Doç. Dr. Muammer OYTAN

Doç. Dr. Muammer OYTAN

YALAN YERE BİLE BİLE YEMİN ETMEK

BİR AYET

“… Kim ‘ihsan’ derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır.Artık onlara korku yoktur…”(Bakara, 2/112)

 

BİR HADİS

İhsân, Allah’a, sanki O’nu görüyormuş gibi kulluk etmendir.Çünkü her ne kadar sen Allah’ı görmesen de O seni görmektedir.”

14- YALANCI ŞAHİTLİK .

İslâm’da şahitliğe büyük önem verilmiştir. Gerektiğinde şahitliği yerine getirmek dinî bir görev ve farz, şahitlik yapmamak veya yalancı şahitlik yapmak ise büyük günahtır ( Mustafa Güney,Yalan Yere Şahitlik s.399)

Yalancı şahitlik; doğruyu söylememek, yalan-yanlış şeyler söylemek suretiyle adaletin doğru şekilde tecelli etmesinin engellenmesi; haklı olan tarafın haksız çıkarılması ve bu suretle kul hakkının geçmesine sebep olunmasıdır. Tanrı huzurunda bu büyük bir günahtır ve Cenab-ı Allah’ın, kendisinin affetmeyeceği, ancak helâlleşmek ve tövbe etmek suretiyle mağdur olan kişinin affedebileceği veya affedilmesine vesile olabileceği bir günahtır

İslâm dininde, yalan söylemeye, yalan yere yemin etmeye izin verilmemiştir. Şayet bilmeden böyle bir duruma düşmüş isek hatamızı anladığımız zaman hiç beklemeden günahlarımızı bağışlaması için Allah’a tövbe etmeli, üzerimizde kul hakkı var ise hak sahipleriyle dünyada iken helalleşmeliyiz.(Dr.Hamdi Tekeli, Yalan Yere Yeminden Sakınalım, Kur’ân’dan Öğütler 2, D.İ.B.Yayını, s. 402 )

Toplumun huzuru, insanlar arasında adaletli olmaya ve insan haklarına saygı duymaya bağlıdır. Dirliği, birliği ve bütünlüğü temsil eden “mülk”ün temeli, adalettir. Adaletin destek ve payandası ise doğru şahitliktir. Doğru şahitliğin olmadığı yerde adalet yanılır ve haklı haksız, haksız da haklı çıkar.

Bilerek yapılan yemin; hiçbir gereği yok iken, boş yere, gerçek olmayan sözlerine sahicilik ve doğruluk payı kazandırmak için ve böylece başkalarını aldatma aracı olarak kullanmak amacıyla bilerek ve isteyerek yapılmış olan yemindir. Allah Tealâ bunu hoş görmemekte, kınamakta ve cezasını

YALAN YERE BİLE BİLE YEMİN ETMEK.

Yemin; dinî bir kavram olarak, bir kimsenin, Allah’ın adını anarak sözünü kuvvetlendirmesi demektir. “ Vallahi, billahi, tallahi, Allah şahit, Allah hakkı için, Allah adına yemin ederim v.s.” gibi ifadeler bu tür sözlerdir. Yeminin üç türü vardır:

-Yanlışlıkla, boş bulunarak, bir kasıt bulunmaksızın, günlük hayatta dil alışkanlığı sebebiyle söz sırasında “Vallahi” şeklinde söylenen sözlerle yapılan yeminler. Bunlar için herhangi bir kefaret gerekmez.

-Kişinin,  gelecekte bir şeyi yapacağına veya yapmayacağına dair ettiği yemin…Bu yeminin yerine getirilmesi, yemine uyulması gerekir. Yeminin bozulması halinde kefaret gerekir.

-Bile bile, yalan yere edilen yemin. Bu tür yemin büyük bir vebaldir; bu tür yeminler kefaretle temizlenemez.Tövbe ve istihfâr gerekir.

 

İBADETE BAHANE YOKTUR.

İslâm âlimlerine göre: Kıyamet günü, Yüce Allah, şu dört kimseyi ibadet edemeyişlerine bahane uyduran dört zümreye örnek göstererek bahanelerini çürütecektir:

1-İbadet etmelerine zengin olmalarının engel olduğunu ileri sürenlere, Hz. Süleyman’ı örnek gösteripSen Süleyman’dan daha zengin değilsin, O’nun zenginliği bana ibadet etmesine engel olmadıdiyecektir.

2-İbadet etmelerine köle olmalarının engel olduğunu söyleyenlere Hz.Yusuf’u örnek gösterecektir.

3-İbadet etmelerine fakirliğin engel olduğunu ileri sürenlere de Hz. İsa’yı örnek gösterecek ve: “Sizler İsa kadar mı fakirdiniz? Yoksulluk O’nu bana karşı ibadet görevini yerine getirmekten alıkoymadıdiyecektir.

4-İbadet etmelerine hasta olmalarının engel olduğunu söyleyenlere de Hz. Eyyûb’u örnek gösterecektir. “Siz mi yoksa Eyyûb mu daha çok hastalık çekti? Öyleyken hastalık O’nu bana ibadet etmekten alıkoymadı”buyuracaktır. ( Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler,s.241)

KANAATKÂR OLMAK

Kanaat; Allah’ın takdir ettiği rızka, ne kadar olursa olsun rıza göstermek ve şükretmektir. Kur’ân-ı Kerim’de:“…Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir.”( İbrahim,14/7) buyrulmuştur.Atalarımız da “aza şükretmeyen çoğu bulamaz.” demişlerdir.

Kanaat etmeyen kimse, içerisinde bulunduğu hiçbir durumdan memnun ve mutlu olmaz; şükretmeyi bilmez. Daima şikayet eder, her zaman sızlanır, hep başkalarının malına-varlığına göz diker, kıskanır! Hangi durumda olursa olsun hep daha fazlasını ister ve bu nedenle de hiçbir zaman tatmin olmaz.Tatmin olmayınca, şükretmeyince, yüreği kıskançlık içinde sıkışınca mutlu da olamaz! İnsan; her daim maddi olarak kendisinden daha aşağıda olanların, yokluk-kıtlık içinde olanların, sıkıntı çekenlerin durumuna bakıp haline şükretmeli ve Allah’ın verdiği mallardan, yine Allah yolunda harcayarak, âhiret sermayesini biriktirmeye çalışmalıdır.

HZ. DAVUD’UN SIZLANMASI.

Anlatıldığına göre Hz. Davud, bir sahile çekilmiş, orada bir yere kapanarak bir yıl süre ile kendini ibadete vermişti. Sonunda bir gün: “Yâ Rabbi, belim büküldü, gözlerim görmez oldu ve göz pınarlarım kurudu. Bu durumumun sonu nereye varacak bilmiyorum” dedi. Bunun üzerine Yüce Allah, bir kurbağaya: “Kulum Davud’a cevap ver!” diye vahyetti. Allah’ın bu emri üzerine kurbağa şunları söyledi: “Ey Allah’ın Peygamberi, bir senedir ibadet ediyorsun diye Allah’ı minnet altında mı bırakmak istiyorsun? Seni peygamber olarak gönderen Allah adına yemin ederim ki, ben 30 yıldır bir saz parçası üzerinde Allah’ımı tespih ettiğim, O’na hamdettiğim halde yine de O’nun korkusundan tırnaklarım titriyor.

Kurbağadan bu sözleri dinleyen Hz. Davud, hüngür hüngür ağlamaya başaladı. (Ebûl-Leys Semerkandî, Sohbetler, s.452)

 

BİRBİRİNE KARDEŞ GİBİ DAVRANMAK.

 

Kur’ân-ı Kerim’de buyrulmaktadır ki Müminler ancak kardeştirler; onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki merhamet olunasınız !”(Hucurât,49/10). Şu halde müminlerin birbirlerine karşı gerçek bir kardeş gibi davranmaları, kavgadan-nizadan uzak durmaları; birbirlerini kıskanarak basit menfaat ve çıkarları için birbirlerinin kuyusunu kazmaktan vazgeçmeleri; uyum içinde, anlayış içinde, yardımlaşma içinde, iyi komşuluk ilişkileri içinde davranmaları ve anlaşmazlığa düşmüş olanların aralarını düzeltmeleri gerekir

Cenab-ı Hak; Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder kötülükten alıkoyarlar. Namazı kılar, zekatı verirler. Allah’a ve Resûlüne  itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir…”( Tevbe,9/71)  buyurmaktadır.

 

HESAP GÜNÜNE HAZIR OLMALIDIR.

Yüce Mevlâmızın bildirdiği hesap gününde kurulacak adalet terazilerine inanmayanlar, yaptığı kötülüklerin ve hıyanetliklerin yanına kâr kalacağını zannedenler gaflet ve dalâlet içindedirler. Haklı, mutlaka hakkını alacaktır. Dünyada, adalet duygusundan yoksun olanlar yüzünden haklarını ve hukuklarını alamamış olanlar, ahirette kurulacak Mahkeme-i Kübra’da, Hesap Gününde alacaklardır.

Buna samimiyetle inandığımız için kötülük yapmak yerine iyilik yapmanın yollarını aramak zorundayız.İnsanlar, hür iradeleri ile doğru ve yanlışı seçmekte serbest bırakılmıştır.Öyle ise herkes kendi yaptıklarından sorumludur.Kimse kimsenin günahını yüklenmeyecektir.Hiç kuşku yok ki, mümin olan insanlar da zaman zaman hata ederler, yanlış yaparlar ve haram olan işleri işleyerek günaha girerler. Girdikleri günahlar kul hakkı ile ilgili ise, kullara haklarını ödeyerek helalleşirler.Kullara karşı haklarını bu dünyada ödemezlerse, öbür dünyada ödemek zorunda kalırlar.Kazandıkları günahlar Allah hakkı ile ilgili ise, tövbe edip af dilerler. Allah dilerse tövbeleri kabul edip onları affeder, dilerse de işledikleri suça uygun cezalarla cezalandırır.Ama sonuç itibariyle herkes kendi günahının sonucuna katlanır, kimse başkasının günahından dolayı cezalandırılmaz. (Mustafa Kılıç, Hiç Kimse Başkasının Günahını Yüklenmez,Kur’andan Öğütler1,D.İ.B.Yayını , s.378-379)

 

TEVEKKÜL

Müminde bulunması gerek en en önemli özelliklerden birisi de tevekküldür. Tevekkül, elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah Tealâ’ya havale etmektir. Sevinçte-kederde, bollukta-darlıkta, her zaman, her anımızda Allah’a sığınmaktı, güvenmektir. En zor anlarımızda, yanımızda kimseyi bulamasak dahi, ümidimizi kesmeden el açıp Yüce Rabbimizden yardım dilemektir. Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) ve Hz. Ebû Bekir Medine’ye hicret için yola çıkmışlardı. Durumdan haberdar olan müşrikler her tarafta onları aramaya başlamışlardı. Takip edilmemek ve müşrikleri şaşırtmak için Allah Resul’ü, yol arkadaşıyla birlikte Sevr dağında bir mağaraya sığınmıştı. Müşrikler bir ara mağaranın önüne kadar gelip dayanmışlardı. Bu esnada Hz. Ebû Bekir, “Yâ Resulallah eğilip ayaklarının dibine bir baksalar bizi görecekler!” sözüyle endişesini dile getirmişti. Allah’a karşı her daim tam bir güven ve teslimiyet içinde olan Resulallah Efendimiz şöyle diyerek arkadaşını sakinleştirmiş ve bir yönüyle bize tevekkülü öğretmiştir: “Üzülme! Allah bizimle beraberdir. Allah’ın yanında olduğu iki kişi hakkında neden endişe ediyorsun ki?”( Buharî,Fedâilü’l-Ashâb,2)

KITA

Cennet pınarı gibi has-pür akar,

Tanrı her damlasına rahmetle bakar!

Cehennem ateşin söndüren tek güç,

Gözyaşı, gönül kirini yur yıkar!

 

AVRUPA

Ana sütü gibi dupduru

Niyetleri, hoyratça iter!

İnsanlık fidanı kupkuru

Yerine kin ve nefret diker!

 

İyi, güzel, has ve asilden

Gel, birazcık kısmetini al!

Ahlâken ıslah olmadıkça

Al! Birliğini başına çal!

 

KITA

Tanrıya ulaşmak başlangıcı:

Kendi nefsinden kurtul gitsin!

İç boşluğu sevgiyle doldur,

Has güzellikler tecelli etsin!

KITA

Ömür dediğin bu gizemli yaşam,

Damla damla akan bir kum saati!

Her damlada Râbbin rızasın kuşan,

Aç gözlü olma, getir şu kanaati!

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz