SOKRANTES...

SOKRANTES...

REFÜJDE SAHRE..

Zaman hızlı geçiyor.

Ben artık günlerin 24 saat olduğuna inanmamaya başladım.

Hafta pazartesi diyor Salı diyor bir bakmışsınız ki cumartesi Pazar gelmiş.

Ne ara geçti günler demek geliyor içimden.

 

Haa yaşlandım mı acaba diyeceğim amma 11 yaşımdaki oğlum bile hayatın hızından şikâyetçi.

“baba ne çabuk geçti hafta” diyor.

 

Ödevdi , okuldu sınavlardı derken küçükken bile hayatı hızlı yaşamaya başladılar.

 

Konumuz hayatın hızlı geçmesi değil elbette.

 

Ona sokranacak halimiz yok.

 

Suriye de iç savaşın başlayalı tam 5 yıl olmuş.

 

Yani Suriyeliler ile birlikte yaşamaya başlamamız da 5 yılını doldurdu sayılır.

 

İç savaşın çıkış tarihi resmi kayıtlara göre 15 Mart 2011..

 

Suriyeliler ile yaşamaya aşılmak pek de kolay olmadı.

 

Çok bedeller ödedik halk olarak.

 

Öylesine çoğaldılar ki şehrimiz de bazen ben kendimi yabancı hissediyorum kendi şehrimde kendimi.

 

Parklar da , avmler de, çarşılar da, iş hayatında, ve hatta yollarda ki orta refüjler de bile karşınıza çıkabiliyorlar.

 

Evet aslında konumuz yollardaki orta refüjde sahre yapmış gibi oturan Suriyeliler.
Suriyelilerin yoğun olduğu ve yoğun olarak çalıştığı şehreküstü, ünaldı ve perilikaya bölgesinden bahsetmek istiyorum sizlere.

 

Özellikle öğle yemeği molasında çurçuruna daha da çoğalıyor.

 

Demokrasi bulvarı üzerindeki Suriyeli işletmeciler tarafından işletilen lokantalar var.

 

Ve bunlar her geçen gün mantar gibi de çoğalmakta.

 

Denetim zaten hak getire.

 

O iş yerlerinin hijyen derecesini anlatmaya yüreğim el vermez.

 

Çoğunun üretimi de tavuk ne hikmetse.

 

Tavuk döner , tavuk çevirme , tavuk kızartma  inanın o bölgeden geçerseniz bir daha tavuk yiyeceğiniz kalmaz o ağır kokudan.

 

Onu da geçtik.

 

İş yerleri küçük olduğu için dürümü , ayranı alan orta refüje gelip çimlere uzanıp yemeğini yiyip öğle molasını orada geçiyor.

 

Özel kahvecileri ve çaycıları da o refüj piknik alanına servis yapıyor.

 

Ayağını refüjden yola uzatanlar, abartıp tek kale maç yapanlar, kovalaşanlar.

 

Bunların hepsi o orta refüjde gerçekleşiyor.

 

Yani tam bir piknik havası anlayacağınız.

 

Araç sürerken dikkat dağılmasına sebep olabiliyorlar.

 

Her an yola fırlaya bilirler diye korna çalarak ve tedirgin bir vaziyette yol alıyorsunuz.

 

Sonra herkes işinin başına gidiyor.

 

Hani bir atasözü var ya “karlar eridi bi şeyler ayaza çıktı “ diye.

 

Orta refüj tam bir çöplüğe dönüşüyor.

 

Her tarafta ayran kaseleri, kağıtlar, kağıt bardaklar dolu.

 

Ve bizim verdiğimiz vergilerle maaşını alan belediye görevleri asıl işinin haricinde refüjü de temizlemek zorunda kalıyor.

 

Önemli şehir olduk artık.

 

Yabancı gelenimiz gidenimiz çoğaldı artık.

 

Bu görüntü kirliliğine ne derler acep.

 

Ama bir şey demezler. Çünkü onlar göremezler.

 

Neden mi?.

 

Yabancı biri geldiğinde veya bir bakan geldiğin de o görüntü ile karşılaşamıyorsunuz.

 

Kaldırımlara veya yol kenarlarına park etmiş araçlar bile kaldırılıyor.

Taa ki bakanlar geçenler kadar.

 

Sonra yine durum aynı.

Ama bizler bu görüntü ve çevre kirliliği ile yaşamak zorundayız.

 

Nobel alacağız yaaa..

 

SOKRANTES DER Kİ: Hayat satranç oyununa benzer, çok kez şah dersin, fakat bir kere mat edersin.

 

YİNE HAVALİMANI OTOPARK’I..  

 

Evet bu sokranmamız da sayın ERHAN AY’dan.

Havaalanı otoparkın da yaşadığı sıkıntıyı sosyal medya da kendi sayfasından paylaşmıştı.

Daha çok kişiye ulaşsın ben yandım eller de yanmasın diyerek sayfamızda da yayınlamaya karar verdik.

 

Noktasına, virgülüne, iki nokta üstüstesine bile karışmadan yayınlıyoruz.

“Gaziantep Havalimanı'nın otoparkına geldiginizde girişin önünde duran plastik bir duba görürsünüz.Ardından umursamaz tavırlarıyla bir otopark görevlisi aracınıza yaklaşıp seslenir

 

- ağam kaç gün galıcı araba?? diye.

 

Eger 2,3-5 derseniz dubayi kaldırır ve siz günlüğü otel konaklama fiyatına aracınızı park edecegim diye sevinirsiniz.Tabi iceride boş yer varsa onu siz arayıp bulacaksınız,görevli yok.

Şayet günü birlik parketmek isterseniz bu defa görevli

 

- ağam heç boş yer yok vallahi

der ve geri çıkmak zorunda kalırsınız.

 

 

Uçak saati yaklaşır mecbur alan içerisinde bir yerler bulup aracınızı park edersiniz(sizden önce parkeden yüzlerce araç gibi)

 

Yagmurun altında o kadar mesafeyi elinde bavullar yanında ailen çocuklar vs koştura koştura limana girersin.

 

Bir gün sonra geldiginde aracın silecegi havada,arasına bir kağıt konulmuş.Üzerinde kısaca "sizi öptük" yazar.

 

İşte marka şehir Gaziantep

 

İşte Unesco nun gastronomi listesindeki Gaziantep

 

İşte doğunun Paris'i

 

İşte Türkiye'nin en büyük sanayi şehri.

 

Bizde emeği geçenleri öpüyoruz.”

İşte böyle devlet adamlarımız vip gelip vip gittikleri için bunları maalesef göremiyorlar..

 

 

SAKATA GELİYORUZ..

 

Nazar mi değdi ne oldu futbolcularımıza anlayamadım.
Sapır sapır dökülüyorlar.

 

Her hafta sakatlar kervanına biri daha katılıyor.

Bir hafta iyi olan diğer hafta yeniden sakatlanıyor.

Bu işte bir sakatlık var amma çözemedim.

 

İlginçtir çoğu da antrenmanlar da sakatlanıyor.

 

Maç günü geliyor kadro bakıyorsun adam yok niye sakatlandı.

 

Valla bu kadar sakat arasında bu hafta sonu sakata gelmeyelim de

 

Rakip son haftaların değil , bu senenin flaş ekibi.

 

Kupa da  da yollarına emin adımlarla devam ediyorlar.

 

Konya da olan Ulaş İnbaşı “işiniz zor “dedi.

 

“14 maçta 11 galibiyet 3 beraberlik alan bir takım var karşınız da” dedi.

 

Ben de “herşeyin bir ilki vardır merak etme sizi yeneceğiz” dedim.

 

Konya ya maça gittiğimiz de iyi bir ev sahipliği gösteren Ulaş’a aynı hürmeti biz de göstereceğiz inşallah.

 

Onlar bizi orada yendi, biz de onları burada yenersek havamız süper olur.

 

Hem de yedirdiğimiz içirdiğimiz zorumuza gitmez.

 

Hadi bakalım hayırlısı..

 

Yeni bir sakatlık istemiyoruz artık..

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz