Belgin Harmancıklı

Belgin Harmancıklı

FAMİLYA

Aile ki; muhabbet bağıyla örülmüş, servet sahibiyle ödüllendirilmiş, her türlü hayat tozundan arındırılmış, dertler deryasıyla yoğrulmuş ama her defasında sevgi muhabbetiyletekrar dirilmiş, en kalbi duygularla sarılmak üzere kurulmuş ruhani bir güçtür. Aile olmak değildir mesele. Önemli olan aile olabilmektir. Gezdiğin bağda anne olmaktır, yaslandığın dağda baba. O bağdan dağa giden yolda da evlat olmaktır aile... Aile olmak öyle bir yuvada ocak tüttürmekle olmuyor. Ağırdır yükü, zemheridir o ocağın külü. Öyle ağırdır ki; Alexandre Dumas' ın da dediği gibi: “Aile bağları o kadar ağırdır ki taşımak için iki kişiyi geçer, hatta üçü...”

Dünyaya gelirsin ailen bellidir, kaderin çizilmiştir. Doğduğun ev kaderindir, içinde doğduğun aile ise kaderinin yansıması. Yansıtılan aile ya seni sen eder ya da seni senden eder. Ya elinden tutar düşünce yada kendin kalkarsın büyüyünce. Ya ödülün olur hayat yolunda, sınavın boyunca ya cezan olur o sınav sonunda. Ya sevgi bağında, gönül çağında ömrünün her deminde bir hayat suyunda tat alırsın ya her dakikan da bataklık çamuruyla yıkanırsın. Unutma ki aile pınarında tat aldığın kadar huzurlanırsın...

Aile olmak; üç beş görsel sunumlarla ev tutmak, formalite usulüyle çocuklanmak, hayati şartlarla kendini geçindirmek değildir. Aile olmak mutluluk prensiplerini yerine getirerek, huzurluk damında balçık sularının geçmesine izin vermemektir. Evine yıkıcı rüzgarların girmemesi için pencereni tamir etmektir. Zehirli şöhrete düşürücümusibetlerin girmemesi için lokmalarına, haramı bulaştırmamaktır. Ve aile olmak her şeyden evvel sevginieksiksiz kapına, damına, ocağında ki yemeğine bilhassa evlatlarına verebilmektir.

Aile olmak düştüğünde kanayan dizin değilde, kalktığında o dizinin acımaması için üfleyen bir baba olmak. Hastayken ateşin çıktığında aldığın ilaç değilde, ıslak bir eli olan Anne olmak. Ve yaşlandığında sadece aradığında açan değilde, günlük sesini duymak için eli telefona giden evlat olmak. Demem o ki zor zamanların değil, her zamanların insanı olmaktır aile olmak...

Aile olabilmek; kelimelerde çokça kuruyoruz ama uygulama da varolanı bozuyoruz. Kurmakla ömrümüzü harcıyoruz ama yıkmakla saniye düşünmüyoruz. Zamanla unuturuz diyoruz kurmak için uğraştığımız değerleri ama unutmuyor daha çok yıkıma sebep oluyoruz. Aile kurarak devrim oluşturup, yıkarak da ayrı bir devrim oluşturmakla çığır açıyoruz. Aslında binevi şiddete sebebiyet veriyoruz. Psikolojik şiddeti doğuruyoruz hatta onu büyütüp aile ferdi ediyoruz. Aile olabilmek kavramını yanlış biliyoruz. Sadece tatlı bir şey zannediyoruz. Oysa aile olmak; sütlaçta ki şeker değildeyemekte ki tuz, meyve de elma değilde, sebze de biberdir. Aile olabilmek ise o biberi acısıyla, o yemeği tuzuyla yiyebilmektir.

Aile olabilmek; bir olmak değil, birlikte kalabilmektir. Tutulmaktır. Bütün ayn-i şerlere karşı dimdik durabilmektir. Lafta sözde değil bu beyanı uygulamaktır. Aile olabilmek sevinçleri büyütmekle değil, acıları küçültmekle olunur. Bir kalınır, birlikte berceste kılınır. İşte o zaman o acının da kolu kanadı tutulur...

Ve aile olmak; kimilerine göre kısa bir hikaye kimilerine göre cümle için de bir derleme. Ama diyorum ki ne hikâyedir ne derleme. Alphonse de La Martine' den kesitle: “Her aile bir tarihtir, hatta okumasını bilene göre destandır.”

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz