Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

KANAATKÂR OLMALIDIR

Kanaat; Allah’ın takdir ettiği rızka, ne kadar olursa olsun rıza göstermek ve şükretmektir. Kur’ân-ı Kerim’de:“…Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir.” ( İbrahim,14/7) buyrulmuştur.Atalarımız da “aza şükretmeyen çoğu bulamaz.” demişlerdir.

Kanaat etmeyen kimse, içerisinde bulunduğu hiçbir durumdan memnun ve mutlu olmaz; şükretmeyi bilmez. Daima şikâyet eder, her zaman sızlanır, hep başkalarının malına-varlığına göz diker, kıskanır! Hangi durumda olursa olsun hep daha fazlasını ister ve bu nedenle de hiçbir zaman tatmin olmaz. Tatmin olmayınca, şükretmeyince, yüreği kıskançlık içinde sıkışınca mutlu da olamaz! İnsan; her daim maddi olarak kendisinden daha aşağıda olanların, yokluk-kıtlık içinde olanların, sıkıntı çekenlerin durumuna bakıp haline şükretmeli ve Allah’ın verdiği mallardan, yine Allah yolunda harcayarak, ahiret sermayesini biriktirmeye çalışmalıdır.

PEYGAMBERLER VE PEYGAMBERİMİZ

       EFENDİMİZ (s.a.s.)  

Peygamberlerin temel görevi insanları Allah’ın gösterdiği hak yola çağırmaktır. Hak yol, hayatın yaratılış gayesine uygun bir biçimde yaşanmasını sağlayan düsturlar bütününü, yani dini temsil ediyor. Peygamberlerin görevi hem dini tebliğ etmek, hem de tebliğ ettiği dini söz ve davranışlarıyla açıklamaktır. Ümmete düşen görev ise, Peygambere itaat etmekten ibarettir. Peygamberimizin söz ve davranışları “sünnet” olarak adlandırılır. Yüce Rabbimiz, güzel ahlâkın bütün üstünlüklerini ve hayatın bütün güzelliklerini Kur’ân-ı Kerim’de ve Peygamberimizin sünnetinde toplamış ve bizi ona uymakla yükümlü kılmıştır.

İnsanların, hakiki ve ilâhî birer mürşid olan peygamberlere ihtiyacı vardır. İnsanlar kendi akıllarıyla Allah Tealâ’nın varlığını ve birliğini anlayabilirlerse de, O’na mahsus olan bir takım yüksek sıfatları tamamen anlayamazlar. Ne yolda ibadet edileceğini, ahiret işlerini, ahretteki sorumluluğu, oradaki mükâfatın ve cezanın şekillerini dosdoğru bilemezler. İnsanların, en kısa ve pürüzsüz bir yoldan giderek dünya ve ahiret saadetine kavuşması, fikir ve ahlaki yüksekliğe erişmesi, ancak ilâhî eğitim ve öğretim sayesinde mümkün olabilir. İşte insanların bu ihtiyaçlarını sağlamak için Allah Tealâ, peygamberler göndermiş ve onlara her şeyi bildirip, insanlara doğru yolu göstermeye onları memur etmiştir. ( Hacı Ahmet KAYHAN, İrfan Okulunda Oku, s.192)

Peygamberler sadece dini tebliğ etmekle yetinmişler; dini esasları açıklamışlar, sonra ümmetlerine öğretmişler, onları eğitip kötülüklerden arındırmışlardır. Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki peygamberlerden sonra insanların, Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın …( Nisâ, 4/165)

İslâm dininde bütün peygamberlere inanmak esastır. Hiçbir ayırım yapmadan peygamberlerin Allah’ın resulü olduklarına inanırız. İşte İslâm dininin diğer dinlerden, örneğin Hristiyanlıktan ayrıldığı önemli bir esas da budur! Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene imân etti, müminler de (imân ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine imân ettiler ve şöyle dediler: O’nun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz…” (Bakara 2/285)

Peygamberlerin evveli Adem Safiyullâh, ahıri bizim peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Efendimiz olduğuna; bu ikisinin ve bu ikisi arasındaki gelip geçen peygamberlerin hak ve gerçek olduğuna; bunların cümlesine inanmak ve iman etmek; dilimizle ikrar, kalbimizle tasdik etmektir. Şüphesiz Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayırım yapmak isteyenler,

‘ (Peygamberlerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz’ diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirdirler…” ( Nisâ,4/150-151).

 

HZ. PEYGAMBERİMİZ EFENDİMİZİN (s.a.s.)

MEDİNE’DE VERDİĞİ İLK CUMA HUTBESİ:

İbn Cerir, Sa’id b. Abdurrahman’dan şöyle rivayet etmektedir:Hamd Allah’a olsun. Allah’a hamd eder, O’ndan yardım talep ederim. O’ndan mağfiret talep eder, O’ndan hidayet dilerim. O’na iman ediyor, O’nu inkâr etmiyorum. Allah’ı inkâr edene düşman olurum! Hiçbir ortağı olmayıp tek olan Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah, Muhammed’i, hidayet, İslâm ruhu, nasihat için peygamberler zincirinin kesildiği, ilmin azaldığı, insanların sapıttığı, zamanın kesildiği, kıyametin yaklaştığı, ölümün yaklaştığı bir dönemde göndermiştir. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse doğru yapmış, kim onlara isyan ederse sapıtmış, haddi aşmış ve büyük bir delâletle sapıtmıştır… Allah’ın sizi alıkoyduğu şeylerden sakınınız. Nasihat olarak, zikir olarak bundan daha faziletlisi yoktur. Takva, Allah’tan korkarak amel eden kişi için ahreti kazanma hususunda büyük bir yardımdır. Kim Allah ile arasındaki bağı gizli olsun aşikâr olsun her durumda sağlam tutup bunu sırf Allah rızası için yaparsa bu onun için dünya hayatında güzel bir zikir; insanın amellere muhtaç olduğu ahiret hayatı için de bir azıktır… Allah kullarına karşı çok şefkatlidir. Allah sözünde doğru, verdiği sözünü hızlı bir şekilde yerine getiren, asla sözünden dönmeyen bir Zattır…Takva kişiyi Allah’ın azabından korur. Takva yüzleri nurlandırır, Rabbini razı eder, dereceleri yükseltir. O halde payınızı alın… Allah’ın size ihsanda bulunduğu gibi siz de iyilik yapın. Allah’ın düşmanlarına düşmanlık besleyin, hakkıyla Allah yolunda cihad edin. Sizi seçen ve size Müslüman ismini veren O’ dur. Güç ve kuvvet sadece Allah’ındır. Allah’ı çok zikredin. Güç, kuvvet sadece büyük olan Allah’ındır!’” (Hayatü’s Sahabe, s.214)

PEYGAMBERİMİZİN HASTALARI ZİYARETİ.

Hz. Peygamber(s.a.s.), hasta ziyaretine önem verir; onları ziyaret etmenin Müslümanlar için önemli bir görev olduğunu söylerdi. Bir hastayı ziyaret ettiğinde ona ümit verir, nabzını eline alır, alnına dokunur, şifa bulması için dua eder, “inşallah kurtulacaksınız!derdi. Bu ortamda birisi moral bozacak bir söz söyleyecek olsa ondan memnun olmazdı. (Buhârî, Bâbuİyâdetil-Arâb)

 

 

MERHAMETLİ OLMAK.

Allah Tealâ’nın dışındaki tüm canlılar başkalarına muhtaç durumdadırlar. Muhtaç olana, düşkün olana, hasta olana merhamet etmek ve yardımına koşmak toplumun evrensel bir denge içinde olmasının bir gereğidir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” ( Buhari, Tevhid, 2)sözü ile Hz.Peygamber (s.a.s.), insanlara, merhametli davranmalarını tavsiye etmiştir. Merhametli davranmak sadece insanlara karşı değil hayvanlara, bitkilere, çiçeklere, böceklere kısaca her canlıya karşı da zarar vermemeyi, yumuşak davranmayı, acımayı, onun sağlık ve güzellik içinde yaşamasına izin verilmesini de kapsar. Merhametli insan, doğaya zarar veremez; doğanın güzelliklerini kirletemez; onun güzel olmasına ve güzel kalmasına yardımcı olur.

Merhamet duygusu, insanın acıma duygularını harekete geçiren, vicdanî duygularını sızlatan, dolayısıyla insanı doğru yola sevk eden, düşkünlere yardıma koşması için tahrik eden; acımasız olmasını engelleyen insanî ve yararlı bir duygudur.

 

 

CENAB-I ALLAH’IN HARAM KILDIĞI

ŞEYLERİ YEMENİN ZARARLARI.

Kur’ân-ı Kerim’de, Rabbimiz, Müslümanlara leşi, kanı, domuz etini, Allah’tan başkası adına boğazlanmış, boğulmuş veya taş v.s. ile vurularak öldürülmüş, yukarıdan düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş hayvanların etini ve ölmeden önce yetişip kesilmiş olanlar hariç canavar tarafından parçalanmış hayvanların etini; dikili taşlar ve heykeller üzerine kesilmiş hayvanların etini haram kılmıştır. (Nahl, 16/115)

Domuz, son derecede pis bir hayvandır; burnu ile yerleri kazarak çamur ve bataklık yerlerde yiyecek arar durur. Bu sebeple etinde tenya sajinata, tenya kuvartana denilen ve kaynatmakla dahi yok edilemeyen, son derecede tehlikeli tenyaları barındırır.

Boğulmuş, darbe ile öldürülmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvan eti, leş v.b. ne zaman öldüğü tam olarak bilinemeyen; belirli bir süre beklemiş, kokuşmuş, mikrop yuvası olmuş, yenilmesi halinde muhtemelen zehirleyecek duruma gelmiş olan maddeler haramdır, yenilemez. Ayrıca, modern tıp, hayvanın kesilerek kanının akıtılmasının, kokuşmanın geç başlaması bakımından çok daha sağlıklı olduğunu kabul etmektedir!

Kısaca, bilimsel olarak incelendiğinde Kur’ân-ı Kerim’in diğer ayetlerinin de akla ve mantığa aykırı hiçbir tarafının bulunmadığı görülmektedir!

ÂYETEL KÜRSÎNİN FAZİLETİ.

Ayetel Kürsî, İhlâs Suresi gibi, Kur'an’ın kalbi sayılan, son derecede önemli ve büyük bir ayettir. Bakara Suresinin 255.ci ayeti olan Ayet-el Kürsî hakkında, Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

"" Ayetel Kürsî, o kadar kutsal bir ayettir ki, farz namazından sonra okunması halinde bir dahaki namaza kadar okuyan kişi Cenab-ı Allah'ın zimmetindedir!"" 

Zimmetinde demek, bir şeye sahip olmak; korumasında olmak, kimsenin el uzatamayacağı, ihlâl edemeyeceği, zarar veremeyeceği konumda olmak demektir. Cenab-ı Allah'ın zimmetinde demek, asla hiç bir kimsenin, hiç bir gücün zarar veremeyeceği; Allah Tealâ'nın sahip çıktığı konuma kavuşmak demektir.

Sahabeden bazı kişilerin, Kur’an’ın en büyük ayeti hangisidir sorusuna, Peygamberimiz (s.a.s.): Âyet-el kürsîdircevabını vermiş ve: “Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur’an’ın zirvesi de Bakara Sûresidir. Bakara Sûresinde bir ayet vardır ki, o ayet Kur’an ayetlerinin seyyîdidir. O, Ayet-el Kürsî ayetidir.”buyurmuştur. (Tirmizî, Fedâilü’l Kur’an, 2)

Yine Hz. Peygamber (s.a.s.): “Kim Ayet-el Kürsî’yi okursa o gün akşama kadar kaza ve belâlardan korunur.” buyurmuştur.

 

 

O YAPAR!

Her bahar

Doğanın iliklerinden fışkırır,

Yemyeşil dirilişleri.!

İmanlı olanlar bilir

CenabHakk yapar

Bu işleri !

 

Hayatta mutlu olmanın

Bir başka yolu,

Karşı cinsten birisiyle

Yıldız barışıklığı,

Arif olanlar bilir,

CenabHakk yazar

Bu eşleri!

 

Bahar gelir, yaz gelir

Bütün doğa üretir

Çiçek açar-koku saçar

Dallar meyve dolar,

OYTAN’ım bilir

CenabHakk pişirir

Bu yaşları !

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz