Uzm. Dr. Bahar Borçin

Uzm. Dr. Bahar Borçin

Tarihte İnfluenza ve Koronavirüs Salgınları

Tarih bize, öngörülemez biçimde yeni hastalıkların ortaya çıkabileceğini, eski hastalıkların ise yeniden belirebileceğini göstermektedir. İnsanların ve malların küresel düzeydeki hızlı hareketi, bugün bulaşıcı hastalıkların eşi görülmemiş oranlarda ve dünya ölçeğinde yayılması ve sağlık sistemlerinin de bu duruma zamanında yanıt vermekte zorlanması anlamına gelmektedir. Çeşitli virüs ve bakteriler farklı bulaş yolları ile salgınlara yol açabilir. Bu hastalıklar kendi kendilerini sınırlayıp belli birkaç semptoma yol açabildikleri gibi, kimi zaman ciddi olmak üzere kısa ya da uzun dönemli etkiler de yaratabilir.

Görece hafif rahatsızlıklar savunmasız durumdaki kimi insanlar söz konusu olduğunda yaşamı tehdit edebilir. Bu insanlar arasında bağışıklıkları belirli bir dereceye kadar baskılanmış olanlar bulunabildiği gibi yaşlılar ve çok küçük yaşlardakiler de yer alabilir. 

Dünya Sağlık Örgütüne(DSÖ) göre salgın, belirli bir toplumda belirli bir zaman diliminde, bir enfeksiyon hastalığına yakalanan bireylerin sayısındaki beklenenden fazla artış durumudur ve pandemi ise dünyada birden fazla ülkede veya kıtada, çok geniş bir alanda yayılan ve etkisini gösteren salgın hastalıklara verilen genel isimdir. Şimdi de 20.yy başlarından bu yana milyonlarca insanın hayatını ve olağan yaşamını tehdit eden influenza ve korona pandemilerine bir göz atalım.

İnfluenza Pandemileri

İnfluenza virüsü ilk olarak 1933’ te izole edilmiş olup bilinen en eski pandemi ise 1580’ de olmuştur. Ardından 10-50 yıl arasında aralıklarla şiddeti ve etkisi değişerek 31 pandemi daha tanımlanmıştır.
Yirminci yüzyılda İspanyol gribi(1918), Asya gribi(1957-1958) ve Hong Kong gribi(1968) olmak üzere influenzaya bağlı üç pandemi yaşanmıştır. Bunlar arasında en şiddetli olanı: 1918 yılında görülen ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yarım milyon, bütün dünyada 20 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığı tahmin edilen ve İspanyol gribi olarak adlandırılan influenza pandemisidir.

Yirmibirinci yüzyılın ilk influenza pandemisini, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Haziran 2009'da, yeni influenza A(H1N1) virüs alt tipinin ortaya çıkmasından sonra ilan etmiştir. Bu virüs, Nisan 2009'da Meksika’dan başlayıp önce Kuzey Amerika’ya ve Batı Avrupa’ya daha sonra da dünya çapında hızla yayılarak bir pandemiye neden olmuştur. Virüs, domuz, kanatlı hayvanlar ve insan influenza virüslerine ait genetik özellikleri taşımaktadır. Virüsün yol açtığı pandemideki birinci dalga olarak kabul edilen beş ay içinde (Ağustos 2009 dönemine kadar) yaklaşık 200.000 vaka ve 1.800 ölüm bildirilmiştir.

Koronavirüs Pandemileri

İlk olarak 1960’ larda keşfedilen koronavirüsler, soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) ve Ağır Akut Solunum Sendromu (Severe Acute Respiratory Syndrome, SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara kadar çeşitli hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesidir.

İnsan korona virüsünün neden olduğu ağır akut solunum yolu sendromu (SARS) vakası ilk olarak 2002 yılının ikinci yarısında Uzak Doğu Asya’da görülmüş ve gribal bir enfeksiyon olarak kayıt altına alınmıştır. Ancak, sonraları ağır semptom gösteren hastalarda solunum yetmezliği nedeniyle ölüm vakaları görülmeye başlanmıştır. SARS virüsünün, ilk olarak tespit edildiği 2002 yılında hızla 29 ülkeye, 4 ay içinde de dünyaya yayıldığı ve dünya çapında 37 ülkede görüldüğü bilinmektedir. SARS-CoV’un 8500 vakada %10’a yaklaşan genel bir ölüm oranıyla 800’den fazla ölüme yol açtığı, 65 yaşın üzerindeki kişilerde de %50’ye yaklaşan yüksek ölüm oranı bildirilmiştir. İnsanlarda görülen SARS-CoV’un büyük ihtimalle yarasalardan kaynaklandığı ve tesadüfen insanları bulaştığı tahmin edilmektedir.

2012 yılında Arap Yarımadası’ndaki develerde ortaya çıkan, ciddi akut solunum yetmezliği ile seyreden hastalarda yeni bir coronavirüs türü izole edilmiştir ve Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) olarak adlandırılmıştır. Suudi Arabistan, Ürdün, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman gibi Arap Yarımadası ülkeleri yanı sıra Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya gibi Avrupa ülkeleri ve Tunus’tan vakalar bildirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün bildirdiği son verilere göre ölüm oranı %40 civarında olup dünya çapında 640 kişi MERS salgını sebebiyle hayatını kaybetmiştir

Şu an yaşadığımız koronavirüs pandemisi ise ilk olarak 31 Aralık 2019'da Çin'in Hubei eyaletinin Vuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen zatüre vakalarını bildirilmesiyle ortaya çıkmıştır. 7 Ocak 2020’de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir coronavirus (2019-nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı COVID-19 olarak kabul edilmiştir. Şu ana kadar bildirilen ölüm vakaları genellikle ileri yaştaki bireyler ya da eşlik eden sistemik hastalığı olan bireyler olmuştur. 2019-nCoV lerin kökeni eldeki verilerle Huanan Deniz Ürünleri Toptan Satış Pazarında yasadışı olarak satılan vahşi hayvanları işaret etmektedir. Hastalığın yol açtığı ilk ölüm 9 Ocak 2020'de meydana gelmiş, ülkemizde ilk COVID-19 vakası 11 Mart 2020’ de saptanmıştır.

DSÖ’ nün Çin Halk Cumhuriyeti verilerine göre ölüm hızı %3,8 olarak bildirilmiştir. Antartika hariç 6 kıtanın tamamına etkisi altına alan koronavirüsün 5 Mayıs 2020 itibariyle 3 milyon 489 bin kişide tespit edildiği ve 241 bin kişinin ölümüne sebep olmuştur. Tüm ülkelerin ortalamasına bakıldığında ise ölüm oranı %7 civarındadır. Hali hazırda virüse karşı geliştirilmiş aşı ve ilaç yoktur. Maalesef tüm dünyayı etkilemeye devam etmekte olup bu sayılar gün be gün artacaktır.

Ve Son Olarak…

Yaşadığımız son pandemi yüz binlerce insanın ölümüne, kimi sağlık sistemlerinin çöküşüne, iş ve eğitim hayatında aksaklıklara, milyonlarca insanın işsiz kalmasına ve de ülkelerde ciddi ekonomik zararlara sebep olmuştur. Yukarıda bahsettiğim üzere bu ne ilk ne de son pandemi olucaktır. Deprem gerçeğini nasıl kabul ettiysek pandemi gerçeğinide kabul edip hükümetler gerekli tedbirlerini almalı, bireyler bu gerçekle daha dikkatli yaşamayı öğrenmelidirler.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz