Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

BİR HADİS

“ Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatta iken ziyaret etmiş gibidir. Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur.”

BİR HADİS
“ Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatta iken ziyaret etmiş gibidir. Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur.”
5 - NASUH TÖVBESİ.
Nasuh, halis, temiz demektir. Tövbe-i nasuh; bozulması imkânsız olan tövbedir, asla tekrar işlenmeyecek şekilde, o günaha tekrar dönülmeyecek şekilde tövbe etmektir; günahkâr kişinin üzerinde, açık veya gizli, o günahtan hiçbir iz bırakmayan tövbe demektir.
Muaz b. Cebel, “Yâ Resûlullah, anam babam yoluna feda olsun, nasuh tövbesi nedir?” diye sordu. Peygamberimiz bu soruya şöyle cevap verdi: “Nasuh tövbesi, günâhkâr kulun işlediği günahtan dolayı pişmanlık duyarak Allah’tan özür dilemesi ve sonra da bir daha aynı günâhı işlememesidir.”( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.107)
KELİME-İ ŞAHADET VE FAZİLETİ
Yüce Rabbimiz, âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “İlâhınız bir tek olan Allah’tır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmandır, Rahîmdir.”(Bakara, 2/163)
Hadis-i şerifte ise Peygamberimiz(s.a.s.): “Kim samimiyetle Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederse Allah, ona cehennemi haram ederç”(Buhari, İlim, 49)
İşte bu sihirli sözcük; kişiyi mümin ve Müslüman eyleyen; insanoğlunu, kula kul olmaktan kurtarıp sadece Allah!’a kul yapan; hayatımızın anlamını, yaratılışımızın gayesini ifade eden; insanın ahiretini ve ebedi hayatını kurtaran sözcük kelime-i şehadettir.! Yani “Eşhedüenlâilâheillallah ve eşhedü enne muhammeden abduhû ve resulühû” demektir.
Kelime-i şehadet, ömrümüz boyunca mümince bir duruş sergileyeceğimize dair Rabbimize verdiğimiz sağlam bir misaktır.
Kelime-i şehadet, coğrafyamız, dillerimiz, ırklarımız farklı da olsa biz Müslümanları, yani 1,5 milyar insanı aynı duygu ve ideallerde buluşturan, birbirimize sımsıkı kenetleyen ve Efendimize ümmet kılan bir tevhid ve vahdet beyanıdır.
Bizler yeni doğan çocuklarımıza isim koyarken onun sağ kulağına, şehadetleri dinin temeli olan ezanı okuruz, sol kulağına da kâmeti getiririz. Hayatının son anlarını yaşayan kardeşlerimize kelime-i şehadeti telkin ederiz. Bütün bunlar insanın ömrünün kelime-i şehadetle başlayıp kelime-i şehadetle nihayet bulmasının göstergesidir.
Kekime-i şehadet, İslâmın özünü oluşturan iki temel üzerine kurulmuştur: Birinci temel, sadece Allah’a kul olunması, kula kulluk edilmemesi; Allah’tan başka kimseye boyun eğilmemesi anlamına gelir. İkinci temeli de, İslâm Peygamber’i Muhammed Mustafa (s.a.s.) nın peygamberliğini kabul ve tasdik etmektir. Böylece kelime-i şehadet bir bütündür: Bir kısmını söyleyip geri kalanı kabul ve beyan etmeyen kişi, iman etmiş olmaz.
Cenab-ı Allah, cümlemizi, her nefesini ve son nefesini kelime-i şehadet ile tüketenlerden eylesin. Amin!

CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ.

Ebû Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Üzerinden güneşin doğup battığı günlerin en faziletlisi Cuma günüdür. İnsan ve cinlerin dışında kalan tüm canlılar Cuma günü gelince sevinçlerinden çığlık atarlar. O gün mescidin her kapısında iki melek durur ve gelenlerin adlarını sıra ile yazarlar: İlk gelen bir büyük baş hayvan, ikinci gelen bir koyun kurban etmiş gibi sevâp alır…” “Kim Cuma günü güzelce abdest alarak camiye gelir de hutbeyi dinlerse bir önceki Cumadan beri işlemiş olduğu günahlar affedilir.” ( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.284)
2-)Ebû Lübâbe’nin rivayet ettiğine göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Cuma günü Allah katında haftanın en önemli günü ve tüm günlerin efendisidir. Allah katında Ramazan ve Kurban Bayramı günlerinden üstündür. Cuma gününün beş özelliği vardır:
1-âdem bu gün yaratılmıştır.
2-Âdem bugün Cennetten çıkarılarak yeryüzüne indirilmiştir.
3-Âdem bu gün vefat etmiştir.
4-Bu günün öyle bir anı vardır ki, Allah, o anda, haram olmamak şartı ile ne istenirse kabul eder.
5- Kıyamet o gün kopacaktır.
Gerek Allah katında, gerek gökte ve gerekse yeryüzünde bulunan mukarreb melekler Cuma gününü heyecanla karşılarlar.”( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.284-285)
İYİLİK- KÖTÜLÜK
Sahabîlerden birisi (Vâbisa) yeni Müslüman olmuş bir kişi idi. İslâmın rahmet yüklü mesajlarını henüz kavrayamadığından Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.) gelip neyin iyi, neyin kötü olduğunu sordu. Onun gelişini fark eden Rahmet Elçisi, Yaklaş “Vâbisa yaklaş!” buyurdu ve onu dinledikten sonra :“Vâbisa, iyilik ve kötülük konusunda kalbine, vicdanına danış. Zira iyilik, kendisiyle gönlünün huzur bulduğu ve vicdanını rahatlatandır. Kötülük ise, insanlar onaylasalar bile gönlünü huzursuz eden ve vicdanına endişe verendir!” buyurdu.
Hiç şüphesiz iyilik huzurdur, kötülük zulmettir, karanlıktır. İyilik varlıktır, kötülük yokluktur. İyilik Rabbimizin rızasını talep etmek, kötülük ise O’nun gazabına adım adım yaklaşmaktır. İyilik, akl-ı selime, kalb-i selime, yani insanın yaratılmışların en şereflisi olma vasfına uygun güzelliklerdir. Kötülük ise insanı alçaltan, onu hem Allah katında hem de insanlar nezdinde değersizleştiren çirkinliklerdir. İyilik Yüce Rabbimizin insanın fıtratına yerleştirdiği yüce bir haslettir. Kötülük ise insanın kalbine, çevrenin etkisiyle sonradan bulaşan siyah bir lekedir. İyilik tertemiz fıtratın sahibi Yüce Allah’a sadakattir; kötülük ise bu sadakati yitirmektir. İyilik, yeryüzünden şerri, kötülüğü, kavgaları, savaşları silecek olan en büyük güçtür; kötülük ise iyiliğin karşısında her zaman zayıf kalan ve hüsrana uğramaya mahkûm bir davranıştır.
Kur’anı Kerimde çeşitli surelerde ( Bakara 177, Hûd 114, Ra’d 22) belirtildiği üzere esas iyilik: Bizleri kötülüğün egemenliğinden kurtaran Rabbimize imandır; Âhiret gününü, melekleri, Allah’ın kitabını ve peygamberleri tasdik etmektir; Çok sevdiğimiz mal ve servetimizi fakirlerle- yoksullarla, yetimlerle paylaşmaktır; namazı kılmak, zekatı vermektir, ahde vefa göstermektir, emanete riayettir; darlıkta ve zorlukta sırf Allah rızasını umarak sabretmektir. Asıl iyilik, kötülüğü iyilikle savabilmektir.
Müslüman, eliyle, diliyle, kalbiyle, bütün varlığıyla kötülüğün her türlüsünün karşısında dimdik durabilen kimsedir.
Hayırsever insanlar, Cenab-ı Allah’ın; “…Haydi hep hayırlara koşun, yarışın…!” ( Bakara,2/148) , “…Öyle ise iyiliklerde yarışın…”(Maide,5/48), buyruklarına uyarak, toplumun sosyal yapısının güçlenmesinde, sosyal barışın ve huzurun sağlanmasında önemli rol oynamışlardır.
EZAN VE KAAMETİ DİNLEME ADÂBI.

Rivayete göre, Peygamberimiz(s.a.s.), şöyle buyurmuştur: “Müezzin ezan okurken onun arkasından ezan cümlelerini tekrar eden kimse müezzin kadar sevap kazanır”
Ezanı işiten kimse onu saygılı bir edâ ile dinlemeli ve müezzinin söylediği cümleleri şu şekilde tekrar etmelidir:
-Müezzin “Allahu ekber” deyince; dinleyen “Allahu Ekber, celle celelehû” demelidir.
-Müezzin, “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” deyince, dinleyen de aynen tekrar etmelidir.
-Müezzin, “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” deyince, dinleyen: “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah, Allahümmessalli alâ Seyyidina Muhammed” demelidir.
-Müezzin, “Hayaale’s-selâh” deyince, dinleyen: “Hayaale’s-selâh, La Havle velâ kuvvete illâ billahi Aliyyil Azîm” demelidir.
-Müezzin, “Hayye ale’l – felâh” deyince, dinleyen: “Hayye ale’l – felâh, Mâşâllahu kâne” demelidir.
- Müezzin, “Allahu Ekber” deyince, dinleyen aynısını tekrarlamalıdır.
-Müezzin, “Lâ İlâhe İllallah” deyince de, dinleyen aynısını tekrarlamalıdır. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.279)

PEYGAMBERİMİZİN BİNDİĞİ HAYVANLAR.
Hz. Peygamber(s.a.s.), ata binmeyi çok severdi. Bunun dışında deve, katır ve merkebe de binmiştir. Peygamberimize ait atın adı “Lahif”, merkebin adı “Afîr”, katırınki “Düldül” ve “Tiyye”, deveninki ise “Kusva” ve “Adba” idi. (Mevlâna Şiblî, a.g.e. s.23)

TAPTUK EMRE’den BİR SÖZ.
Yunus Emre Hazretlerinin Şeyhi Taptuk Emre Hazretleri şöyle buyuruyor:
“Aşkla yürüyen sırtında dünya taşır; aşksız yürüyen, beden diye ceset taşır !”


LÂ İLÂHE İLLALLÂH DEMENİN FAZİLETİ:
Taberânî, el-Evsat adlı eserinde Zeyd b. Arkam’dan şöyle rivayet etmektedir: “Hz. Peygamber, “Kim ihlâslı şekilde lâ ilâhe illallâh derse cennete girecektir.” dedi.
“İhlâslı demekten kasıt nedir?” diye sorulduğunda: “Kelime-i tevhidi getirmesi, onu haramlardan koruyorsa ihlâslı şekilde demiş olur.” buyurmuştur.(Hayatü’s Sahabe, s.99)
Ebu Sa’id el Hudrî, Hz. Peygamber’den şöyle aktarmıştır: “Hz. Musa dedi ki: “Ey Rabbim, bana öyle bir şey öğret ki, onu zikredeyim, onunla sana dua edeyim! Allah da O’na, Lâ ilâhe İllallâh demesini söyledi. Hz. Musa, “Ya Rabbim tüm kulların bunu söylüyor, bana özgü bir şey söylemeni istiyorum” dedi. Allah(c.c.), “Ey Musa, şayet yedi sema ve yedi yer terazinin bir kefesinde olsa, Lâilâhe illallâh ayrı bir kefede olsa, lâilâhe illallâh daha ağır gelir.” buyurdu. (Nesâî, Amelu’l-yevm, s.834)
HUZURLU OL
Ömür geçsin doğru yolda,
Helal lokma aşın ile!
Yoktur gözün haram malda,
Huzurlu ol başın ile!.

Gönülden silelim kini,
Uzaklaştır şeytan-cini,
Yüceltelim kutsal dini,
Huzurlu ol eşin ile!.

Gözler daim ufka bakar,
Gönüller Kâbe’ye akar,
Kötülük hep yürek yakar,
Huzurlu ol işin ile!.

Sır tutmaya sırdaş gerek,
Yol gitmeye yoldaş gerek,
OYTAN için kardaş gerek,
Ara gözün-kaşın ile!.

KITA
İnsanı Allah için sevmek,
Râb rızası kapısın açar!
Allah rızası yüklü ruh,
Burak’la cennete uçar!

KITA
Şu “Kızıl Elma” hülyası,
Beni hayata bağlayan!
Analara sözümüz var,
Şehit oğlu çün ağlayan!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz