Halit Ziya Biçer

Halit Ziya Biçer

Hürriyet Meşalesi

Bir kasaba, önce Halep’e sonra Maraş’a daha sonra da Adana’ya bağlı bir belde iken, Tanzimat dönemi azınlıkların ve dış güçlerin mülki taksimata (bölme) dair zorlayıcı etkileri ile sanki ‘buyurun yiyin neviden’ müstakil bir sancak hüviyeti (kimlik), karşımıza çıkıyor.

Atatürk’ün deyimi ile ‘Bu küçücük Türk köyü’ kahramanlık timsali ile İstiklal savaşımızda yerini alıp ‘Gazi Ayıntap’ olur.

Yalnız kendini değil, Türkiye’yi de kurtarırken nasıl olur da işgalcilerin bile takdirini celbedip, ‘Türk Verdünü’ (Fransa’da bir yer) bir üniversal veya milli devasa bir anıttan yoksun kalır.

Bunu anlamak cidden vicdan ve insanlık adına bir sorun oluyor.

Evet halen bir şehitler mezarı ola, bir ‘Şehitler Abidemiz’ çok şükür ki bugüne kadar küçücük boyu, mütevazı endamı ile yüzümüzü ağartırken, yüz yıl sonra olsun, onun üstüne bir kor taş bile koyamamaktan, şehir ve şehitlerimiz daha sonra gazilerimiz adına mahcubiyet duyuyorum.

O’nun önünde binlerce dini, milli bayramlar, resmi geçitler, söylem ve konferanslar, sağ kalan gaziler ve onların torunları halay çeker, oyun oynarken, bugün o alan etrafında acayip boşluk veya bir çay bahçesi ile metruk (terk edilmiş) bir enkaz ve boşluğu arındırıyor.

Antep ağzında bir deyim vardır.

Maziyi fazla tefekkür (düşünce) akla ziyandır, diye. Evet dün dündür, bugün bugündür. Biz sadece neden ve niçin bu ‘Anıt’ veya büyük devasa bir diğer ‘Hürriyet Anıtı’ üstünde duralım.

Hem ‘çete’ (gerilla) hem de ‘cephe’ şeklinde yıllarca süren Antep harbimizde pek teferruatlı, mufassal (ayrıntılı), kayıt tutulmaması pek normal olsa gerektirir.

Buna rağmen çuvallar dolusu metruk evrak, ciltler dolusu yayın bazıları halen kayıp olmasına rağmen elimizde mevcuttur.

Bunlardan hemen iki tanesi ‘Fransız Abadi’nin Türk Verdünü, diğeri Lohan-i Zade Mustafa Nurettin Bey’in sonradan ‘Antep Savunması’ diye tercüme ve sadeleştiren ‘Gaziantep Müdafası’ isimli iki eseridir.

Bizim anıt ünlemimize anlam katması için bu iki kitabın isimlendirilmesinde ki hatayı ister istemez dile getirmemiz gerekmektedir. 

Fransız kumandanı Abadi’nin kitabının ismi ‘Ayıntap’ın dört kuşatması’ şeklinde iken ‘Verdün’ gibi Ayıntap’ın bir süper askeri savunma cephesi ile bir benzerliğimizin olmaması düşünülmemiştir.

‘Gaziantep Müdafası’ ismi ile fahiş hata olsa gerektir. Çünkü müdafaa da iken Ayıntap daha gazi değildir.

Ayrıca gazimiz merhum Lohan-i Zade Nurettin Bey kitabının ismini çok ileri bir keşif ve bu günlere muntazır (bekleyen) seçmiştir.

‘HUBBU İSTİKLAL’İN MEŞALESİ AYINTAP MÜDAFASI’ şeklindedir.

Demek ki Ayıntap’a dikilecek bir anıt veya muazzam yapı, kule veya büyük bir teras (gözlem evi) seyran yerinin adı ‘HUBU İSTİKLAL’ olacak. Bir mütevazı şehitler anıtı değil, bugün bile dünya mefkuresinin (ülkü) Fransa veya Amerika’da ki gibi büyük anıtların önünde yer alacak müthiş bir vatani ve mefkûremi bir eser olacak.

Olmadıysa dert mi?

Gaziantepliler, dert, mihnet, ihmal, unutkanlık, çaresizlik kabul etmez. Onun için acı ekmek yiyerek, düşmanı görerek yakın plan vuruştu yurdunu ve vatanını korudu.

Onu ‘Kurtuluş Bayramı’ ederek haftalarca kutladı.

Şimdi ambargoların alıp yürüdüğü zamanda İSTİKLAL AŞKI VE MEFKURESİNİN TİMSALİ BİR BÜYÜK MUAZZAM-MÜTHİŞ ANITIN hiç değilse yerinin ve temelinin inşası, milli bir zaruret halini tekrar almış durumdadır.

‘Yüz yılda yüz eserin en muazzamı bu olacaktır.

Şahin Bey’in geciken mezarı için bundan tahminen yetmiş yıl evvel gençler gidip o mahalle kale boyu taşlar yığmışlardı. Bu Türk töresinde geciken mezarlar ve yatırlar için bir gelenekti.

Şehitler Abidemizde işte bu sayede acilen ele alındı ve yapıldı.

Antep ağzıyla ‘Taş taş üstüne koyana minnet ve şükran’

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz