Cihat ÖZTÜRK

Cihat ÖZTÜRK

RUMKALE

Bir şehri şehir yapan tarihidir, doğasıdır, sanatsal güzelliğidir.

Tabi bunların varlığı kadar bundan daha önemli bir konu var: O da bu yapılara nasıl sahip çıktığımızdır.

Hafta sonu İstanbul’dan Gaziantep’e gelen arkadaşımla bir şehir turu yaptık.

Kale çevresi, Bey Mahallesi, Bakırcılar Çarşısı, Zeugma Müzesi derken benim de tavsiyemle buraya kadar gelmişken Rumkaleyi de görmesi gerektiğini söyledim.

Biliyorsunuz Gaziantep geçen haftadan beri kelebek istilası altında. Arkadaşımla Rumkale’ye giderken biz de bu istiladan nasibimiz aldık!

Bu durumun bir doğa olayının habercisi mi yoksa baharın kendini gösterip geri çekilişinin belirtisi mi tartışmaları arasında Rumkale’ye doğru yol aldık.

Suyu berrak, manzarası dillere destan Rumkale’den beliren ilk manzara karşısında şok oldum.

Rumkale’nin girişinden teknelerin bulunduğu alanın ötesine kadar su kahverengileşmiş! 

Şok etkisinden kurtulmam anlıktı çünkü etkisi aşağıya indiğimiz anda daha da belirginleşti.

Biliyorsunuz Gaziantep son yılların en fazla yağış aldığı mevsimi yaşıyor. 

Ben de bu manzarayı doğal olarak yağışla açıkladım. Çünkü aşırı yağışların sel etkisi yaratmasıyla kıyı kesimlerinin suyu hem bulanıklaşmış hem de toprakta bulunan irili ufaklı ağaç parçaları kıyı dediğimiz yerlerin üstünü kapatmıştı. 

Aşağı inip banklara oturup huzur bulacağımızı düşündüğümüz anlar yerini karamsarlığa bıraktı.

Hatta arkadaşım arada boşver bakma oralara gökyüzüne odaklan dedi. Haklıydı da çünkü oturduğumuz yerden huzur bulacağımız tek nokta vardı: O da gökyüzüydü.

Bir defa teknelerin bulunduğu kısım pislikten geçilmiyor. O bölgede tekne turu yapan o yörenin doğal güzelliğinin suyu hürmetine para kazanan işletmeciler ise bu manzaradan hiç mi hiç rahatsız değildi.

Hatta bir tanesi ne mantıksa artık teknesini kıyıya yanaştırmak için pisliği eline aldığı değnekle denizin ortalarına doğru itiyordu!

Teknelerin bulunduğu kısmın üst tarafında 11 tane cafe var. Onlar da bu durumdan rahatsız olmayacak ki, rutin müşteri ağırlamalarına devam ediyorlardı.

Sadece teknelerin olduğu yer böyledir deyip kendimi avutmam ise uzun sürmedi.

Tekne turuna çıktığımız zaman ise manzara daha da netleşmeye başladı.

Rumkale-Halfeti arası başladığımız tekne turunun manzarası aynıydı. Fırat’ın sadece dağa yakın kesimleri değil başı-sonu, yukarısı-aşağısı her yanı görüntü kirliliğinden geçilmiyordu.

Doğa olayların etkisiyle oluşan kirlilik bir tarafa pet şişelerden, teknelerin yolda giderken bıraktığı atıkların görüntüsünden zihnimizde yer edinen Rumkale’de kafamızı eğip de bakacağımız bir su yoktu.

Peki gelelim asıl meseleye.

Bu manzaranın sorumlusu kim?

Yağışlar mı?

Orada doğanın turizmini yapan vatandaşlar mı?

Yoksa bu mirası korumakla yükümlü olan Gaziantep Valiliği ve Gaziantep Büyükşehir mi?

Yaz ayı geliyor. Turistler akın akın Rumkale’ye gelecek. Bu manzarayı gören gittiği zaman Rumkale’yi bir başkasına tavsiye eder mi?

Rumkale bir gelenin bir daha gitmeyeceği bir turistik alan mı?

Tarihi miraslara böyle mi sahip çıkıyoruz?

Bu şehre turist çekmek için Gaziantep’in elindeki tarihi miras bellidir.

Eğer bu mirasa da hakkıyla sahip çıkmak istiyorsak, geç olmadan Rumkale yanı başımızda tahrip olmuş manzarasıyla bizi bekliyor.

Yorumlar (1)

+ Yorum Yaz