MEHMET MISIRLIOĞLU

MEHMET MISIRLIOĞLU

BİZANS İMPARATORLUĞU’NUN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM

Anadolu topraklarının hâkimi Bizans İmparatorluğu, Selçukluların tarih sahnesine çıkıp güç kazanmaya başladıkları dönemde kendi içinde ciddi sorunlar yaşamaktaydı. Öyle ki; Herakleious’un meydana getirdiği ve II. Basileios’un başarıyla devam ettirdiği Bizans yönetim sistemi bu sonuncu imparatorun ölümüyle birlikte çözülmeye başlamış, iktidara gelen yeni halefler ise bir türlü kendi otoritelerini sağlayamamışlardı. (Demirkent 1982: 144; Ostrogorsky 1999: 296) Neticede feodal asalet sınıfı her geçen gün nüfuzunu arttırırken köylü ve asker arazisinin çöküşü hızlanmaya başlamış, buna bağlı olarak da devletin savunma kuvvetleri ve vergi düzeni büyük bir zarar görmüştü. Aynı zamanda hazine gelirlerinin devlet ihtiyaçları yerine lüks bir yaşam için harcanması da halkın hayatını olumsuz yönde etkilemişti. Öte yandan II. Basileios (976-1025) döneminden itibaren yürütülen doğudaki ilhak faaliyetleri, uzun vadede Bizans İmparatorluğu’nu olumsuz yönde etkilemişti. Esasında II. Basileios’un bu uygulamadan amacı, doğu sınırının emniyetini sağlamak ve İslâm ülkeleri yönünde Bizans hâkimiyetini yaymaktı.(Turan 1965: 75; Kafesoğlu 1997a: 365) Bu niyetle de bölgede mezhepsel ve siyasal sebeplerle imparatorlukla sorunlar yaşayan Ermeni krallık ve prensliklerin çoğunu ya askerî güç kullanarak ya da onları kendi istekleriyle topraklarını teslim etmek mecburiyetinde bırakarak ortadan kaldırmış, önemli bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu’ya naklederek Bizans sınırını Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar uzatmıştı. (Çamiçyan 1941:1-32; Turan 1965: 75; Kafesoğlu 1997a: 365) Bu arada Mehmet Ersan (2007: 7) Ermeni topraklarının ilhak edilmesi politikasından bahsederken, Balkanlardaki Türklerin ve Slavların da göçe zorlandıklarına dikkat çekmekte ve böyle bir politikanın takip edilmesinin birtakım sebepleri olduğunu ileri sürmektedir. Buna göre; Bizans yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi askerî gerekçelerin yanı sıra, âtıl vaziyetteki arazileri üretime kazandırmak ve farklı etnik grupları asimile edip Rumlaştırmak amacıyla idaresindeki halkları farklı bölgelere göç ettiriyordu. Diğer taraftan René Grousset ve yine Mehmet Ersan’ın ifadelerine göre; Bizans İmparatorluğu’nun Ermenileri iskâna tâbi tutma politikalarının temeli II. Basileios’tan evvel İmparator Mavrikios (582-602) zamanında atılmıştı. Nitekim Mavrikios, dönemin Sâsânî hükümdarı II. Hüsrev’e yazdığı mektubunda Ermenilerin, devlet için tehdit unsuru olduklarını ileri sürmekte ve onların topraklarının ilhak edilmesinin bir devlet politikası haline getirilmesi gerekliliğinden bahsetmektedir.  Ancak böyle bir politikanın takip edilmesi, Bizans arazisi için adeta tampon vazifesi gören Ermeni krallıkların ortadan kalkmalarına sebep olmuş ve dolayısıyla bu durum da Selçuklu akınlarını oldukça kolaylaştırmıştı. (Baştav 1971: 29) Nitekim Mehmet Altay Köymen (1998: 243)’in ifadesine göre; Ermeni prensliklerinin bu şekilde ortadan kaldırılması, Selçukluların kademeli olarak bir mukavemetle karşılaşmayıp, doğrudan Bizans ile temasa geçmelerine vesile olmuştu. Burada şunu da belirtelim ki, Attaleiates,  Urfalı Mateos ve Ioannes Zonaras gibi tarih yazarları Bizans İmparatorluğu’nun doğu sınırındaki ilhak politikalarını ve orduyu ihmâl eden tutumunu ağır bir dille eleştirmekten geri durmamışlardır. Bizans idaresinin Anadolu halkına karşı hoşgörüsüz tutumu da Selçuklu akınları için büyük bir avantaj sağlamıştır. Çünkü Bizans’ın Anadolu halkını Ortodokslaştırma politikası ve onlara karşı uyguladığı ağır vergi yükümlülükleri, bu topraklarda yaşayan insanların Selçuklu ve Türkmen birlikleri karşısında ciddi bir savunma göstermemelerine sebep olmuştur. (Baştav 1971: 34) Bu arada şunu da ifade etmek gerekir ki Bizans İmparatorluğu bu dönemde yalnızca Selçuklularla değil başka rakipleriyle de mücadele ediyordu. Daha açık bir ifade ile Bizans İmparatorluğu doğu sınırında Selçukluların ilerleyişlerine engel olmaya çalışırken, batıda Normanlar, kuzeyde de Macarlar ve Peçenekler ile mücadele etmek mecburiyetinde kalmıştı. (Demirkent 1992: 236-237; Timothy 2011: 248) Dolayısıyla bunlar da Selçuklular için olumlu bir durum yaratmıştır.

X. Konstantinos Dukas’ın zamanı dinsel baskıların da zirveye ulaştığı bir dönem olarak kabul edilmektedir. Speros Vryonis, Jr., “Byzantium: The Social Basis of Decline in the Eleventh Century”, Byzantine Institutions, Society and Culture, I. Cit, New York 1997, s. 302. Malazgirt Savaşı öncesinde Konstantinopolis Kilisesi ile Monofizit Süryani ve Ermeniler arasında yaşanan çatışma durumu tarafların zihinlerinde belirgin bir tahribata yol açmıştır. Dönemin hem Bizans hem de Ermeni-Süryani tanıklarında güven duygusunun tamamen ortadan kalktığını görmek mümkündür. Dolayısıyla Türk akınlarına Bizans merkezi yönetimi tarafından baskı uygulanan Ermeni ve Süryani gibi farklı Hıristiyan mezheplerine mensup halkın direnç göstermediği düşünülebilir. Hatta İmparator’un Malazgirt yolunda Sivas’taki Ermenilere karşı davranışları ve belki de bunun bir yansıması olarak savaş sırasında Ermeni birliklerinin kendilerine verilen emrin aksine muharebe alanını terk etmeleri de ekonomik, idarî ve mezhebi çekişmelerle ilgili olabilir. X. ve XI. yüzyıllarda Anadolu toplumunun Bizans yönetimiyle ilişkilerine dair bkz. Resul Ay, “Türk Fetihleri Arifesinde Anadolu Toplumu: Bizans Emperyal Yönetiminin Sınırlarına Dair Bazı Gözlemler”, Prof. Dr. Özkan İzgi Armağanı, Ankara 2011, s. 218-247.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz