SOKRANTES...

SOKRANTES...

BURBERRY DEĞİL BEBİRGERRY..

Geçenlerde havaalanından misafirleri almaya gittim.

Akşam saat 22 :30 civarı geldiler. Valiz filan derken saat 23 e yaklaştı.

Yola koyulduk.

Hava da hafif bir meltem esintisi…

Klimaları açmayalım temiz hava alalım diye camları açtık.

Mis gibi Gaziantep kokusu alalım dedik.

Dedik demesine de keşke demez olaydık.

Oğuzeli kavşağını geçer geçmez o meltem rüzgarı bizlere değişik kokularla birlikte gelmeye başladı.

Hepimiz biri birimizin suratına baktık. Ne oluyor diye..

Suratı kızaran var mı yaptığından diye baktım.

Yok, herkes gayet rahat ama suratlar bir tuhaf ,kokudan dolayı.

Arkadaşım biri” camı kapat camı kapat” dese de olan olmuştu.

Evet olayın özü havaların birden ısınması ile bir türlü ıslah edilmeyen dereden gelen kanalizasyon kokusu.

 

Bir tarafta Yeşilvadi ışıl ışıl ama bir tarafta kanalizasyon kokusu.

 

Rüzgar da bu kokuyu burnumuza burnumuza getiriyordu.

 

Eski adı Bebirge olan yeni adı kurtuluş ve Osmanlı mahallesi olan ve oradan geçen derenin kokusu bu..

 

Köylüler amaaan mahalleliler köylerinin lakabını eskiden  b. lu Bebirge olduğunu söylüyorlar.

 

Çocuk babasına “baba fakirlik ne kadar sürer “demiş.

 

Babası da “ 40 gün oğlum “demiş. “biter mi fakirlik baba “ demiş oğlan.

 

Babası da “yok oğlum alışırsın “ demiş.

 

Bizim mahalleli de kokuya alışmış .

 

Geçen sene bir taziye ziyareti için gittiğimde oranın sivrisinekleri beni çok sevmişlerdi. Soluğu hastane de aldım hemen iğne yaptırmak zorunda kalmıştım.

 

Sivrisinek demeye bin şahit lazımdı. Maşallah hepsi de besili kuzu gibilerdi.

Velhasıl kelam kokunun nerden geldiğini arkadaşlara anlattım.

 

İleride dere ve kanalizasyonlardan geliyor dedim.

Kimseye suç atmamak gerektiğini söyledim.

 

Marka şehire bak dedi arkadaşım b. kokuyor.

 

Diyemedim ya bir şey..

 

Sanki suç benimmiş gibi.

 

Sadece gülümsedim..

 

Ne yapalım burberry yoksa berbirgerry var onu koklayın dedim ve radara girme pahasına hızla geçtim o yoldan.

 

Sonra düşündüm gerçekten şehir kokuyor.

 

Kenan Doğulunun şarkısında olduğu gibi hava da aşk kokusu filan yok hava da resmen kanalizasyon kokusu var.

 

Ve bu koku da Gaziantep’imizin en önemli yollarından birinin üzerinde.
Şehir dışından gelen insanlar için istemiyorum.

Orada yaşayan vatandaşlarımız için bu konunun üzerine acilen gidilmesi lazım.

 

Hep park , hep apartman yaparak bu iş çözülmez..

 

Makyajlı güzel ama ya evin içi…

 

Eskiden davar pazarının oradan geçerken de kokardı . çok şükür o iş hemen hemen hal oldu.

 

Artık buralarında bu sorundan kurtulma zamanı geldi deeeeeee geçiyor.

 

SOKRANTES DER Kİ: COĞRAFYA KADERDİR (İBN-İ HALDUN)…

 

 

SOLA DÖNÜLMEZ NÖBET’İ…  

Trafiğin rahatlaması için tramway yolu üzerinde ki iki kavşakta daha sola dönülmez yasağı başladı.

Kavşağa konulan levha sayısı sosyal medya da bayağı bir espri konusu oldu.

O kadar levha koyduktan sonra TRAFİK ZABITA memurunun orada ne işi var demekten kendimi alamadım.

 

Sabahın erken saatlerinde kavşakta beklemeye başlıyorlar.

 

Ne için sola dönen olursa yol göstermek için.

 

Yahu zaten o kadar levha koymuşsun , o kadar levha dan sonra hala dönen olursa bas cezayı.

 

Memurları ne bekletiyorsunuz orada yazık valla..

 

Alternatif yollar içinde kaldırımları işgal edecek şekilde konulmuş levhaları görmeme şansı yok.

 

Yazık değil mi o kişilere sabahtan akşama kadar ayakta.

 

Gitsinler başka sorunları hal etsinler.

 

Kaldırımlara park eden araçları kaldırsınlar.

 

Bence alternatif yolların dönüşlerine yaptığınız parantez işareti gibi kaldırımlar için dursalar daha iyi.

 

Aman abi dikkat et kaldırama çarpabilirsin aman haaa diye bilirler.

 

Hakikaten kim yaptıysa süper olmuş.

 

Yolları daraltarak trafik akışı ne kadar hızlanır yaşayıp göreceğiz.

 

Bir yeri yaparken diğer yeri bozma gibi bir hobimiz var.

 

Hele şu iş bankasının önüne ışık koymak daha süper bir fikir.

 

Sayın müdürüm Hasan Akpınar twiter da ne kadar doğru bir karar olduğunu fotoğraflamıştı.

 

Helal olsun hiç tıkanmayan yolu en sakin saatte bile tıkamayı başarmış oldunuz.

 

Aslında bu konuyu geçen hafta yasak başladığı zaman yazacaktım.

 

Ama işlerimin yoğunluğundan geçen hafta yazmadım. Ama dün baktım ki bu uygulama hala devam ediyor.

Bari yazayım dedim..

 

NEDEN SEVİNMEYEYİM Kİ !!!...

 

Koskoca süper ligi geride bıraktık.

Beşiktaş mutlu sona ulaşırken , Eskişehir, Sivas ve Mersin Ptt ye doğru yol aldılar.

Rahat bitireceğimiz ligi de elimizle zorla son maça bıraktık..

Bunları sezon boyunca tartıştık durduk.

Ne kadar takıma kızsak da , yönetime kızsak da asla ve asla kötü durumda olmasını istemedik.

Son maça içimiz de bir korku ile Vedat Diri ile..

Hem fikir olduğumuz konu kendirimizi kendimizin bıçaklaması lazım olduğu idi.

Umudu kalmayan Fenerbahçe’nin umudunu bu maça bağlayan Sivas’a yenilmesi hiç de abes olmazdı.

Bir puanın bile bizi kurtaracak olması bile endişelerimi gidermedi.

Taaa kii maç başlayana dek.

 

Neyse ki bu seneyi de kazasız belasız atlattık.

 

En kahraman Rıdvanlar yaratsak da lig de kaldık.

 

Maç çıkışında sevincime “ne seviniyn şampiyon mu oldunuz sanki” esprileri ile laf atanlara “düşse üzülecektim , düşmediği için de seviniyorum” .

 

Üzülmek yerine sevinmek iyi geldi.

Haa taraftarın Gaziantepspor ligde kalmayı garantiledikten sonra ki tezahüratlarını da kulak ardı etmemek lazım.

Her sene her sene bunları yaşamaktan bıktık.

Taraftar sayımız tribünde her geçen sene daha da azalıyor.

Takıma küs bir şehir yaratıldı.

Futbol şehri imajımızdan hızla uzaklaşıyoruz haberiniz olsun.

Yeni sezona her şeyi yenileyerek girmek dileğiyle.

 

 

 

MUSTAFA ÖZKEÇECİ

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz