Hüseyin KÜPELİ

Hüseyin KÜPELİ

İNSANOĞLUNA AYRILAN SÜRENİN SONUNA GELDİK!

Yarın 1 Mayıs… Bir taraftan üretimin ne kadar değerli olduğunu, diğer taraftan da, Endüstri 4.0’ı yani üretmek için insana ayrılan sürenin sonuna geldiğini konuştuğumuz bir sürecin başlangıcındayız.

Şunu bir defa kabul edelim ki, Gaziantep ne kadar çok sanayi kenti ise, o kadar da işçi kentidir. Çünkü, fabrika bacalarının tütmesiyle orantılıdır, çalışan işçi sayısı!..

Şu aşamada, işçiyi alın, bir kenara koyun, üretim de olmaz, ihraç edecek üründe…

En azından şimdilik böyle!..

Şimdilik diyorum, çünkü gelişen teknoloji sayesinde, insanoğlu, bizim işçimizin yaptığını bir makinaya programlayıp, onlara daha fazla iş yaptırabilmek için kafasını daha çok yormaya başladı. İnsan iş gücüne olan ihtiyaç azaldıkça azalıyor. Dünyada böyle, ülkemizde de hissediliyor artık!..

Tahminlere göre, 2020’li yıllarda robotları daha fazla göreceğiz. 2030’larda ise suni zekanın fabrikada pek çok bölümü ele geçirmeye başladığına şahitlik edeceğiz. 2040’lı yıllarda da artık fabrikalarla mağaza ve tedarik zincirlerin otonom vasıtalarla servis edileceğini görme ihtimalimiz yüksek olacak.

Teknolojik gelişmeler, sermaye sahiplerinin hep ilgisini çeker. Patron, her yurt dışına çıktığında, daha az insan gücüyle, aynı verimin alındığını görünce, bastırır parayı, getirir teknolojiyi. Bugün olmazsa, yarın… Ortada çalışacak iş alanı kalmadığında, Suriyelilerin ucuza çalıştırılması gibi bir meselemiz zaten olmayacak. Ve bizler, iş yaşamında, insanoğluna ayrılan sürenin sonuna gelmiş olacağız.

Dolayısıyla, yarın 1 Mayıs’ı konuşurken, işçilerin sorunlarını hatırlayıp(!), gündeme getirirken, en önemli sorunun Suriye’den gelip ucuz iş gücüyle çalışanlar değil, teknolojiyle birlikte azalan iş gücü ihtiyacı olduğunu şimdiden hatırlatıyorum.

Peki durum, sandığımız kadar kötü mü?

Ya da, bizler elimizi kolumuzu sallayıp, bu endüstri devriminin gelip, bizi teslim almasını mı bekleyeceğiz?

Elbette hayır!..

Endüstri 4.0 devrimi kaçınılmaz olduğuna göre, ister istihdam yönünden problemler açsın, ister kalkınma bakımından büyüme getirsin, ne olursa olsun, bize düşen değişime ayak uydurabilmek ve kendimizi donanımlı hale getirip, geliştirebilmek... Değişime uyum sağlayanlar, yeni yetkinlikler ve roller edinecektir. Bu değişimi fark edemeyenler veya ayak uyduramayanlar ise emekli olup, kendini sosyal işlerde, kültürde ve sanatta daha verimli hale getirmeye mecbur hissedecektir.

Başka çaresi yok!..

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz