Gülşah SERT

Gülşah SERT

SURİYE VATANDAŞI OLMAK İSTİYORUZ

 

 

 

Bu isteğin sebebini açıklamaya gerek yok aslında. Arif olan anlar...

Ancak biz de işimiz gereği her cuma bu köşeyi doldurmak zorundayız. O yüzden neden Suriye vatandaşı olmak istediğimizi mecburen anlatacağız. Ekmek parası!..

Emniyet Müdürümüz Ömer Aydın önceki gün bir açıklama yaptı.

“Suriye plakalı araçlara bir sürü ceza kesiyoruz. Ancak tahsil edemiyoruz!”

“Suriye plakalı araçlara bir sürü ceza kesiyoruz. Ancak tahsil edemiyoruz!”

 “Suriye plakalı araçlara bir sürü ceza kesiyoruz. Ancak tahsil edemiyoruz!”

Özellikle üç kez yazdım. Aslında binlerce kez yazılması gereken bir cümle. Hatta bu cümleyi afiş yaptırıp billboardlara asmak gerek.

Suriyelilerle ilgili pek çok şehir efsanesi duymuş, münferit bazı olayları da haber yapmıştık.

Lokantaya girip yemek yiyen, dükkâna gidip alışveriş yapan ama para ödemeyen Suriyeliler...

Aldıkları hizmetin karşılığını ödemeyip “Tayyip Erdoğan ödeyecek” diyen Suriyeliler.

Ev kiralayıp, kirayı ödemeyen Suriyeliler.

Doktordan güneş kremi ve güneş gözlüğü isteyen Suriyeliler.

Kamplarda yemeği, hastanede doktoru beğenmeyen Suriyeliler.

Ancak dediğimiz gibi, bunlara hep münferit olaylar olarak baktık ve resmi ağızlar bu olayları hiç doğrulamadı.

Şimdi Emniyet Teşkilatının şehrimizdeki en üst düzey yetkilisi açıklıyor:

“Suriye plakalı araçlara bir sürü ceza kesiyoruz. Ancak tahsil edemiyoruz!”

Bu ne demek biliyor musunuz?

Adam sözde savaştan kaçıp ülkemize geliyor.

Ülkemizin kanunlarını çiğniyor. Trafikte kafasına göre takılıyor. Polisimiz görevini yapıyor,  cezasını kesiyor. Ancak bu cezaları da ödemiyor benim mağdur Suriyeli kardeşim.

Gerçekten mağdur olup kamplarda çile çekenlere lafımız yok.

Ancak altlarında bizim hayalini bile kuramadığımız lüks araçlarla, kentin en nezih yerlerinde fink atan, sırtı pek, karnı tok, cebi dolu çakma savaş mağdurlarına çok sözümüz var. Alayına gıcığız.

Biz elektrik borcumuzu ödemediğimizde, trafik cezamızı ödemediğimizde en ağır yaptırımlarla, faizlerle, hatta hapis cezasına varan uygulamalarla karşılaşıyoruz.

Ancak sözde savaş mağduru Suriyeli kardeşim, hem yasalarımızı çiğniyor hem de cezasını ödemiyor.

Ohh, kebap. Zaten adam olsa, davasına inansa, gelip burada para yemez, hak yemez, hukuk çiğnemez. Madem yasa çiğneyecek gücü, ceza ödemeyecek kurnazlığı var...

Adam olan adam gider ülkesi için, inançları için, sevdikleri için savaşır, kaçmaz.

Biz dedelerimizden böyle gördük. Bu ülkenin nasıl kurtarıldığının hikâyelerini okuduk. Vatanseverliğin ne olduğunu biliriz.

Bu yüzden kimse kusura bakmasın. Türkiye’de, Gaziantep’te, kamplarda... Eli ayağı tutan, yeri geldiğinde bizim askerimize, polisimize isyan eden, kavga eden Suriyeliler var ya...

Şehir içinde araba ile fink atan, kırmızıda geçen Suriyeliler var ya...

İşte onlar savaş mağduru ya da zavallı falan değil.

Onlar hain. Ülkesi zor durumdayken halkı eziliyorken (Onlar öyle diyor ya, artık buna da inanasım yok) gelip burada keyif çatan adam haindir. Ülkesi için savaşmak varken kaçan adam haindir. Ya da bilemedin yalancıdır.

Ülken yansın, yıkılsın, sen burada keyif sür... Araba sür... Ekmeğin üstüne şokella sür... Üstelik trafik cezanı ödeme, kira ödeme, lokantada yemek, hastanede doktor, eczanede ilaç parası ödeme...

Şimdi bu imkânları görüp de “Ben de Suriye vatandaşı olmak istiyorum” dememek mümkün mü?

 

NOT: Kimse bana Suriyelileri savunup, “Şöyle, böyle demesin.”

Bizim sınırımızdan içlere doğru yüzlerce kilometre Suriye toprağı muhaliflerin kontrolündeymiş. Ülkenin çoğunu muhalifler ele geçirmiş. Esad çok küçük bir toprak parçasında sıkışmış.” Bizim medya ve yetkililerimiz öyle söylüyor.

Peki, vaziyet böyle ise, çocukları, kadınları, yaşlıları ve hatta yorgunları geçtik diyelim. Eli ayağı tutan, araba kullanan!, çocuklarından birini kucağına, diğerini sırtına alıp, Sanko Park’ta fink atan Suriyeli adamlara ne oluyor? Niye buradalar? Onlar burada keyif sürerken Suriye’de neden Türk, Arap, Afgan, Lübnanlı, Libyalı ve daha 72 milletten insan bunlar için savaşıyor. Değer mi bunlar için?..

DEĞMEZ... O yüzden, kadın, çocuk, yaşlı ve hastaları alın, gerisini sınır dışı edin gitsin... Ya da dediğim gibi, bizi de Suriye vatandaşı yapın!

 

KİM KİMYASAL KİM DEĞİL?

Dün Adana’da El Kaide bağlantılı 12 kişi gözaltına alındı. Yanlarında 2 kilo Sarin gazı vardı.

El Kaide kim? Suriye’de muhaliflerin yanında savaşan radikal bir örgüt.

sarin gazı ne? Kimyasal bir silah, ölümcül. 1995 yılında Tokyo metrosunda 200 gram sarin gazı ile terör eylemi düzenlenmiş, onlarca kişi ölmüş, binlerce kişi de yaralanmıştı. 2 kilo sarin gazının ne yapacağını siz düşünün artık.

Bu arkadaşlar sarin gazı ile ne yapacaktı?

a)     Sinek öldürecekti

b)    Tarla ilaçlayacaktı

c)     Türkiye’de eylem yapacaktı

d)    Suriye’de kullanacaktı

e)     Hepsi

f)     Hiçbiri

g)     Hepbiri!

 

Suriye’de taraflar aylardır birbirini suçluyor, “Karşı taraf kimyasal silah kullanıyor” diye. Kimyasal silahı kimin kullandığı konusunda bir türlü kesin delil bulunamıyordu. Bizim bulamadığımız o delil geldi Adana’da bizi buldu.

Eğer bu kimyasallar Suriye’de kullanılacak idiyse ki yakalananların öyle söylediği ifade ediliyor... Demek ki Suriye’de en azından muhaliflerin kimyasal silah kullandığı kesinleşti.

Yok, Suriye’de değil Türkiye’de eylem yapacaklardıysa: Biz bu muhalif denilen güruha ne yaptık ki? İyilikten ve yardımdan başka.

Olaylara bakar mısınız?

Suriyeli kardeşlerimiz Gaziantep’te bizim mafyaya el bombası satıyor.

Suriyeli kardeşlerimiz Burç’ta bomba yaparken evi havaya uçuruyor.

Suriyeli kardeşlerimiz Adana’da sarin gazı ile yakalanıyor...

Suriyeli muhalif kardeşlerimiz...

Ne kardeşi be. Daha önce de söylemiştik. Bizim böyle kardeşimiz yok! En azından benim yok.

Bu olayda da gördük, Suriye’de kim kimyasal, kim değil. Buyrun.

 

BİRİNCİ GELENEKSEL! İSLÂHİYE

KISA ŞALVAR GÜREŞ FESTİVALİ

 

İslâhiye Belediyesi ‘Güreş Festivali’ düzenliyor. Davetiye ve afiş bastırmışlar. “1. Geleneksel Kısa Şalvar Güreş Festivali” diye...

Yaza yaza kışı getirdik. Bir şeyin birincisi nasıl GELENEKSEL OLUR ki?..

Yahu bu nasıl bir ENEK’tir ki daha birincisinde GELENEK olabiliyor.

Neyse bunu fazla uzatmayalım. Bir kez daha söyleyelim, ‘BİRİNCİ GELENEKSEL’ diye bir şey olmaz... Yapmayın, komik olmayın...

Bilmiyorsanız bilene sorun. Danışın, öğrenin.

Festivaliniz hayırlı ve başarılı olsun. İnşallah bir gün gelsin gerçekten GELENEKSEL olsun.

Daha ne diyeyim ki?

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz