Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

Dinimizin diğer dinlerden farkları ve üstünlükleri nelerdir?

1-KUR’AN ORİJİNALDİR, ALLAH’IN SÖZLERİDİR;

İNCİLLER İSE, HZ. İSA’DAN SONRA YAZILMIŞLARDIR.

Kur’an’ı Kerim, hiç değiştirilmeden orijinal hali ile, Cenabı Allah’tan vahyedildiği gibi günümüze kadar ulaşmıştır. Oysa Hristiyanlığın kutsal kitapları olan Matta İncili, Markos İncili, Luka İncili, Yuhanna İncili adındaki 4 incil, Hz. İsa’ nın ölümünden 140- 170 sene sonra yazılmışlardır. Bu yazımlarda tamamen halk arasındaki söylentiler esas alınmış; hiçbir canlı görgü veya duygu tanığı mevcut olmamıştır ( Maurice Bucaille, Tevrat, İnciller ve Kur’an, D.İ.B.Y., s.126-128)

Vahiy, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e, Vahiy Meleği (Cebrail) tarafından Kur’an ayetlerinin, bazı yollarla vahyedilmesi suretiyle gelmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine nazil olan ayetleri hemen vahiy kâtiplerine ezberletir; kendisi de ezberler ve yine kâtiplere deve ve ceylan derilerine v.b. yazdırarak mensup oldukları surelerdeki yerlerine koydururdu. Böylece Kur’an’ın ayetleri de, sureleri de bizzat O’nun tarafından tertip olunmuşlardır. Hz. Peygamber’in sağlığında, Kur’an, bir cilt halinde toplanmamış ise de kâmilen ezberlenmiş, parça parça yazılmış ve huzurunda tilâvet edilmiştir.

Hz. Ebu Bekir, daha önce parça parça yazılmış ve kâmilen ezberlenmiş olan Kur’an’ı, bir cilt halinde toplamıştır. O nüshaya “Mushaf-ı Şerif” denir. Hz. Osman ise, tek cilt halinde toplanmış olan Kur’an’ı nüshalar halinde aynen yazdırıp çoğaltmış ve İslâm merkezlerine göndermiştir.

 

2-İSLAMİYETTE TEVHİD ESASTIR.

“İslâm inancına göre Allah, bütün insanları, kendisinin yüce ve aşkın olan varlığını ve birliğini tanıma yeteneğine sahip biçimde yaratmıştır. Bu tüm insanlarda ortak olan bir doğal kabiliyet ve fıtrattır… Allah’ı biricik Tanrı, Râbb ve otorite olarak tanımak, her çeşit ortağı O’ndan uzak tutmak ve birliğini kararlı şekilde doğrulamakla gerçekleşen tevhit, İslâm dininin en önemli özelliğidir. İslâm, bu özelliğiyle hem İslâm öncesi cahiliye putatapıcılığından, hem Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinlerin sonradan bozulmaya uğramış şekillerinden, hem de Mecusilikten ayrılır” ( A.Saim Kılavuz, ,Gençliğin İslâm Bilgisi, Allah’ı Bilmek,s.42) . Oysa Hristiyanlıkta, üçlü bir inanç vardır. Yani Hz. İsa, hem Allah, hem Allah’ın oğlu, hem de kutsal ruh kabul edilir. Moderne dünyanın kültürlü ve bilinçli Batılı insanları, bir kişinin aynı anda üç “varlık” olamayacağını bilerek ve düşünerek, artık dinlerinden tatmin olmamakta ve İslâm’ı kabul etmektedirler. Bundan tedirgin olan Vatikan’ın öncülüğünde, CİA’nın, MOSSAD’ın ve özel olarak kurulmuş Alman Vakıflarının, Müslüman ülkelerde, özellikle de Türkiyede, kendilerine yandaş menfaatperest ilahiyatçı hocaları da bularak İslam aleyhine yoğun şekilde propaganda yapmalarının sebebi budur.!

3-İSLAMİYETTE RUHBAN SINIFI YOKTUR.

İslâm inancına göre, Hristiyanlıkta olduğu gibi “ruhban sınıfı” adıyla kul ile Allah arasında bir zümre bulunmamaktadır. Din bilginlerinin görevleri sadece bildiklerini bilmeyenlere öğretmektir. Bunun dışında din bilginlerinin başkaları üzerinde, kendilerine din tarafından verilen “dinî” bir üstünlük ve hâkimiyetleri yoktur. İslâm’da her mümin doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’a muhataptır; doğrudan O’na tapar, O’na ibadet eder, O’na dua eder ve doğrudan O’ndan dilekte bulunur,

4-İSLAM DİNİNDE BÜTÜN PEYGAMBERLERE İNANMAK ESASTIR.

Hiçbir ayırım yapmadan bütün peygamberlerin Allah’ın resulü olduklarına inanırız. İşte İslâm dininin diğer dinlerden, örneğin Hristiyanlıktan ayrıldığı önemli bir esas da budur! Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene imân etti, müminler de (imân ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine imân ettiler ve şöyle dediler: O’nun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz…” ( Bakara 2/285)

 

5-İSLÂMİYETTE VAFTİZ YOKTUR.

Yine Hristiyanlıkta, yeni doğan çocuk için, ilk günahın neden olduğu manevî kirlenmişliğin silinmesi için ve Hz. İsa’nın Kilisesine girmenin hukuksal ve kutsal göstergesi olarak “vaftiz” denilen ve su serpmek veya suya batırmak suretiyle yapılan bir arınma töreni yapılır (Büyük Larusse,C.23,s.12058). Baba-oğul ve Ruhu’ l Kudüs adına yapılan bu işlemin, çocuğu aslî günahtan kurtaracağına inanılır. Dolayısıyla “vaftiz”, çocukların günahından kurtuluşu için vazgeçilmez nitelikte ve yenilenmeyen bir eylemdir. (Meydan Larousse,C.20, s.50)  

Oysa, İslâmi anlayışa göre yeni doğan bir çocuk saftır, kusursuzdur, mazlumdur, günahsızdır, temizdir, bizatihî yaratılışı itibariyle iyidir, iyilikseverdir! Çünkü Allah Tealâ insanı yaratıp, şekillendirip ona kendi ruhundan üflemiştir: “Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üfledi!” (Secde,32/9) Bu nedenle, İslâm inancına göre, insanın yaratılış fıtratı Hak Tealâ’ya iman üzeredir. Başka bir ifade ile insanlar, fıtrat üzere doğar; yaniAllah’a inanmak için yaratılmış bir kalp ile dünyaya gelirler. Allah’ın mevcudiyeti inkâr edilmek suretiyle fıtraten temin edilmesi lâzım gelen manevî inançlardan uzaklaştırılan, dinî ve manevî bağları çözülen bir insan boşlukta kalır bunalıma düşer.

“Fıtrat”, insanın, imana ve iyiliğe meyilli bir yaratılış özüne sahip olması; insanın yaratılıştan-doğuştan getirdiği tevhide yönelme özelliği demektir!

 

6) İSLÂMİYET AKIL DİNİDİR.

Hristiyanlık, sadece imân etme dini olduğu halde İslâm dini imân etme ve akıl dinidir: Örneğin yukarıda belirtildiği üzere, Hristiyanlıkta Hz. İsa’nın hem Allah, hem de Allah’ın oğlu hem de kutsal ruh olduğuna inanılır; bu, tamamen akıl ve mantığa aykırıdır. Oysa İslâmda bu şekilde aklın kabul etmeyeceği bir inanç yoktur: Yine yukarıda belirtildiği üzere, İslâm, aklın, fikrin, idrakin yolundan gitme dinidir; düşünme, tefekkür etme dinidir. Cenab-ı Allah, Kur’anı kerimde 47 ayette, olayları, doğal oluşumları, gelişmeleri, davranışları, mucizeleri anlattıktan sonra çarpıcı bir şekilde sorular sorup insanoğlunu sarsmaktadır! Hatta bazı ayetlerde söz tutmadığı için insanı ağır şekilde azarlamaktadır:

- Yaptığınızın çirkinliğini anlamıyor musunuz?”(Bakara,2/44)
- “…(Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?”(Bakara,2/76)
- “…O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takip etmesi de O’na aittir. Halâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Mü’minûn,23/80)
- “…Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” (Mü’minûn,23/85)
- “…Halâ aklınızı kullanmıyor musunuz?”( Kasas,28/60)
- “…Halâ görmeyecek misiniz?”(Kasas,28/72)
- “…Halâ düşünüp ibret almayacak mısınız?”(Câsiye,45/23)

Şuhalde, bu ayetlerin gereği olarak İnsanoğlunun Allah Tealâ’nın verdiği akıl ile düşünmesi, tefekkür etmesi gerekir:

 

SA’Y !

Hacda ve umrede Sa’y yapılmasının sebebi-hikmeti nedir?

Hz. İbrahim, Filistin yöresinde Peygamberlik görevini yürütürken, ilk eşi Sare ile sonradan evlendiği Hacer arasında duygusal rekâbet ve kıskançlık neticesinde Hz. İbrahim’in Hacer’i başka bir bölgeye yerleştirmesi icap etti. O yöre, Allah’ın yol göstermesi ile Hicaz Bölgesi oldu. Mekke’nin yeri o zamanlarda dikenli çalılıkların bulunduğu bir yerdi. Beytullah’ın şimdiki yerine (Hatim denilen yere) geldiklerinde Hz. İbrahim, Cebrail’e: “İsmail ve annesini bırakmakla emrolunduğum yer burası mıdır? diye sordu. Cebrail (a.s.) da: Evet burasıdır dedi. Hz. İbrahim ikisini de oraya bıraktı; ayrılırken Hz. Hacer’e, burada bir çardak yapmasını emretti ve oradan ayrılıp   Filistin’e döndü. ( Bahattin Akyön, a.g.e. s.65)  

Hz. Hacer Validemiz, oğlu İsmail ile yalnız kalınca su aramak için Safa Tepesine çıkıp etrafa bakındı; hiçbir su ve yaşam emaresi göremeyince hızlı bir şekilde Merve Tepesine gidip oradan etrafa bakındı, yine hiçbir şey göremeyince tekrar Safa Tepesine geldi. Bu şekilde bu alanı 7 defa kat etti. İki Tepe arasında gidip gelirken nispeten çukur olan yerde Bebek İsmail’i göremediği için takriben 55  metre mesafeli bu yerden bir an önce geçmek maksadı ile koşar adım gidiyordu. Şimdi bu alan yeşil ışıkla işaret edilmiştir ve Sa’y yapanlar da buradan koşar adım geçerler. Buna “Hervele” denir.

Hac ve Umre yapanların Sa’y yapmalarının sebebi ve hikmeti budur.! Yani, Sa’y yapmak, Hz. Hacer’in sünnetidir.

Ayrıca, Hz. Hacer’in Safa Tepesinden bir diğer tepe olan Merve’ye arayış ve koşturmasında Allah Teâlâ’nın bilmediğimiz pek çok hikmeti gizlidir. Zira Cenab-ı Hak, Kur’an’ı Kerim’de Bakara Suresi 158. Ayetinde: Şüphesiz Safa ile Merve, Alah’ın (dininin) nişanelerindendir…”demiştir. Bu sadece su arayışı değildir. Kur’an’da da işaret edildiği gibi içe dönük bir yolculuk ve Rabbi arayıştır aynı zamanda (Bahattin Akyön, a.g.e.s 158)

Sonra, Hz. İbrahim, tekrar Mekke’ye gelip oğlu İsmail ile beraber Cebrail (a.s.) in gösterdiği yerde Kabe’yi yaptı. Kur’an’ı Kerim’de olay şöyle anlatılır: “Bir zaman biz, İbrahim’e Kabe’nin yerini gösterip şöyle vahyettik: Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evim olan Kabe’yi, tavaf edenler, civarında oturanlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için temizle.” (Hac,22/26)

Kabe’nin inşaatı bittikten sonra, Allah(c.c.) tarafından Hz. İbrahim’e bütün insanları haccetmek üzere davet etmesi emredilmiştir: “İnsanları Hacca davet et ki, gerek yaya olarak ve gerekse uzak yollardan gelen çeşitli vasıtalarla sana varsınlar.” (Hac,22/27).

Sonra Hz. İbrahim, “Ey Rabbimiz bize ibadet usullerimizi göster!” diye dua edince Cebrail (a.s.) gelerek Hz. İbrahim’e haccın nasıl yapılacağını: İhrama girme, Kabe’yi tavaf etme, tavaf namazı kılma,  zemzem içme, Sa’y yapma,  Arafata çıkıp vakfe yapma, Müzdelife’de vakfe yapma, Mina’da şeytan taşlama, kurban kesimi, ihramdan çıkma, veda tavafı yapma gibi gerekli menasikleri (ibadetleri) öğretmiştir. (Bahattin Akyön, a.g.e. s.299)

 

 

YEŞER ARTIK !

Tohum toprağa saçılınca

Belirli bir süre demlenir,

Günü-saati geldiğinde

Canlanır, yeşerir, çimlenir!

 

Dostum yeter artık

Demlendiğin

Gaflet uykusundan uyan

Halin harab!

Bak yeşermeni bekliyor

Yâ Râbb !

 

OYTAN’ımla gönül birliği yapalım

Vicdan özünde buluşalım!

Yüce Mevlâ’ya tapalım

Ruhumuz sakinlesin

Altın huzura kavuşalım!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz