Cihat ÖZTÜRK

Cihat ÖZTÜRK

DEVLET VE YURTTAŞ

Türkiye’de iktidarlar değişir, partiler gider; yenileri kurulur, hükümet sistemi değişir ama tek bir şey değişmez: Devlet geleneğinde hantallık.

Neden mi?

Çünkü kimse kendini işini yapma zahmetinde bulunmuyor bu ülkede.

Herkes başka işlerle ilgilenmek varken neden kendi işini yapsın ki?

O yüzden özel sektör olsun devlet dairelerindeki çalışma sistemi olsun, bir türlü alanında uzmanlaşma veya kendi işini yapma kültürü yok.

Kültür diyorum çünkü çalışmanın sistemi bir kültürdür. Her devlet kendine has oluşturduğu düzende işler. 

Öyle devletler vardır ki işler öyle bir ilerler ki gıpta ile bakarız ama gelin görün ki bizim payımıza Türkiye’deki iş görmezlik sistemi düşmüş.

Evet, bugün bu cümleleri kurmanın bir sebebi var.

Biliyorsunuz Türkiye’de Parlamenter sistem gitti Cumhurbaşkanlığı Sistemi geldi. Başbakanlık kurumu kaldırıldı. Yetkileri Cumhurbaşkanlığı Sistemi altında kurulan daire başkanlıklarına devredildi.

Biz gazeteciler önceleri Başbakanlık Basın Enformasyon Müdürlüğüne bağlıydık. Bu kurumun kapatılması ile birlikte bizler de Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığına bağlandık. Basın Kartlarımızı artık bu yeni kurumumuzdan almayı hayal ediyorduk. Ama olmadı alamıyoruz.

Daha doğrusu alamıyorum.

Yaklaşık tam 1 yıl önce kurumların değişikliği nedeniyle basın kartı yenileme süreci başlatıldı. Ben de her Sarı Basın kartı sahibi gibi yenileme başvurusu yaptım. Hatta yenileme süreci başlar başlamaz yaptım bu başvuruyu. Ama gel gelelim ki 1 yıl önce yaptığım başvuruya hala cevap yok. 

Yukarıda dedim ya devlet geleneğinde hantallık. Bu düzen yeni geçtiğimiz sistem içerisinde de tüm hızıyla işlerliğini koruyor.

Hani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde her şey hızlı olacak, işler daha pratikleşecekti?

Ben basın çalışanı olarak yaklaşık 1 aydır İletişim Başkanlığını arayıp kartımın durumunu soruyorum. Ve aldığım tek mantıklı cevap yok.

Başvurumda sorun var mı diyorum aldığım cevap şu: Yok.

Adli sicil kaydım var mı? Yok. 

Herhangi inceleme altında bir durumum var mı? Yok.

O zaman kartım neden gelmiyor? Aldığım cevap şu: Bilmiyoruz.

Bu arada ofis arkadaşlarım başvuruyu benden sonra yaptıkları halde kartları geldi.

Eski kartın şu an geçerliliği olmadığı için basın çalışanı olarak haklarımdan faydalanamadığımı da eklemek istiyorum.

Ve İletişim Başkanlığı bana soracak başka bir mecra bırakmadığı için bir kez de buradan sormak istiyorum benim basın kartım nerede?

Kendilerine ifade ettim bir daha söylemek de fayda görüyorum: Eğer bana kart vermeyecekseniz söyleyin açık yüreklilikle ben de başvurumu geri çekeyim. Ama yok eğer insanın midesinin bulandıracak bir tavır içerisine girip hiçbir şey söylemeyip kafamda sürekli soru işareti oluşturmaya çalışıyorsanız bunun ne hakla yapıyorsunuz?

Ben bu ülkenin vatandaşı değilim miyim? Sizler bizden aldığınız vergilerle halka hizmet eden kişiler değil misiniz?

Eğer bize hakkımız olan bir hizmeti sunmayacaksanız o koltukları neden işgal ediyorsunuz?

İşte benim halim böyle sevgili okur. Sizin halinizi düşünmek bile istemiyorum. Biz basın olarak kamu yayıncılığı yapıp halkın sesi olacakken, kendimize bile nefes olamıyoruz.

Ben İletişim Fakültesi mezunu olarak İletişim Daire Başkanlığıyla iletişim kuramıyorum. 

Cimer’e yazdım olmadı, mail attım olmadı. İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un ofisine not bıraktım olmadı. Basın Kartı Biriminde çalışan her arkadaşa durumumu anlattım olmadı. Son olarak bu yöntemi seçtim. Çünkü başka çarem kalmadı.

Biz basın çalışanları bu durumdayken, halkın devletle ilişkisini düşünmek bile istemiyorum.

Biz böyleysek, halk ne yapsın?

Ne yapmamız gerekiyor bizlere söyler misiniz?

Ben işin içinden çıkamadım, çıkamıyorum, çıkabilene, anlayana helal olsun.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz