Okan ÇELİK

Okan ÇELİK

BİR SAATTE ÇILDIRIYORSUN

Bugünkü köşe yazımda ne yazayım diye düşünüyordum.

Çünkü aklıma birşey gelmiyordu.

‘Alayım şu  fotoğraf makinemi de bir şehir turu yapayım’ dedim.

Yazılarımda övmekten çok, sorunları dile getirmeyi tercih eden birisi olarak mutlaka yazacak bir şeyler çıkacağına emindim.

Nitekim yanılmadım ve sokağa adımımı atar atmaz yazacak bir şeyler çıktı.

Kaldırıma görme engelliler için yapılan sarı renkli yürüme bantları üzerine park etmiş araçları gördüm.

Neredeyse yarım metre yükseklikteki kaldırıma park edilmiş araçlar, görme engelli vatandaşlarımızın haklarını gasp etmekle kalmayıp hayatlarını da tehlikeye atıyor.

‘Bunun adı hanzoluk’ dedim ve yoluma devam ettim.

Yaya geçidine ulaştım ve karşıya geçeyim dedim.

Yayalar için yeşil yanmasını bekledim ve yanında da hukuken hakkım olan karşıya geçmeye çalıştım.

Tam adımımı atmışken küfürlerin havada uçuştuğu bir araç ve içinden bana tepki gösteren sürücü.

Yayalara yeşil yanmasına ve hukuken önceliğin yayalara geçiş üstünlüğü tanımasına rağmen, kendini haklı gören bir tip.

Buna sürücü de denmez aslında.

Engellilerin hakkını gasp eden hanzonun bir değişik versiyonu.

Neyse ‘Uymayayım, onların seviyesine inmeyeyim’ dedim.

Yoluma devam ettim.

Tabi bu anlattıklarım henüz 100 metre ilerlemişken gelişen olaylar.

Neyse, geldim çarşı merkezine.

‘Kaldırımdır, benim hakkımdır’ dedim ve çıktım kaldırıma.

Hay çıkmaz olaydım.

5 adımda bir yola inip çıkıyorum.

Her inişimde de gelen araçlar tarafından çarpılma riski ile karşı karşıya kalarak.

Çünkü kaldırımda yürüme şansınız yok ki.

Lokantacı atmış masa sandalye, kaldırımda müşteri ağırlıyor.

Bir diğeri tezgahı gibi kullanıyor.

Bir başkası tamamen kapatmış ve koca kamyonetine mal indiriyor.

Bir başkası motosikletini park etmiş.

Hadi gel de yürü.

Neyse, bari toplu taşıma aracına bineyim dedim.

Çünkü az daha yürürsem kavga edeceğim.

Kartımı çıkardım ve bindim.

Gazeteci olduğum için serbest kartla bindim.

Ardımdan bir yaşlı da aynı keza.

O da ne?

Bir anda şoför sert bir şekilde gaza bastı ve neredeyse ayakta giden tüm yolcular yere yapışacaktık.

Yasal olarak hakkımızı kullanıp serbest kartla bindiğimiz için kişiliğini unutan bir hanzo daha.

İnene kadar söylendi durdu.

Karşılık versen ya sen onu aşağı atacaksın ya o seni.

Dayanamadım ve artık ineyim dedim.

İner inmez genç sayılacak bir adam, ‘Abi, karnım aç, bir şey yemedim’ sözleriyle önümü kesti.

‘Yok kardeşim’ dedikçe yapıştı.

Çıkardım 1 lira verdim.

Adam ters ters yüzüme baktı.

1 lirayı beğenmiyor.

Zor da olsa kurtuldum derken bu seferde haftanın 3-4 günü önüme çıkan kucağında çocuklu kadın.

Gaziantepli olmadıkları kesin.

Daha önce de çocuğuna kıyamayıp para verdiğim kadın artık kadrolu dilenci olmuş.

‘Hergün sana para mı vereceğim’ dedim ve yanımdan yolladım.

‘Artık dayanamayacağım’ dedim ve iş yerine dönmeye karar verdim.

Biraz daha yürüsem eminim ki, birisine patlayıp kavga edeceğiz.

Yani işin özü bir saatlik bir tur atılmayacak insanlar topluluğu haline gelmişiz.

Çok yazık gerçekten.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz