Cihat ÖZTÜRK

Cihat ÖZTÜRK

SAVAŞ VE BARIŞ

Yaşamım boyunca söz konusu savaş olduğunda, kullandığım dile özen göstermeye çalıştım. 

Çünkü birileri cephede savaşırken, bedenini ölüme yatırırken başkaları adına söz söylemeyi etik bulmadım, bulmayacağım da.

Hayatımın bundan sonraki kalan kısmını da böyle yaşamayı düşünüyorum.

Hatta düşünmekle de kalmayacağım, bunu kendime bir zorunluluk addediyorum.

Birileri bir ideal ve amaç uğruna savaşırken bizlerin kalkıp onların yoluyla ilgili söz söyleme hakkımız olabilir mi?

Veya başkasının canı üzerinden ahkam kesebilir miyiz?

Fakat bir konu hakkında söz söyleyebiliriz.

Barış.

Çünkü her zaman ölümün kutsatiyetinin aksine yaşamın kutsallığına inanmışımdır.

Savaş ve Barış ikileminde her daim tercihim barış olmuştur.

Kan ve gözyaşına yeterince doymadı mı bu topraklar?

Kendi evladını savaşa göndermemiş veya bir yakını hiç savaşmamış olanlar, bir bakıyorsunuz sosyal medyada ahkam kesiyor, savaş çağrısı yapıyor.

Bu durum ne kadar etik? 

Ateşin düştüğü yeri yaktığı ve ölenin öldüğüyle kaldığı, herkesin yaşamına 3 gün sonra devam ettiği ülkede Allah aşkına oturduğunuz yerden neden nara atıyorsunuz?

Buyursun savaş çağrısı yapanlar, kendi evlatları için de aynı kof çağrıyı, kabadayılığı yapsın? Yapabilecek misiniz?

Yazık değil mi sıvasız hane çocukları bir bir toprağa düşüyor.

Bu kadar acının olduğu ortamda içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.

Bazen susmak gerekiyor.

Susmanın, yas tutmanın da erdemini bilmemiz gerekiyor.

Yazımı sosyal medyada gördüğüm şu alıntıyla bitireceğim.

“Gündüz kalabalıklaşıp gece tenhalaşan evlerde geriye bu cümle kalacak: Başınız sağ olsun başınız sağ olsun başınız sağ olsun başınız sağ olsun.

Bu cümle evlerin tavanlarına yıllarca yapışıp kalacak. Gece olunca herkes evine gider, geriye kalan yalnız kalır.”

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz