÇELİK

BASIN BİRİMİ DEYİP GEÇMEYİN

Otururlar klimalı odalarda.

Önlerinde bilgisayar, ellerinde telefon.

Ara sıra fotoğraf makinelerini asarlar boyunlarına.

İki tur iki hava.

‘Ben bilmem ne kurumunun basın yayın sorumlusuyum.’

Ya da , ‘Basın ve halkla ilişkiler müdürüyüm-müdüresiyim.’

Tam bir kibir abideleri.

Telefon açarsın cevap vermezler.

Farklı şekilde ulaşırsın, pişkin pişkin, ‘Hemen döneyim toplantıdayım yalanları.

Hem iş bilmezler, hem de yalan söylerler.

Hiç tanımayan ve ortaya koyduğu işleri bilmeyenler de, ‘vay anasını. Ne önemli bir şahsiyet (!)’ der.

Bilmezler ki, iki satır yazıyı bir araya getirip bir cümle oluşturamadıklarını.

Bilmezler ki, bağlı oldukları kurum ve kuruluşların imkanlarını babalarının malı gibi kullandıklarını.

Bilmezler ki, fotoğraf çekmesini dahi bilmediklerini.

Ama ne hikmetse piyasaya baktığınızda çoğunda bu türler hakimdir.

Nasıl becerirler, ne yaparlar da önemli yerlerde çok önemli görev olan basın işlerine bakarlar?

Ya başkanlarının, patronlarının veya müdürlerinin haberleri yoktur, ya da iyi yalakadırlar.

Yerel yönetimler başta olmak üzere, kurumlar ve büyük işletmelerin çoğunda basın birimleri vardır.

Zaten olmak zorundadır da.

Başarıya ve kazanca giden yolda tanıtımın çok önemli bir yer.

Ne yazık ki, çoğu yerde böylesine önemli göreve alakasız kişileri oturtur.

Aslında bu türleri patronlarına veya başkanlarına iyi anlatmak lazım.

İşi beceremediklerini, arandıklarında tenezül edip telefonlara çıkmadıklarını, keyfi olarak istediklerine kaynak ayırdıklarını dillendirmek lazım.

O zaman belki düzelirler veya oturdukları yerlere hak edenler gelir.

Aksi takdirde kurum veya kuruluşlarına maddi manevi zarar vermeye devam ederler.

Kendileri o koltukları hak etmedikleri gibi hep yanlarında oldukları da sektörlerin bihaber ve alakasız kişileridir.

Yani dostlar alışverişte görsün, hep benim dostum kazansın hesabı.

Ama o hesap bir gün biter.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz