Harun Karaburç

Harun Karaburç

Birini anlamak için kendi kalbine bakmalısın

“Ancak, çok iyi anlaşan eşlerin, birbirine büyük bir aşk besleyen
eşlerin bile, birbirinin yüreğindekileri bütün çıplaklığıyla görmesi
mümkün değildir bence. Böyle bir şeyin olması için çabalasanız
bile kendinizi üzmekle kalırsınız, o kadar. Ama bu niyetinizde
samimiyseniz, gayret ettiğiniz takdirde, gayret ettiğiniz ölçüde
karşınızdakinin içini görebilirsiniz. Zaten nihayetinde hepimizin
yapması gereken kendimizle açık yüreklilikle uzlaşmayı başarmak
değil midir? Karşımızdakini sahiden görmenin, kendi içimize, taa
dibimize kadar dosdoğruca bakmaktan başka bir yolu yoktur.”
Drive My Car, Haruki Murakami Çeviri: Ali Volkan Erdemir
Japonya'nın Oscar temsilcisi, festivallerin gözbebeği Drive My
Car’ın Gaziantep’te sinemalarda gösterildiğini hatırlamıyorum.
Yanlış hatırlıyor da olabilirim. Film yakın zamanda online film
platformu Mubi’de gösterime girdi. Sinemanın türlü şekillerde
insana ulaşabilmesini her koşulda kıymetli buluyorum.
Görgüsüzlük ve kültürsüzlüğün birleşip kocaman gürültüye
dönüştüğü sinema salonlarında zaten bir film izlemek neredeyse
imkansız. Daha film başlamadan tadınızın kaçması kaçınılmaz.
Drive My Car gibi kendi kendinize kalıp izlemeniz gereken filmi
evimde, sakin sakin izlemenin verdiği hazla film hakkında birkaç
görüşümü yazacağım.
Acelesi olanlar, konuyu derhal çözüp sonuca ulaşmam lazım, bir
filme de üç saatimi ayıramam diyenler yazının buradan sonrasını
okumayabilir. Zira Drive My Car, bir çırpıda izlenip ve
hazmedilecek bir film değil. Çok katmanlı, çok derinlikli, zengin
hikaye anlatımı olan bir film. İnsanın daha önce sahip olduğunu
bile bilmediği, farkında olmadığı hisleri harekete geçiriyor. Yaşamla
ilgili daha önce sormaya çekindiği sorularla, kendine bile itiraf
edemediği hesaplaşmalarla baş başa bırakıyor. Çok sevdiğim
Haruki Murakami’nin Kadınsız Erkekler adlı öykü antolojisinin ilk
öyküsü Drive My Car’dan uyarlanan filmin yönetmen koltuğunda
Ryûsuke Hamaguchi oturuyor. Filmin başrollerinde ise Hidetoshi
Nishijima, Toko Miura, Masaki Okada yer alıyor.

Filmin intro olarak kabul edebileceğimiz bölümü 45 dakika sürüyor.
Filmin birinci bölümünde tiyatro oyuncusu ve yönetmen Yûsuke
Kafuku (Hidetoshi Nishijima) ile senarist eşi Oto Kafuku (Reika
Kirishima) mutlu beraberliğine şahit oluyoruz. Bu mutlu
beraberlikte, Oto’nun seviştikten sonra eşine “uydurma” hikayeler
anlatması ve ertesi gün eşinden kendine hatırlatmasını istemesi,
Yûsuke’nin arabada giderken eşinin kasede kaydettiği sesinden
tiyatro oyununa çalışması çok güzel bir şekilde anlatılıyor. Aslında
hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bu mutlu gibi görünen
beraberliğin ardında bir ihanet yatıyor. Eşini kendi evinde genç bir
dizi oyuncusuyla sevişirken yakalayan Yûsuke, bu durumla
yüzleşmek yerine kaçmayı seçiyor. Oradan sessizce uzaklaşıyor
ve durumu anlamaya çalışıyor, kendi kendine. Bu, ne kadar
mümkün? Yûsuke ile, belki bir şeylerin ters gittiğini hissettiğinden
olacak, konuşmak isteyen Oto, o gün ani bir beyin kanamasıyla
hayata veda ediyor. Her şey bir anda yarım kalıyor. Yûsuke,
kendini aldatan eşinin yasını tutuyor.
Filmin ikinci bölümü, bu elim olaydan iki yıl sonrasında başlıyor.
Yûsuke, yaralarını sarmış gibi görünse de geçmişi onu bir türlü
bırakmıyor. Bir festival için Hiroşima’ya doğru bir yolculuğa çıkıyor.
Bu festivalde, Anton Çehov’un Vanya Dayı isimli oyununu
çalışıyorlar ve oyuncu seçmelerinde eşinin onu aldattığı genç
adam da var. İki adam arasında geçen diyaloglar oldukça ilginçti.
Ancak buradaki asıl önemli nokta bu ikisinin diyalogları değil
Vanya Dayı oyunundaki pasajlar. Tiyatro, sinema ve edebiyat bu
bölümde iç içe geçiyor. Aldatma, suçluluk, masumiyet gibi konular
Vanya Dayı üzerinden şiirselleştirilerek anlatılıyor.
Filmin üçüncü bölümünde festivalin Yûsuke’ye tahsis ettiği şoför
Misaki ile Yûsuke arasında arabada geçen diyaloglar, filmin kalbini
oluşturuyor. Kayıplar, yaslar, sırlar arası bu yolculukta biz de kendi
kayıplarımız, yaslarımız ve sırlarımızla başbaşayız. Finalde Drive
My Car, Anton Çehov’dan Haruki Murakami’ye, edebiyattan
tiyatroya, tiyatrodan sinemaya uzanan üç saatlik şiirsel bir şölen
yaşatıyor.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz