Hüseyin TOPRAK

Hüseyin TOPRAK

TRAFİK IŞIKLARI...

(Doğa, oturun oturduğunuz yerde dedi, bizi eve mühürlediler. Biz de uyduk, 10 günden bu yana evden çıkmıyoruz. Daha ne zamana kadar çıkmayacağımız belli değil.

Yani olağanüstühalimizi kendi başımıza çözüyoruz.

Evde ne yapıyoruz? Bol bol kitap okuyoruz.

Televizyonu açıyoruz, bütün kanallarda coronavirüs.

İnternetten gazeteleri tarıyoruz, manşetler coronavirüs.

Vakalar, ölümler artarak sürüyor.

Geçtiğimiz gün bütün camilerde bu virüsün yurdumuzu terk etmesi için dualar edildi, virüse beddualar yollandı.

Ne diyelim? İnşallah dualar da beddualarda kabul edilir…

 

Bir haftadır bu virüsü yazmaktan sıkıldım, bugün yine eski bir yazımı yineliyorum. 27 Nisan 2007 günü yayınlanmış bir yazım.

Trafikle ilgili yazmışım, aradan 13 yıl geçmiş, trafik için birçok önlem alınmış(!)

Bakın bakalım, değişen bir şey var mı?)

 

Kavşaklardaki trafik akışı, bilmem dikkatinizi çekiyor mu?

Trafik ışıklarına uyan, neredeyse parmakla sayılacak kadar az.

Geçtiğimiz gün sabah saatlerinde evden çıktım, her zaman geçtiğim yeni açılan Disburg Bulvarı’nda , kısa bir süre önce meydana gelmiş bir trafik kazasıyla karşılaştım.

İki servis minibüsü çarpışmıştı.

Yaralananlar hastanelere kaldırılmış, minibüsler ters dönmüş duruyordu.

Kaza anında bir de elektrik direğini devirmişlerdi.

Meraklı insanlar, trafik polis memurlarına kaza hakkında yorumlar yapıyorlardı.

O kavşakta trafiği yönlendiren ışıklar var.

Bu ışıklara uyana pek rastlamamıştım.

Sakin bir semt olduğu için, sürücüler, sağına soluna baktıktan sonra, kendilerine kırmızı ışık da yansa basıp gidiyorlar.

Bu anlayışla sonunda geliyorum diyen kaza olmuştu.

İki servis aracından biri trafik ışıklarına uymamış ve 18 kişinin yaralanarak hastanelere kaldırıldığı bir trafik kazası meydana gelmişti.

Yalnız o sakin bulvardaki trafik ışıklarına değil, kentin göbeğinde bulunan yoğun kavşaklarda da ışıklara uymayan sürücüler yok mu?

Işıklarla yönlendirilen trafiği altüst eden sürücü yığınla.

Bu olgu, biraz da bizim kural tanımazlığımızdan kaynaklanıyor.

Her ışıklı kavşakta birkaç tane trafik polis memuru da olsa değişen pek bir şey olmuyor.

Sürücülerin sorumsuzluğu almış başını gidiyor.

(Yaz cezanı, al paranı) mantığıyla çözülemeyecek olan trafik kargaşası her geçen gün büyüyor.

Yoğun trafik akışı içinde olan her 10 sürücüden 7 veya 8 tanesi hem cep telefonuyla konuşuyor hem de aracını kullanıyor.

Emniyet kemeri zaten hak getire.

Sürücüler trafik kurallarına uymuyor, bir kaza olunca da (nerede bu devlet) diye bas bas bağırıyor.

Devlet her sürücüye bir trafik polis memuru mu görevlendirecek diye düşünen yok.

Sonuç olarak trafik arapsaçı.

Ve işin kaynağı da kural tanımayan sürücüler.

Kimseyi suçlamaya hiç gerek yok. Kural tanımayan, trafik ışığı dinlemeyen, trafik kurallarını bilmeyen, hareket halindeyken cep telefonuyla konuşan, küçük bir kazada bile kendini haklı gören sürücülerin tümü suçlu değil mi?

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz