Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

BİR AYET

-“ Allah’tan bağışlama dile ! Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir!” (Nisâ,4/106)

BİR HADİS
“Rabbim Allah’tır de, sonra dosdoğru ol!” (Tırmizî) buyurmuştur.

4- NİYET VE AMEL
Niyet, en kısa ifadesiyle iç yönelişi demektir; hareketlerin temelinde yatan plân ve projedir. Allah katında dış görüntü hiç önemli değildir; kalplerdeki yönelişler değerlidir. Yüce Allah şöyle buyuru-yor: “Herkes şakilesi uyarınca amel eder.”(İsrâ,84)
Hasan-ı Basrî, bu ayette geçen “şakile” kelimesinin “niyet” anlamına geldiğini ve buna göre ame-lin sıhhatinin niyete bağlı olduğunu belirtmiştir.
Nitekim Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Müminin niyeti amelinden daha hayır-lıdır.”
Bazı hadis bilginleri, yukarıdaki hadisin gerekçesini açıklarken, “Çünkü, insan bazen amele dö-nüşmeyen iyi niyetinden dolayı sevap kazanır; ama hiçbir zaman niyetsiz amelden dolayı sevap kazanamaz” diyorlar. Başka hadis bilginleri de: “Müminin niyetinin amelinden üstün olması şu yüzdendir: Niyet kalbin amelidir ve kalp marifet kaynağıdır. Marifetten kaynaklanan amel de tabii ki, diğer amellerden üstün olur” diyorlar. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.446)
“Niyet Hadisi” diye meşhur olan bir hadisi şerifin vûrûd sebebi olan olay niyetin ne kadar önem taşıdığına ışık tutmaktadır: Sahabeden biri, Ummu Kays adındaki bir kadınla evlenmek ister. Kadın, Medine’ye göç etmesi halinde kendisiyle evlenebileceğini söyler. Adam da hicret eden Müslümanlar-la beraber Medine’ye göç eder. Durumu öğrenen Müslüman muhacirler, bu adamla kendileri arasında amel bakımından fark olup olmadığını merak ederler ve Sevgili Peygamberimize sorarlar. Efendimiz de: “amellerin değer ölçüsü, niyetlerdir…” buyurarak işin farkını ve temel prensibini açıklar. Müslümanlar, sözünü ettiğimiz sahabeye, zaman zaman, “Ummu Kays’ın muhaciri” diye takılmışlardır.(İsmail Lütfi Çakan, İyi Müslüman, s.15)


ALLAH’A TÖVBE-İSTİĞFAR ETMEK

Tövbe; İnsanın işlediği günaha pişman olup günahı terk ettiğini, bir daha işlememeye azim ve kast eylediğini ve yapamadığı salih amelleri telâfi edeceğini Yüce Tanrı’ya arz etmesi-dir. Nasıl ibadet, hiçbir aracı ve ortak koşmadan her şeyin yaratıcısı olan sadece Yüce Allah’a yapılırsa, günahlar için tövbe de, ancak Cenab-ı Allah’a arz edilir.
Cenab-ı Allah; “… Ey mü’minler ! Hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz” (Nûr,24/31); “Ey iman edenler ! Allah’a içtenlikle tövbe edin…” (Tahrim,66/8); “Rabbi-nizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin…”( Hûd,11/90) buyruklarını vermiştir.
Müminler günah işledikleri zaman tövbe edip Allah’a lâyık kul olmaya gayret ederler. Tövbe etmek ise, geçmişte yapılan kötü işlerden bağışlanma dilemek, ardından yaptıklarından dolayı pişmanlık duymak ve geri kalan ömründe de Yüce Mevlâ’ya yönelmektir. (Dr.Abdurrahman Candan, Mü’minlerin Özellikleri, Kur’andan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını s.188).Tövbe edip sonra tekrar hataya dönerek tövbesini bozanlar öncelikle kendilerine karşı samimi olamayanlardır; nefsine karşı sabrı başaramayan ve kendini aldatanlardır. Günah işlemek bir suçtur; ama tövbeye yanaşmamak, günahta ısrar etmek daha ağır bir suçtur. Günahların ba-ğışlanması yönünde dua etmek ise Allah’ın bir emridir: Salih Peygamber’in dilinden bir çağrı ile “O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin.”diyor.(Hûd, 11/61).
İslâm hata işleyen bir insanın sonuna kadar günahkâr kalacağını kabul etmez. Pişmanlık duyup affedilmeyi isteyen, sonra da o günaha geri dönmeyen her günahkârın bağışlanma şansı vardır. Günahlardan kurtulup ilâhî affa ulaşmak için Kur’ân’ın önümüze koyduğu çözüm yolu ise, tövbe etmektir.: “Ey mü’minler, hep birlikte Allah’a tövbe ediniz ki, kurtuluşa eresi-niz!”(Nûr, 24/31) Tövbe, aman dilemektir, Rabbimize el açıp bizi affetmesi için yalvarmak, yüzsuyu dökmektir. Bir dönüştür, yanlışlarla yüklü geçmişe bir kalem çekiştir tövbe ! Kur’ân’ın “ nasûh tövbe” diye adlandırdığı da samimi tövbedir.“Ey imân edenler ! Allah’a içtenlikle töv-be edin !”(Tahrîm, 66/8). Allah’a yönelip içtenlikle af dilemek insan için kurtuluş yolunu aça-caktır. İslâmda Allah ile kulun arasına girerek günah çıkarmak yetkisine sahip aracı kişiler bu-lunması asla söz konusu değildir. Günahların affedilmesi üçüncü kişilerin tasarrufuna bırakıla-maz. Herkes günahı için doğrudan Allah’a yalvarır ve taleplerini O’na bizzat yöneltir.( Doç.Dr.Halil Altuntaş,Duayı Anlamak, DİB .2012,s.33)
İnsanların en yanlış, en olumsuz yanı ve tutumu günahlarının karşısında hemen ümitsiz-liğe düşmeleri ve “ Artık günahkâr oldum, yapacak bir şey yok, telâfi edilemeyecek kadar gü-naha battım v.b.” düşünerek daha çok günah işlemeye devam etmeleridir! Oysa zararın neresin-den dönülse kârdır, ne kadar çabuk tövbe edilse o kadar iyidir. Dinimizde ümitsizliğe yer yok-tur! Allah’a yönelip içtenlikle af dilemek insan için kurtuluş yolunu açacaktır. İslâmda Allah ile kulun arasına girerek günah çıkarmak yetkisine sahip aracı kişiler bulunması asla söz konusu değildir. Günahların affedilmesi üçüncü kişilerin tasarrufuna bırakılamaz. Herkes günahı için doğrudan Allah’a yalvarır ve taleplerini O’na bizzat yöneltir. “Rabbinin rahmetinden, sapık-lardan başka kim ümit keser!?”(Hicr, 15/56). Günahlarının çokluğu karşısında ümitsizliğe düşme eğilimini destekleyen etkenlerden birisi bilgisizliktir: Cenab-ı Allah’ın rahmetinin genişli-ğini, tövbe yolunun her zaman açık olduğunu bilmemektir. İkincisi ve daha önemli olan etken de şeytanın uygulayacağı yıldırma baskısıdır: “Bunca günahı işledikten sonra affedilmek mümkün mü? Nasıl olsa günahkârsın, hiç olmazsa bu dünyanın tadını çıkar, dilediğince yaşa!” şeklin-deki vesveselerle kulun direncini kırmak şeytanın başvurduğu temel yöntemlerden birisidir. Bu sebeple dua ve tövbe eden kimse, şeytanın veveselerine aldırmadan duasının ve tövbesinin kabul edilip günahlarının bağışlanacağına inanmalıdır, ümit etmelidir. “Günahkârsan da ümidini kesme!” “Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir.”(Râ’d, 13/6). Tabii, Hz. Peygamber Efendimiz de günahkâr olanlara son derecede büyük bir cesaret vermektedir: “Günahından tövbe eden sanki hiç günah işlememiş gibidir.!”( İbn Mâce’den zikreden, Halil Altuntaş, a.g.e. s.34). “Allah, can boğaza gelmedikçe kulunun tevbesini kabul eder!” (İ.GAZALİ,a.g.e. s.370) Halk arasında bir özdeyiş vardır: “Günahsız insan olmaz!” derler. Doğrudur! Hayat boyunca milyonlarca iş ve işlem yapıyoruz; yemek, içmek, gezmek, dolaşmak, yatmak, satmak, satın almak, görüşmek, konuşmak, iletişim kurmak, kızmak, kırmak, gönül yıkmak, isyan etmek, aldatmak gibi binlerce tutum ve davranışta bulunuyoruz. Bunların hepsinde haklı olmamız ve Cenab-ı Allah’ın rızasına uygun davranmış olmamız mümkün değil-dir. Hatalarımız var, günahlarımız var, taksirâtımız var! Bunlar var diye ümitsizliğe düşmeye de yer yok! Ancak, bir an önce de tüm günahlarımız için tövbe etmeliyiz; Allah Tealâ’dan af dile-meliyiz:
İnsanların işlediği günahlar iki kısımdır:
Bir kısmı alkollü içki içmek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan, yalnız Allah’a karşı işlen-miş günahlardır. Bu tür günahlara tövbe etmek, dil ile, kalp ile ve günahı işleyen organ ile bir-likte yapılmalıdır. Yani:
* Dil tövbeyi ifade edecek,
*Kalp, günahı işlemiş olmaktan pişmanlık duyacak, bir daha bu günahı işlememeye az-medip karar verecek;
* Organ ise o günahı işlemekten vazgeçecek, eyleme son verecektir.
Hacca gidenlerin, usulüne uygun şekilde Hacı olanların yahut da usulüne göre umre ya-panların affedilmiş olduğu vaat edilen günahlar, işte bu tür günahlardır; yani Cenab-ı Allah’a karşı işlenmiş olan günahlardır.
Günahın diğer bir kısmı ise, bir kişinin hakkını vermemekte, hakkına tecavüz etmekte, hırsızlık yapmakta olduğu gibi, insan hakkı-kul hakkı ile ilgili olan günahlardır. Bu gibi gü-nahlardan tövbe etmenin, kurtulmanın yolu, yukarıdaki üç şarta ilâveten, hak sahibine hakkını vermek ve ondan helâllik almak, helâlleşmektir.
Mağfiret dileme ve tövbe etme, yukarıda yazdığımıza benzer tövbe şeklinin dışında pratik olarak da, tespih çekerek aşağıdakiler gibi de yapılabilir:
“ Esteğfurullâhe’l-azîme ve etûbü ileyh =Yüce Allahtan mağfiret diler ve O’na tövbe ederim !”
“Esteğfurullâhe ve etûbü ileyh =Allahtan mağfiret diler ve O’na tövbe ederim”
şeklinde tespih çekilerek yapılır; veya yalnızca “Esteğfurullâh ! “ diyerek tespih çekilerek yapılabilir..
Hz.Peygamber Efendimiz :
-“ Ey insanlar ! Allah’a tövbe edin. Ben günde yüz kere Allah’a tövbe ediyorum !.”(Müslim, Zikir,42.III.2075; İbn Mâce, Edeb, 57)
-“Vallahi ben günde yüz defa Allah’tan mağfiret diliyorum !.” (Müslim, Zi-kir,41.III.2075; Buhari, Daavât, 3) buyurmuştur. Her türlü günahtan arınmış olan Hz. Peygamber Efendimizin bu kadar tövbe etmesine karşı, biz aciz ve günahkâr kulların da en az günde bu kadar tövbe etmemiz gerekmez mi?
ZİKİRLE, HEP ZİKİRLE

Yalandan, riyadan kaçılmalı,
Allah’ı zikirle, hep zikirle,
Semavî kapılar açılmalı,
Allah’ı zikirle, hep zikirle,

Açalım ol beyaz gonca gülde,
Mevlâ’ya akalım coşkun selde,
Kâbe’ye koşalım esen yelde,
Allah’ı zikirle, hep zikirle!

Hayattan, değerli ibret aldım,
Sık sık derin tefekküre daldım,
Tevazuda toprak gibi oldum,
Allah’ı zikirle, hep zikirle.

Kalbimin duygularını yazdım,
İlâhî aşk göllerinde yüzdüm,
Rüzgârdan Resûl selâmın sezdim,
Allah’ı zikirle, hep zikirle!

OYTAN’ım kalbin yanar kavrulur,
Yedi iklim dört köşe savrulur,
Nefis ıslah olup muma çevrilir,
Allah’ı zikirle, hep zikirle!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz