Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

İNSANIN ALLAH’A KARŞI FARZ NİTELİĞİNDEKİ GÖREVLERİ

Allahu Teala’nın bizleri yaratmasının ve rızkımızı vermesinin, her türlü gerekli yaşam koşullarımızı halk etmesinin karşılığında bizden ne istiyor!?

Bu soruya, Yüce Rabbimiz, bizzat kendisi cevap veriyor: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım !” (Zâriyat,51/56)

Soru da, cevap da çok açık ve net ! Peki insanoğlu, Allah’ın istediği kulluğu nasıl yapacak? Ne yapmalı, ne etmeli, nasıl davranmalı ki Allah’ın emrini yerine getirmiş; kulluk görevini ifa edebilmiş olsun !

İnsan evvela, kendisini yaratan Yüce bir güç bulunduğunu ve yaratılmasının bir gayeye ve maksada yönelik olduğunu; başka bir ifade ile bizi halk eden bir kudret ve kuvvetin sahibinin mevcut bulunduğunu bilmeli ve O’nun bizleri, bu Evreni yaratmakta bir hikmetinin olduğunu düşünmelidir. ( A. Ragıp AKYAVAŞ, a.g.e., c.1.s.4)

Bu ifade bizi Yüce Rabbimize inanmaya, iman etmeye götürür. O halde insanın kulluk görevlerinin başında Allah’a iman etmek vardır.

İnsanoğlunun ikinci görevi Cenab-ı Allah’a ibadet etmektir; O’nu zikretmek, O’nu yüceltmek-methetmektir.
Üçüncü görevi, Cenab-ı Hakk’a şükretmektir.
Diğer bir görevi, dua etmek, yakarmaktır.
Başka bir görevi işlediği günahları için tövbe etmektir, pişman olmak, bir daha işlemeyeceğine söz vermektir ve işlememektir.
Ayrıca, “iyiliği teşvik, kötülüğü menetmektir!”
En önemlisi, Allah (c.c.) birbirimizi sevmemizi istemekte ve beklemektedir. Bu nedenle görevimiz de Allahu Teala’yı ve O’nun yarattıklarını sevmektir. Peygamberimiz Efendimiz de, birbirimizi sevmeden kâmil anlamda iman etmiş sayılmayacağımızıbuyurmaktadır.

 

Bütün bunlar Kur’an’ı kerimde emredilmiştir; dolayısıyla tamamı Müslümanlar için FARZ olan davranışlardır. İslam dininde farz denilince, sadece, İslamın şartları olan namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve Hacca gitmek anlaşılmamalıdır; Kur’an’ın yapılmasını, uyulmasını emrettiği ve yasakladığı her şey Müslüman için farzdır. Bütün bu kulluk görevlerimizi aşağıda açıklayacağız.

 

ALLAH’A İMAN ETMEK ve TEVHİD İLKESİ

Allah’a iman etmek; Allah’ın varlığını, birliğini, eşi ve benzeri olmadığını, ezelî ve ebedî olduğunu; her şeyi yaratan-yaşatan-rızık veren olduğunu; O’ndan başka ibadete lâyık bulunmadığını ve sadece O’na ibadet edilmesi gerektiğini; Bütün kemal sıfatlarla vasıflanmış ve noksan sıfatlardan arınmış bulunduğunu dil ile ikrar, kalp ile tasdik ederek bilip inanmaktır.

Sağlam bir imana sahip olmakta nefsine hakim olmak, azdırmamak önemli rol oynar. Çünkü kural dinlemeyen, Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan bir nefisle mücadele etmeden sağlam bir imana sahip olmak kolay değildir.

Kur’an-ı Kerim’in Şems Suresinde, mealen: Kim nefsini tertemiz tutarsa, felâh bulur, kurtulur; kim de nefsini kirletirse ziyana uğrar, hüsrana uğrar buyrulmuştur.

İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerri ile kadere inanmaktır.

Allah’a İman, Rabbimizin rızasına ve ebedî kurtuluşa erebilmenin temel esasıdır.

Allah’a İman, kalbin Allah’a sadakat ve teslimiyetidir. Bu sadakat ve teslimiyetin düşüncemizde, özümüzde, sözümüzde, davranışlarımızda, hâsılı hayatımızın bütün kesitlerinde tezahür etmesidir. Bu itibarla iman, sadece bir gönül tasdiki ve dil ikrarı değildir, aynı zamanda bir eylemdir, bir hayattır, bir yaşayış tarzıdır.! İman, insanın hayatına anlam katar.! Ona, dünyada yaratılış gayesine uygun bir yaşama bilinci aşılar; davranışlarını şekillendirir, fikir ve kararlarına yön verir. Zorluklar karşısında insanı kuvvetli, dayanıklı, kararlı ve sabırlı kılar; yalnızlığı, güçsüzlüğü ve ümitsizliği ortadan kaldırır; yaşama sevinci verir !

İmanın en güzel ifadesi: “Lâ İlahe İllallah= Bir tek Allah vardır, O’ndan başka ilâh yoktur” diyerek kelime-i tevhidin getirilmesidir!.

Allah, nuruyla her şeyi aydınlatan ebedî bir varlıktır. Bu Kudsî Varlığı, insan bilmediği halde, her yerde sezer ve her şeyin O’nunla kâim olduğunu anlar. Güneş olmasaydı her yer karanlıklar içinde kalır; hiçbir şeyin şekil ve sureti belli olmazdı. Bunun gibi, Allah’ın nuru olmasaydı, her şey yokluğun karanlıkları içinde kalır ve hiçbir şey var olmazdı.. ( A. Ragıp Akyavaş, a.g.e.s.6)

Biz fâniler için Yaratanımız hakkındaki bilgimiz, bilgi değil sezgidir; O’nun varlığını içimizde ve dışımızda sezeriz; dilimiz ile de her zaman hürmetle anarız. Kılınan namazlarda, manevi huzurunda sükût içinde durulurken ve secdede “Ben yüce Rabbimi takdis ederim”” denilirken, O’nun bizi gördüğünü görür gibi ve sesimizi duyduğunu duyar gibi oluruz.

( A. Ragıp Akyavaş, a.g.e.s.6)

Allah’a inanmak, güvenmek ve iman etmek, insanın iç huzurunu sağlar; insanın huzur içinde yaşamasını sağlar. Allah’a inanmak, insanın iç huzurunun anahtarıdır; inanmayan insan, tam bir boşluk içindedir; iç huzuru olmadığı için de tedirginlik içindedir.!

 

ŞİRK : (ALLAH’A ORTAK KOŞMAK)

Tevhid ilkesinin ve tek Allah’a inanmanın tersi-zıddı da Allah’a şirk, ortak koşmaktır.

Şirk, Allah’ın yanında, O’na denk olan başka ilâhlar olduğuna inanmaktır. Bu inanış İslâm dinine ve tevhid ilkesine tamamen aykırıdır, dinden çıkmaktır; Cenab-ı Allah’ın asla affetmeyeceği, belki de tek affetmeyeceği en büyük günahı işlemektir! “Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın… !” ( Nisa,4/36). Allah’a başkasını ortak koşmak (Şirk), birisi inançta, diğeri amelde ve davranışta olmak üzere iki çeşittir. İnançta şirk, Allah’tan başka bir varlığın Tanrı olduğuna veya Allah’a mahsus sıfatlardan bir kısmını taşıdığına inanmakla olur. Amelde şirk ise, ibadeti ve kulluğu Allah’a tahsis edip yalnız O’nun için yapacak yerde başka varlıkları da O’na ortak kılmakla gerçekleşir.

 

HZ.PEYGAMBERİMİZ  EFENDİMİZE

           SALÂT VE SELÂM GETİRMEK.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Peygamber’inhayatı incelendiğinde; muhteşem özellikleri açıkça görülür. O, beşeriyete Allah’ın en mükemmel dini olan İslâmiyet’i tebliğ etmiştir. O’nun hayatı sevgi, şefkat, hoşgörü, fazilet ve samimiyet doludur. Beşeriyetin her zaman ve mekandaHz.Peygamber’in tebliğ ettiği ilâhî mesaja, örnek kişiliğine ve rehberliğine ihtiyacı vardır. Çünkü bu mesaj insanların can, mal ve ırz güvenliğini korumayı amaçlamıştır.

O’na olan hürmetimizi ve sevgimizi göstermenin yolu olarak   Peygamber Efendimiz (s.a.s.) anıldığında, isminin duyulduğu her seferinde Sallâllahu aleyhi ve sellemşeklinde salât ve selâm getirerek O’na karşı hürmetimizi göstermeli ve saygıda kusur etmemeliyiz.

Hz. Peygamber(s.a.s.) Efendimiz, bir gün minbere çıkarken, her basamakta   Amin!” dedi. Sebebi sorulduğunda da:

-“Bana Cebrail Aleyhisselâm geldi ve,

-- Muhammed, kimin yanında senin adın anılır da sana salâvat getirmez ve ölürse Cehenneme girer. Allah uzak etsin. ‘Amin!’ de, dedi. Ben de ‘Amin!’ dedim.” buyurmuştur. ( İmam-ı GAZALİ, a.g.e. s.151)

 

 

 

PEYGAMBERİMİZİN SEVGİYE VERDİĞİ ÖNEM.

İslâm Dini, dolayısıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, sevgiye, sevmeye-sevilmeye o kadar değer veriyor ki: İman etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil anlamda imân etmiş olmazsınız.! .( Ebu Davud, Edeb, 130, 131) buyuruyor.! Neredeyse birbirimizi sevmenin iman etmiş olmanın ön şartı olarak görüyorlar.!

 

-“LÂ İLAHE İLLALLAH!” DEMENİN FAZİLETİ.

Taberânî, el-Evsat adlı eserinde Zeyd b. Arkam’dan şöyle rivayet etmektedir: “Hz. Peygamber(s.a.s.) “Kim ihlâslışekilde lâ ilâhe illallâh derse cennete girecektir!” dedi.

İhlâslı demekten kasıt nedir?” diye sorulduğunda: “Kelime-i tevhidi getirmesi, onu haramlardan koruyorsa ihlâslı şekilde demiş olur.” buyurmuştur. (Hayatü’s Sahabe, s.99 )

              Ebu Sa’id el Hudrî, Hz. Peygamber’den şöyle aktarmıştır: “Hz. Musa dedi ki: “Ey Rabbim, bana öyle bir şey öğret ki, onu zikredeyim, onunla sana dua edeyim! Allah da O’na, Lâ ilâhe İllallâh demesini söyledi. Hz. Musa, “Ya Rabbim tüm kulların bunu söylüyor, bana özgü bir şey söylemeni istiyorum” dedi. Allah(c.c.), “Ey Musa, şayet yedi sema ve yedi yer terazinin bir kefesinde olsa, Lâ ilâhe illallâhayrı bir kefede olsa, lâ ilâhe illallâh daha ağır gelir.” buyurdu. (Nesâî, Amelu’l-yevm, s.834)

Kur’ân’da İslâm Dinî, Allah katındaki “hak dinin” karşılığı ve özel adı olarak belirlenmiş, ondan başka hiçbir dinin Allah (c.c.) tarafından kabul edilmeyeceği belirtilmiştir ( Âl-i İmrân,3/85). Gerçek ve dosdoğru dinî yol anlamındaki “sırâtmüstakîm” gibi Kur’ân ifadeleri asli dini tanıtma amacını taşırken, İslâmın, saf tevhid inancının ve hak dinin ifadesi olduğunu göstermektedir. Kur’ân-ı Kerim mesajıyla, Allah, her açıdan mutlak üstün varlık, tek ilâh ve Râb olarak kabul edilmiştir. O’na yapılan kulluk, teslimiyet ve tevazu ifade eden terimler arasında en önemli olan, “kişinin bilerek ve samimiyetle kendisini Allah’a teslim etmesi” anlamına gelen “İslâm” terimiyle belirtilmiştir. Allah’a kayıtsız şartsız teslim olan kişi ise Müslim ya da Müslüman olarak adlandırılmıştır (Yaşayan Dünya Dinleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, 2007, s.36-37 )

Bir kişiye, İslâmın kapısını açan anahtar şüphesiz kelime-i şahadettir. Yani Eşhedüenlâilâheillallah ve eşhedü enneMuhammeden abduhû ve resulühû= “Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim.” demektir. İşte bu sihirli sözcüğün adı, kişiyi mümin ve Müslüman eyleyen; insanoğlunu, kula kul olmaktan kurtarıp sadece Allah’a kul yapan; hayatımızın anlamını, yaratılışımızın gayesini ifade eden; insanın ahiretini ve ebedi hayatını kurtaran sihirli “kelime-i şahadettir.!

YAK BENİ !

Neden duruyorsun öyle,

Dostum, saç ışıklarını

Aydınlat şu karanlık yüzleri,

Lambaysan fitil olayım,

Yak beni !

 

Şimşekler çaksın kafanda,

Fikirler üresin zincir gibi,

Yardıma koş!

Kurtar şu masum halkımı,

Madalya olayım

Tak beni !

 

OYTAN’ım şu fani dünyada

Amellerim güzel olsun,

Yüreğimde sevgi

Göğsümde iman,

Bağışlasın

Hakk beni !

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz