GAZİANTEPSPOR’UN 55. YILININ ANISINA

Uzun kuyruklarda itişe kalkışa, saatlerce sıra beklemek özlenir mi sizce?
Yazıyı okumadan ‘Saçmalama, kuyruklar da özlenir mi?’ diyebilirsiniz.
Ama ben özlüyorum.
Hem de sabahın 7’sinde gidip, akşama kadar ezile ezile sıra beklediğim günleri özlüyorum.
Çünkü o zamanlar sevdalıydım.
Ne kızlar, ne kahvehane köşeleri, ne de başka bir şey.
Tek sevdam vardı, o da Gaziantepspor.
7’den 70’e herkesin sevdasıydı.
Kamil Ocak Stadyumu’na girip, kırmızı siyahlı formayı giyip top peşinde koşturan 11 adamı seyretmek, dünyalara değişilmeyecek bir mutluluktu.
İçeri girmek de kolay değildi öyle.
Sabah ezanıyla gitmeliydin ki, rahat bir şekilde içeri girebilesin.
“Abi senle geleyim mi? Param yok” diyen çocuklar vardı.
Bir de “Maçın son 15-20 dakikasında kapılar açılsın da merdivende dahi olsa seyredelim” diyen parasızlar.
Fenerbahçe, Galatasaray veya Beşiktaş geldiğinde geceden gidip stadyum önünde yatanlar olurdu.
Aç da kalsak, soğuktan üşüsek de, sıcaktan kavrulsak da, içeri girip koltuklara oturduğumuz zaman her şeyi unuturduk.
Hele bir de üzerine galibiyet gelirse, demeyin keyfimize.
O keyif bir hafta sürerdi.
Ama bir de yenilirsek, tam bir hafta üzülürdük, kahrolurduk.
Tribünlerin tamamı dolar, bir o kadar da dışarıda taraftarlar kalırdı.
Bırakın Gaziantep’teki maçları, çevre illere dahi 5-10 bin kişiyle gittiğimiz olurdu.
Özellikle Mersin’e gitmek isterdi herkes.
Seyyar satıcıların dışarıdan 20 metre yukarıya fırlatarak attığı acurları bile bile atarlardı, sahamız kapansın da Mersin’e gidelim diye.
Kamil Ocak’ta haftada bir gün yapılan çift kale antrenman maçında dahi tribünler dolardı.
Zaten kırmızı siyahlı dev bayraklı sarı taksilerin yaptığı anonsları duyup da maça gitmemek imkansızdı.
Yarım asırlık amigo Şükrü’nün orta sahaya gidip, taraftara ‘Kırmızı-siyah’ çektirmesi, amigo Reşit’in rakip takım ısınırken, kalelerinin içine dombalak aşarak gol olması ve kaleciyle itişmesi, Amigo Hacı’nın tüm stadyuma yeten sesiyle ‘Oy oy’ çektirmesi, Amigo Mahmut’un ‘Arhadaşlar, Allahını seven bağırsın’ diye başlayıp tribünleri ayağa kaldırması ayrı bir keyifti.
Grup Gençler olarak yola çıkan, daha sonra Gençlik 27 olan taraftar grubunun her maçta 90 dakika inanılmaz desteği hep hafızalarımızda duruyor. Son zamanlardaki desteği ile Hoşgör Tayfa grubunu da unutmamak lazım. İşin en keyifli tarafı da kazanılan önemli maçlardan sonra dışarının karnaval yerine dönmesi idi.
İşte böyle bir sevdaydı Gaziantepspor.
Şimdi yazımın başında ‘Saçmalama, kuyrukta beklemek özlenir mi?’ diyenlere yeniden soruyorum;
“Uzun kuyruklarda itişe kalkışa, saatlerce sıra beklemek özlenir mi sizce?”
Belki hala sevda sürüyor ama, maalesef ki, imkansız aşk haline dönüştürüldü koskoca camia.
Gaziantepspor sevdasını bilmeyenlerin, cebini doldurma derdinde olanların, şov yapma peşinde koşanların, beceriksiz yöneticilerin ve ruhsuz futbolcuların eseri olarak yok edildi.
Bize Gaziantepspor sevdasını yaşatanlardan Allah razı olsun, bu sevdayı yok etmek isteyenleri de Allah nasıl bilirse öyle etsin.
Ama yeniden gelecek Gaziantepspor

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Okan Çelik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Telgraf Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Telgraf Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Telgraf Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Telgraf Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.