Gülşah SERT

Gülşah SERT

SURİYE BATAKLIĞI

SURİYE BATAKLIĞI

Suriye’de işler sarpa sarıyor.

Başbakan ABD’ye gitti. Fikri gelişti, görüşü değişti.

Ne değişti ne kadar değişti göreceğiz. Ancak işler bizim açımızdan her durumda iç açıcı görünmemekte.

Reyhanlı olayları malum. Ülkemiz ikiye bölündü. Yarısı ‘O bombalamayı Esad yaptı’, diğer yarısı da ‘ÖSO yaptı’ diyor.

Gaziantep’te mafya hesaplaşıyor. İş yeri bombalanıyor. Bakıyorsun atılan bomba Suriye’den gelmiş.

Kim ne derse desin. Biliyoruz. Eli silahlı gruplar, yabancı ajanlar, provokatörler, kaçakçılar, hırsızlar, uğursuzlar sınır bölgelerimizde fink atıyor. Bu uğursuzların her biri başka bir uğursuz devletin çıkarlarına hizmet ediyor. Sahibi için yapmayacağı şey yok.

Ortadoğu büyük bir cehennem. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Bu kadar karmaşaya, her an fırıldak gibi dönen yapılanmalara, kime hizmet ettiği belirsiz bu kadar çakala, satılmışlığı ile gözü kararmış bombacılara, vurgunculara, katillere, arsızlara polis ne yapsın, asker ne yapsın, MİT ne yapsın.

Hangi birini kovalasın, hangisini yakalasın, kimi takip ve tetkik etsin.

Yüz binlerce Suriyeli var ülkemizde. Hepsine hırsız uğursuz, provokatör muamelesi yapsan, savaştan kaçan, çoluk çocuğunu kaybetmiş garibanlara yazık, günah.

Hepsine muhtaç mülteci muamelesi yapsan, bize yazık, Reyhanlı’ya yazık. Hatay’a, Gaziantep’e, Urfa’ya yazık...

Al sana iki ucu …lu değnek.

İsrail canı sıkıldıkça Suriye’yi vuruyor. Suriye geçen gün karşılık verdi. Çok geçmez, İsrail ile Esad kapışır.

Peki, bu durumda ne olacak?

Olacağı şu.

Suriye’deki bugün muhalif olan onlarca grubun en az yarısı İsrail’e karşı yeniden Esad’ın saflarına geçecek.

Peki, bu durumda Türkiye ne yapacak?

Şu anda olduğu gibi Esad’a karşı mı duracak. Müslüman bir ülkeye karşı İsrail’i mi destekleyecek?

Tarafsız mı kalacak?

Bunca tarafgirliğin ardından bu mümkün mü?

Bu karmaşa ve kargaşanın içerisinden ülkemizi zarar görmeden çıkaracak kadar büyük ve muhteşem bir dış politika kadrosu göremiyorum.

Zaten dünyanın bütün dış politika ve Ortadoğu uzmanlarını toplasanız, bu bataklıktan üstüne çamur sıçratmadan geçemez.

Türkiye böyle durumlardan en az hasar ile çıkacak beceriyi her zaman göstermiştir.

2. Dünya savaşında, Kıbrıs krizinde bunları gördük. Yine görebiliriz. Bu kargaşa ve karmaşadan yara almadan çıkabiliriz.

Ancak bunun için dış politikamızın taraf olmaktan arınması gerekiyor.

Türkiye sadece ve yalnızca kendi tarafını tutmalıdır.

Bu ülkenin ve yurttaşlarının tarafını tutmalıdır.

Bugün Suriye’de çatışan unsurların tamamı ya kendi çıkarları için ya da sahiplerinin çıkarları için çatışmaktadır. Bu unsurların hiç birisi de babamızın oğlu değildir.

Hiç kimse Reyhanlı’da can veren bir vatandaşımızdan daha değerli değildir.

Bir kez daha söyleyelim.

Türkiye yalnızca ve mutlaka kendi tarafını tutmalıdır. ABD, Suriye, İran, Irak’ın iki devleti, Arap devletleri, İsrail vs. ülkelerin değil

Bunlarla dost, düşman, müttefik ya da birçok başka şey olabiliriz. Ama ülkemiz çıkarları gereği.

Başkalarının planları ve çıkarları asla Türkiye’ninkinden üstün olamaz, olamamalı.

Dış politikamızın kırmızı çizgisi de bu olmalı.

Çünkü aslolan vatandır, vatandaştır... Ve bu da Misak-ı Milli sınırları içindedir... Gerisi laf-ı güzaf...

Bizi Suriye ve Ortadoğu bataklığından çıkaracak düstur da budur: Sadece ülke çıkarlarına odaklanmış kıvrak bir dış politika...

Bunun dışındaki her hesap ve her yol bizi bataklığın en dibine götürür.

Diyorum.

Haddim olmayarak... Affola.

 

AĞAÇ GİBİ AĞAÇ İSTİYORUZ

 

Bi dünya yeşil, iki dünya sarı, üç dünya eflatun...

Şehitkâmil, Şahinbey, Büyükşehir, kurumlar, kişiler, firmalar...

Peş peşe ağaç dikme kampanyaları, çalışmaları.

Orman ne güzel, ne güzel. Ama nerede?

Gaziantep içerisinde gezerken ağaçlara bakıyoruz. ‘Ağaç’ diyebileceğimiz ağaçların hepsi eski. 30–40–50 yıllık ve daha eskiler. Çınar, meşe, palamut, kavak... Ama ne kavak! Gaziantep’in bütün güzelliği, bütün gölgesi bu eski ağaçlardan geliyor.

Bir de yeni dikilen ağaçlara bakıyorum. Son 10 yılda dikilenler... Ondan önceki 15 yılda dikilenler... Ağırlığı ÇAM!

Ne işi var çam ağacının şehir içerisinde. Ne işi var çamın ağaçlandırma bölgelerinde.

Bir de son zamanlarda bolca dikilen ve tek özellikleri çabuk büyümek olan ucube ağacımsılar var.

Ağaç demeye şahit ister. Hani şu üstünde türlü tuhaf çiçek açan, 15 günde hem çiçeğini döken hem de yaprakları solan gariplikler.

Eskiden belediyelerde onlarca kişinin çalıştığı park bahçeler yoktu. Koca koca ziraat mühendisleri, peyzaj mimarları yoktu. Bu kadar çok çiçekçi ve fidancı da yoktu.

Ama dedelerimiz, ninelerimiz vardı. Aslan gibi... Ne görüyorsak onlar diktiler. Altına 10 masanın sığdığı çınarları onlar diktiler... Dallarına salıncak kurduğumuz meşeleri, kavakları onlar diktiler... Bugün meyvelerini yediğimiz erikleri, kayısıları, elmaları, incirleri, cevizleri onlar diktiler.

Peki sonraki kuşak ne dikti? Hiç. Hiç diyorum, çünkü bu adını bilmediğim tuhaf şeyler olsa olsa ‘Hiç’ ağacıdır!

Belki de ‘ŞEY’ ağacıdır, bilemedin ‘NEY’ ağacıdır. Ama benim lügatimde başka bir şey etmezler.

Belki ağaç dikenler bana kızacak ama...

Söylesinler. Şöyle 40–50 sene sonra torunlarımızın altına 10 masa koyup gölgesinde oturacağı, gördüğünde “Vay be ağaca bak” diyeceği bir şey diktiler mi?

Çam, güzel ve faydalı bir ağaç. Ama bulunduğu yere güzellik veren bir ağaç değil. Hani dağa, taşa, kıraca yeşillik olsun diye dikilecek bir ağaç. Ama nedense bizim belediyeler, en güzel orman ve ağaçlandırma alanlarına dayıyorlar çamı...

Şair Çınar ağacı için ne demiş biliyor musunuz:

“Bir çifti, bir şehre güzel demeye yeter” demiş.

Bizim şehre güzel dedirten bütün çınarlar eskiden kalma...

Bunlar da gitti mi, elde var sıfır...

Benim ağaç dikerlerden ricam, dikeceklerse ağaç gibi ağaçlar diksinler. Geleceği düşünsünler.

Çam olsun arazi dolsun, zakkum olsun refüj dolsun... Çakma olsun çabuk büyüsün demesinler.

Etmeyin yazıktır. Bu şehre, geleceğine, güzelliğine yazıktır.

Ağaç dikecekseniz, ağaç dikin. Çalı çırpı değil...

 

 

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz