Güllü Tekin

Güllü Tekin

ŞİDDET

Parmaklarım bilgisayarın tuşlarıyla adeta dans ediyordu ama içimdeki öfkeyi, kızgınlığı dökecek kelimeyi, harfi bulamıyordum. Kendime, aileme, sokaktaki tanımadığım adama, insanlığı öğretemeyen öğretmenlere, anlamayan öğrencilere, dini sadece korkutmak için kullanan imamlara, çığlıklara, saçmalıklara, sesini çıkarmayan her kimse, hepsine öfke duyuyordum.

Peki niye? Sizce bu dönemde bir nedene gerek var mı? Ama illa neden istiyorsanız sadece Mertcan desem. Şimdi bu da kim dediğiniz an geçmiş olsun hiç okumayın bile yazıyı. Tertemiz bir canın sırf ödev yapmadığı için dayak yiyerek komaya girdiğini ve sonra benim ne işim var bunların arasında diye bizi terk edip kaybettiğimiz bir candan bahsediyorum. Daha haberiniz yoksa ne diyeyim vicdan İslamiyet’teki gibi değildir ölünce bir daha dirilmez.

Şimdi ben ne demek istiyorum. Zamanında Psikoloji’de şöyle bir deney (Bobo Doll deneyi ilgilenen internetten bakabilir) yapılmış: Birbirinden tatlı çocuklar bir odaya toplanır orada patlamayan plastik Bobo adlı bir bebek vardır. Çocukların gözü önünde kızını dövmeyen dizini döver mantığıyla Bobo adlı bebeğe şiddet uygulanır. Sonrasında tahmin edersiniz ki çocukların büyük çoğunluğu şiddet uygular.

Şimdi bu demek oluyor ki şiddet öğrenilmiş bir davranıştır yani tercih edilebilir. Bu yüzden Mertcan’nın babası- ismini söylemeye bile gerek yok, hayatında model aldığı şiddetin faturasını ona kesti.

Kavgayı, savaşmayı, ağız burun kırmayı, sen bir de onun halini gör demeyi ne de çok seviyoruz. Konuşmayı dinlemeyi alttan almayı kibarlık değil de korkaklık olarak görüp gövde gösterimizi utanmadan gururla sergiliyoruz.

Evet genlerimizde saldırganlık var yedisinde neyse yetmişinde de değişmeyen huylarımız mevcut kabul ediyorum. Ama ben diyorum ki bir işinizi yapmak istediğinizde engellenebilirsiniz, her şey yolundayken birden saçma sapan hale gelip sizi deli edebilir. Öfke böyle durumlarda olması gereken bir duygudur önemli olan onu nasıl ifade ettiğinizdir.

Yani şiddeti tercih edip etmeme meselesi. Sonraki adım ise sosyal öğrenme yani sen, ben dikkat edeceğiz ki bizim öğrencimiz, komşumuz, evladımız da bizden görüp dikkat etsin. Yoksa diğer türlü ne Mertcanlar, Özgecanlar, Şuleler… biter. Biz her şeye rağmen belki bir gün güneşli günlere uyanırız belki bir gün sadece bir kişiye rol model olarak değişimin halkasında yer alıp güzel bir işe yararız umuduyla hareket ettiğimizde çok şey değişip büyüyecek.

Artık her verileni zihin, ahlak, vicdan süzgecinden geçirip hayatımıza uygulasak daha sağlıklı insanlar oluruz. İşte bu yazı biraz da rahatınızı kaçırmak içindi. Yani şikâyet ettiğimiz her şeyin merkezinde yine biz varız. Biz ne kadar insansak karşımızdaki de o kadar insan.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz