SOKRANTES...

SOKRANTES...

RAMAZAN ÇILGINLIĞI..

Ramazan geldi gelecek derken bugün 5.cisini tutmaya başladık.

Geldi geldisinden ,bitti bitesi güzel olurmuş.

Allah her sene sağlık ve sıhhat ile nice ramazanlara kavuştursun hepimizi.

Oruçlu iken alışveriş yapmayın der uzmanlar.

Aç olduğumuz için canımı her bir şeyi çeker ve alırız lüzumlu lüzumsuz.

 

Ramazan gelince hepimizde bir yeme içme çılgınlığı başlıyor ki anlamsız şekil de.

 

Yazacaklarımı o kişi yapıyor bu kişi yapmıyor veya şu direk yapıyor diyecek değilim.

 

İstisnasız az veya çok hepimiz yapıyoruz.

 

Bu yeme içme çılgınlığı ramazandan bir gün önceki Pazar günü zirve yaptı desek yalan olmaz.

 

Him basma dediğimiz olayın basılmadık yerini koymadık herhalde.

 

Buna ek olarak yiyecek ve içecek alış verişleri.

 

Pazar sabahından dolup boşalmaya başladı kahvaltı salonları ve lokantalar.

 

Çoğunda yer yoktu.

 

Akşam kebapçıların önü ana baba günü gibi idi.

 

İlk teravih bu yeme içme çılgınlığı içerisinde biraz sekteye uğramış ve sakin kalmıştı camiler.

 

Ama bu çılgınlık ilk sahura kadar devam etti.

 

Kasapların bazıları, cafelerin bazıları hokus pokus hemen birer mangal ile kebapçıya dönüşüverdi.

 

(Buradaki denetimsizliği her sene yazıyoruz ama maalesef ramazan höşgörü ayı olduğu için midir nedir sıfır denetim.)

 

Gaziantep ‘in üstü duman..

 

Ne oldu sabaha oruç tutacağız.

 

Bizim evin altındaki markette bile meyva sebze ,süt et peynir gibi gıda ürünlerinin yerlerinde yeller esiyordu.

 

Zannedersiniz kıtlık başlayacak.

 

Bu çılgınlık ramazan da da son hızı ile devam etmek de.

 

Ramazan da yiyiniz yediriniz lafını yanlış anlamak bu olsa gerek.

 

Lokantalar iftar mönülerini açıkladılar.

 

45 tl den başlayıp sınırı olmayan fiyatlar var.

 

Kimisi mönüyü veriyor amma fiyatı yazmamış o kadar yüksek yani.

 

Ha restaurantları eleştirmiyorum sonuçta bu fiyatlara bile satıyorsa ve yer yoksa onlar haklı.

 

Yediğimiz etin kilosu 400 tl ye gelse bile bir şey diyemem sonuçta sıra varsa haklılar.

 

Benim itirazım israf bölümüne.

 

Evde iftar yaptığınız da ne yiyorsunuz aklınıza getirin.

 

En az 3 bardak su 3 çay bir çorba iki dilim halep kahkesi bir dilim antep peyniri ve ana yemekten zorlayarak.

 

Lokanta da bundan fazlasını yiyemiyorsunuz ve gerisi çöpe.

 

Yani israf.

Bir de mantar gibi kadayıfçı dükkanları açılmaya başlandı.

 

Nereye baksan kebapçı ve kadayıfçı.

Maşallah kadayıflarımız bile baklava fiyatını geçti gitti.

 

Gastronomi şehriyiz yaaa..

 

Geçenlerde face de dolaşırken sevgili dostum arkadaşım Hakan Acıoğlu küsgetteki lokantasında

 

israfsız iftar mönüsü yapmış.

 

Kendisini buradan tebrik etmek isterim.

 

Aşırıya kaçmanın anlamı yok.

 

Sonuçta midenin de bir kapasitesi var.

 

Hem mideyi hem de cebi zorlamanın da bir alemi yok.

 

Yemediğiniz yemeğin bedelini sırf gözümüz doysun diye ödemek de günah.

 

Ramazan da yiyiniz yediriniz derken eviniz de misafirleri ağırlayın da eviniz bereketlensin denilmek istenilmiş.

 

Ayrı bir konuda hastalığından dolayı oruç tutamayanların kefaret miktarı.

 

Diyanet en az 12 tl olarak açıkladı galiba.

 

Bu miktar kişinin bir öğünde yediği yemek bedeli.

 

Şimdi kişi başı 55 -60 tl ödediği lokanta da yemek yiyip de kefareti 12 tl vermek de caiz mi?.

 

Sormak lazım.

 

Hayır hasenat yapalım bu mübarek ay da.

 

Dostlarımıza da yedirelim ama muhtaç olanları da unutmayalım.

 

SOKRANTES DER Kİ: İSRAF ETME DE HAYIR, HAYIR DA İSRAF OLAMAZ(İMAM-I AZAM)



KURALSIZLIK KURALI.

 

Misafir olarak geldiler ama bir daha gitmediler.

 

Bazen bizim nüfustan fazla olduklarını düşündüğümde olmuyor değil.

 

Park da , çarşı da yol da , nere gitsen onlar.

 

Kimlerden mi bahsediyorum.

 

Suriyelilerden tabii ki.

 

Misafirsen o evin kurallarına göre hareket edersiniz değil mi?.

 

Kafanıza göre hareket etmezsiniz.

 

Ama maalesef ki bunlar kendi ülkelerindeki kuralsızlıkları resmen bizim şehrimize uydurdular ve kural oldu sanki.

 

Yollar da yüksek sesle ellerinde enerji içeceklerini içerek bağıra çağıra konuşarak yürümeler.

 

Kaldırımlar da gruplar halinde oturmalar.

 

Parklarımız zaten zapt edilmiş vaziyette. Çocuklarımız la parkta dolaşmaz olmuşuz.

 

Trafik de kural tanımamazlık zaten hat safha da.

 

Geçen Pazar adam arabanın arkasına beyaz eşyasını bir bezle bağlamış şehrin en işlek caddesinde trafiğin en yoğun zamanında öylece gidiyor.

 

Allah umuduna.

 

Ne sağını görüyor , ne solunu , arabanın içinde de sayamadım amma en az 6 kişilerde.

Açtıkları tavuk lokantalarının önünden geçileceği yok. Hele ünaldı tarafında yollarda kaldırımlarda yürümenin imkanı yok.

 

Bir de park ediyorlar arabalarını yol tek şeride düşüyor.

 

Geldiklerin beri huzurumuz kalmadı.

 

Hani hiçbir iyilik cezasız kalmazmış ya.

 

Aynen eyle.

 

 

BİZ BİTTİ DEMEDEN BİTMEZ.

 

Tam bize göre bir tezahürat.

 

Yumurta ağzına gelmeden kılımızı kıpır tatmayız hiçbir iş için.

 

Yazılıya, finallere son gün hazırlanırız.

 

Seneti son gününün son saati öderiz.

 

Faturalarımız son güne bırakırız.

 

Yahu tamam da atacağımız golleri demi son dakikaya bırakır bir millet.

 

Sonra da çıkmış biz bitti demeden bitmez diye slogan üretiyoruz.

 

Avrupa kupası başlıyor.

 

İlk maçımız Hırvatlarla.

 

Fatih Terim ile yakalanan bu hava ile ben en az yarı final oynar milli takımımız diye düşünüyorum.

İyi bir jenerasyona denk geldik çünkü.

 

Son yılların en iyi milli takımı.

 

Son Avrupa kupasına katıldığımız da  da hep sonradan aklımız başımıza gelmiş.

 

Gitti denen maçlar geri gelmişti.

 

İnşallah bu sene işi baştan sıkı tutarız da son dakikalara kalmayız.

 

Gerçi son saniye de katılmaya hak kazandık amma kupaya da.

 

Nasıl katıldığımız değil nasıl bitireceğimiz önemli.

 

Şu zor günlerde bari yüzümüzü milliler güldürür inşallah.

 

Hadi rast gelsin.

 

Vurduğunuz gol olsun.

 

 

 

MUSTAFA ÖZKEÇECİ 
 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz