İbrahim Halil Yavuz

İbrahim Halil Yavuz

HER REKÂTTA YAKARIŞ: FATİHA

Mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim, Fatiha suresi gibi 114 tane ayetle Allah (C.C.) tarafından Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’e indirilmiştir. Dinimiz İslam’da namaz ibadeti bir insanın kafasına ve diğer ibadetler ise insanın diğer uzuvlarına benzetilir. Kolu olmayan bir insan yaşamını sürdürebilir, bacağı olmayan bir insan yaşamını sürdürebilir, bir gözü, bir kulağı, hatta bir böbreği olmayan bir insan bile hayata tutunabilir. Bunun örneklerini çevremizde görebilmek mümkündür. Ama namaz ibadetiyle teşbih edilen başsız bir insan görmek mümkün değildir çünkü başı olmayan bir insanın yaşaması da mümkün değildir. Bu denli önem verilen bir ibadetin her rekâtında okunan, Kur’an-ı Kerim’in özü olarak kabul edilen bir sure sizce de hayatımızın tam merkezinde olması gerekmiyor mu?

Fatiha suresinin ilk ayeti şudur: “Hamd, âlemlerin Rabb’i Allah’a aittir.” Kâinatın yaratıcısı, bizi nimetleriyle perverde eden, bizi yoktan var eden, gece uyutan, sabah uyandıran, bize düşünme gücü veren, insanları yaratılanların en şereflisi olarak nitelendiren, elimizi, kolumuzu, gözümüzü, kulağımızı ve diğer tüm uzuvlarımızı kusursuz bir şekilde yaratıp, dünyadaki işlerimizi kolaylaştıran hiç şüphesiz O’dur. Ettiğimiz duaları işitip kabul eden yine O’dur. Öyleyse Fatiha suresinde de geçtiği gibi, hamdetmek O’ndan başkasına yakışır mı?

İkinci ayette ise şu sözler bizi karşılar: “O, Rahmândır; çok şefkatli, çok merhametlidir.” Dünya üzerinde her geçen gün suç oranları biraz daha artıyor. İnsanların birbirine güveni her geçen gün biraz daha azalıyor. Böyle bir hal almış bir dünyada, şefkati ve merhameti O’ndan başkasından beklemek ne kadar doğrudur? Yapılan bir hata, işlenen bir günah bir fâninin gözünde büyüdükçe büyür. Oysa Yüce Rabbimiz kuluna her zaman merhamet eder, onun dualarına cevap verir, onu huzuruna kabul eder, onu affeder. Sizce böyle bir büyüklüğü O’ndan başkası gösterebilir mi?

Üçüncü ayete geldiğimizde “Din Gününün Mâlikidir.” ayetini görürüz. Kur’an-ı Kerim’in özü Fatiha suresinde geçen bu ayet, dünyada yapılan hiçbir şeyin Allah (C.C.)’tan habersiz olmadığının, hiç şüphesiz yapılan her kötülüğün cezasının olduğunun ve yapılan her iyiliğin mükâfatı olduğunun kanıtıdır. İnsanoğlu dünyaya başıboş olarak gönderilmemiştir. Her şeyin olduğu gibi bunun da bir nedeni vardır. Her insan üzerine düşen kulluk vazifesini yerine getirmek zorundadır. Bunu kimse kimseye zorla yaptıramaz, her insan özgürdür ve insan irade sahibidir.

Tebliğ yapılabilir ama zorlama yanlıştır. Bakara suresi 256. ayette de geçtiği gibi: “Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır. Artık kim sahte tanrıları reddeder de Allah’a inanırsa kopmayan sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir ve bilir.”

Fatiha suresinin dördüncü ayetini her okuduğumda teslimiyetimdeki bağa bir düğüm daha atılır. “Sadece Sana kulluk ederiz; yalnızca Sana ibâdet eder, bütün emirlerine kayıtsız şartsız itaat ederiz.” İnsanın kendini en rahat hissettiği yer, kişiden kişiye göre değişse de genel olarak kendi evidir. Hiç tereddütte kalmadan, en güvendiği, en rahat hissettiği yerde bile bu ayetin verdiği huzuru bulamıyorsak tek sığınağımızın Allah(C.C.) olduğunu bir kere daha hatırlayalım. Çünkü hiçbir koşulda sarsılmayacak ve sizi asla yarı yolda bırakmayacak bir kapı varsa, bu hiç şüphesiz Allah (C.C.)’ın himayesidir.

Fatiha suresinin 5. ve 6. ayetlerinde ise: “Bizi doğru yola Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapkınların yoluna değil.” İnsanoğlu nefis sahibidir ve hata yapmaya müsait bir canlıdır. Hata yapabilir, yanlışa düşebilir. Burada önemli olan hatayı yapmak değil, hata yaptıktan sonra sergilenen tavırdır. Çünkü hata her kişinin yapabileceği bir davranıştır, oysa hatayı anlayıp hatadan tövbe etme olgunluğunu er kişi gösterir.
İçeriği bu kadar geniş ve kapsamlı olan bir sureyi sadece 7 ayete sığdırmak, bize Cenab-ı Allah’ın sonsuz gücünü bir kere daha gösterir. Kalplere şifa, gönüllere iman
Fatiha suresi, Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in dilinden şöyle anlatılıyor: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki, Allah (C.C.), Fatiha’nın bir mislini ne Tevrat’ta, ne İncil’de, ne Zebur’da, ne de Furkân’da indirmemiştir. (Ebû Hüreyre(R.A.)”

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz